T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kâmil Doruk'la 30 yıl...

Kâmil Doruk, benim 30 yıllık arkadaşım, dostum, kardeşim.. Düşünüyorum da; birlikte, Bursa'da parasız yatılı olarak okuduğumuz ortaokul-lise döneminden bugüne, Kâmil'le varolan ve aslında 'kendini bulma' döneminden itibaren bir kader çizgisini paylaştığımız 'hısım'lığımız, fizikî/coğrafî engeller araya girse de, mânen, hiç ınkıtaya uğramamış. Aksine, bana göre sürekli yenilenmiş, tazelenmiş, boyut kazanmış..

Yıllar, bizim hayatımızdan da su gibi akıp, gitti. 40'ı devirdik.. "Gençlik gençlik" derken, bir de baktık, "Orta kuşak"a dahil olmuşuz. Hayat, böyle işte!

Kâmil Doruk'la benim '70li yılların ikinci yarısında başlayan ilk edebiyat ilgilerimizin ana merkezi, Vedat Şahin ve Mahmut İncimez'lerin Bursa Setbaşı'ndaki öğrenci eviydi. Cumartesi günleri sabahın erken saatlerinden itibaren soluğu orada alır, zaman zaman akşam yemeklerine de misafir kalırdık. Biz, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil'i önce o evde tanıdık ve sevdik..

Ortaokula olduğu gibi üniversiteye de aynı dönemde (1982) başladık Kâmil'le; o, İst. Üniv. Edebiyat Fakültesi'nin Psikoloji Bölümü'ne, ben ise aynı fakültenin Felsefe Bölümü'ne kayıt yaptırdığımızda, kalmak için başvurduğumuz ilk yer Atatürk Öğrenci Yurdu'ydu.. Daha sonra, ben, Üsküdar'daki 'bizim çocuklar'ın öğrenci evinde ve Küçükyalı'daki evimizde kalırken, o çeşitli semtlerde ikâmet etti. Şiirden, hikâyeden bahsederek, fakültenin felsefe ve psikoloji koridorlarını az arşınlamadık birlikte. Yemeğimizi ve harçlığımızı bölüştük. İçimde hâlâ yaradır: Bir ara, Kâmil, ev sorunu yaşadı; ben, özel bir durumum sebebiyle, Küçükyalı'da, kısa süreli misafirlikler dışında, bir türlü birlikte kalmamızı sağlayamadım. Bundan dolayı, kendisini incittiğimi, kırdığımı, yaraladığımı düşündüm hep; o ise, daima, buna aldırmaz göründü..

Kâmil Doruk, bizim pek umursamayıp sorun etmediğimiz bazı olumsuz ayrıntılar yanında, ilgisini körelten bir takım aksilikler ve bunlara dair kimi fevrî tepkileri yüzünden, fakülteyi yarıda bıraktı. Bölümüne (yalnız bölümüne değil, dönem dönem çevresine ve yakın arkadaşlarına da) küstü ve peş peşe çıkan öğrenci aflarından da hiç yararlanmadı..

Ne var ki, İstanbul'da kalmak, yaşamak hususunda ısrarcı olmayı bildi, tüm olumsuz şartlara karşı direndi. '85'den bugüne yayıncılık dünyasında çeşitli işlerde çalıştı. Zaman zaman işsiz kalsa da, İstanbul'da bir şekilde barınmayı hep başardı..

Onun, mîzacının bir parçası hâline gelmiş görünen ve yer yer ideolojik yanı ağır basan kimi endişelerinin önemli olduğunu düşündüm her zaman.

Hikâyelerinde, iç dünyasında esen anaforların, rûh hâllerinin, kişisel mîzaç özelliklerinin daima gizlenerek, üstü örtülerek veya başka kanallara yönlendirilerek, dahası sembolize edilerek sergilendiğine kânîyim. Dil konusundaki hassasiyeti ise, tam anlamıyla "özel" bir durum arzediyor: Kâmil Doruk, yıllar önceki bir yazı çalışmasında, "ve" bağlacının metin içindeki yeri hususunda, 15 gün düşünmeyi göze alabilmiş ve 'dil titizliği'nin ne olduğunu göstermişti biz arkadaşlarına..

Kâmil Doruk'un hayatında, 'gecikme'lerin özel bir yeri olduğunu sanıyorum. Örneğin, hikâye kitapları hep gecikerek çıktı. Liseyi Bursa'da değil, İstanbul'da ve dolayısıyla gecikerek bitirdi. Askerliğini de gecikmeli yaptı..

Biz artık umudumuzu tamamiyle kesmişken, 'gecikmek' hususunda ta bugünlere dek ertelediği yeteneğini, bir kez daha ve fakat sürpriz bir biçimde gösterdi Kâmil: Geçtiğimiz Cumartesi günü evlendi...

Ama doğrusu, bayram öncesi Bursa'ya kadar gelerek, bana düğün davetiyesini ulaştırdığında, gözlerinden yansıyan ışık ve ileriye dönük yeni bir adım atmanın heyecanıyla karışık coşkusu, benim için çok hoş ve sevindirici bir durum/haber olmanın ötesinde, Kâmil'in bundan sonraki hayatına olumlu ve onarıcı etkiler yapıp, katkıda bulunacağını umut ettiğimden, çok daha anlamlıydı. Onun adına nasıl mutlu olduğumu anlatamam..

Evet, nihayet, Kâmil'i de 'aramıza' aldık! Derin bir "Ohh" çekebilirim artık.. Bir arkadaşı olarak, mânen rahatladığımı söylemeliyim..

Kâmil Doruk; canım arkadaşım, aziz dostum, sevgili kardeşim: Sana ve eşine, ömür boyu saadetler diliyorum..


17 Şubat 2003
Pazartesi
 
İHSAN DENİZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED