T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Casus belli!

Sami Hocaoğlu, gazetemizde geçenlerde yayımlanan "Militer Müslümanlık üzerine" başlıklı o güzel yazısının bir yerinde "soğuk savaş dönemi düşünürleri" adını verdiği bir gruptan da söz ediyordu. "1950'den sonra yetişen Müslüman kuşaklar üzerinde inkar edilemez bir etki bırakan bu düşüneürler"in "genellikle edebiyat, özellikle de şiir dünyasından" nasıl kopup geldikleri doğrusu pek güzel açıklanıyordu. Hocaoğlu'nun yazısını özetlemek gibi bir işe girişmeyeceğim çünkü bu ufuk açıcı yazı büyük bölümüyle özetlenebilecek gibi değil... Yazının tadına varabilmek için Hocaoğlu'nun pek çok kavramla örülmüş kendi cümleleriyle karşı karşıya olmak şart.... (Eğer kaçırdıysanız, yazının tarihini de vereyim: 14 Şubat Cuma.)

"Soğuk savaş dönemi düşünürleri" ifadesi bana ister istemez "soğuk savaş sonrası dönemin düşünürlerini" de hatırlattı. Bu "sonrası" düşünürler mesleklerini özellikle "düşünce kuruluşları" adı verilen yeni icat enstitüler bünyesinde yürütüyor. Bildiğiniz gibi bizim "düşünce kuruluşları" olarak adlandırdığımız bu kuruluşlara doğdukları ülkede "Think Tank" deniliyor. Dediğim gibi yeni bir icat; alanlarında uzmanlaşmaş bazı önemli isimlerin kafa kafaya vererek meselelerini gözden geçirdikleri (Fransızların verdikleri adla) "düşünce grupları".

Ancak dikkat ederseniz, bu "Think Tank"ların adı en fazla duyulanları kendilerine, son zamanlarda zuhur etmiş "Strateji" ya da "Uluslararası" gibi disiplinleri konu edinenler. Bu alanlarında uzman kişiler de buralarda kafa kafaya vererek "dünya meseleleri"ni gözden geçirmekteler. Sizi bilmem ama bu son tarz "Think Tank"ların yaptığı çalışmalardan ne zaman haberdar olsam, aklıma "Think"den önce "Tank" geliyor! "Tank", yani hepimizin bildiği, üzerinde uzun namlusu olan şu zırhlı araç... Bu çağrışımın bir sözcük oyunundan kaynaklandığını sanmayın; sözünü ettiğim "Think Tank"ların ele aldığı konular da çoğu zaman basbayağı tanklarla ilgili!

İngilizce "Think Tank" sözcüklerinin Türkçe okunuşunda karşılaştığımız bu "tarihin kurnazlığı" meselesi, hemen aynen "casus belli" sözcüklerinde de karşımıza çıkıyor. (Görüyorsunuz sözcüklerin Türkçe okunuş tarzı ne kadar açıklayıcı!) Irak krizi dolayısıyla son zamanlarda çok karşılaştığımız "Casus Belli" ifadesi, bilenlerin bildiği gibi Latince "casus" ve "bellum" sözcükleriyle oluşturulmuş. Sözcüğü sözcüğüne "savaş hali" anlamına gelen bu ifade, artık "savaş nedeni" anlamında kullanılıyor. Fakat isterseniz gelin bu sözcüğü de -özellikle "dünya meseleleri"nin konuşulduğu "Think Tank"ları da hatırlayarak- Türkçe okunduğu gibi anlayalım: Casus belli, hatta casus besbelli!

Buraya kadar ki gevezelik sözü emekli orgeneral Çevik Bir'in Washington'da bulunan önemli "Think Tank"lardan biri olan CSIS'de yaptığı konuşmaya getirmek içindi. Çevik Bir CSIS'deki konuşmasında "casus belli"yi öyle sözlerle ifade etmiş ki, bu sözleri okuyan bir T.C. vatandaşı olarak "Bir Paşa"nın hayatını emekli olarak sürdürmesinden dolayı duyduğum memnuniyeti kolay kolay ifade edemem. Yeri gelmişken şu düşüncemi ve de endişemi ifade etmeme de izin verin: Nedense bazı generaller emekli olduktan sonra yaptıkları açıklamalarla insanı çok şaşırtıyorlar. Hatta ben, yine bir T.C. vatandaşı olarak bu açıklamalara şahit olunca derin bir endişe duymuyor da değilim. Yakın tarihimizde bu yöndeki ilk endişe yüklü şaşırmam, 12 Eylül'ün hemen ertesinde emekli orgeneral Turgut Sunalp'ı medya vasıtasıyla tanımam sonucunda ortaya çıkmıştı. Gazete ve televizyon ekranında özellikleri hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olduğumuz Sunalp'ın emekli olmadan ki görevini (Ege Ordu Komutanlığı) hatırladıkça, "verilmiş sadakamız varmış" diyerek soğuk terler dökmüştüm! Düşünebiliyor musuz, o özelliklere sahip bir general Ege Ordu Komutanı...

Benzer bir endişe ve şaşkınlığı "Bir Paşa"nın CSIS'deki konuşmasını okuyunca da duydum. Emekli general Türk Hükümeti'nin Irak konusunda ABD'ye tam destek ve işbirliği sağlamakta "geciktiğini" hatırlattıktan sonra, sözü Irak'ın savaş sonrasında ABD tarafından işgaline getirerek bakın ne demiş: "Türkiye ile ABD komşu olacak ve beraber güvenlik üretecektir. Bu da Türk vatandaşları ve Türkiye için daha fazla refah demektir."(!)

Hafif bir çıkıştan sonra Türkiye'de dinleyici bulamayan "Bir Paşa"nın konferansları için niçin Washington'u uygun bulduğunu anlıyorsunuz değil mi?

Neyse, biz işimize bakalım.... Şimdi lütfen dürüstçe cevap verin: "Think Tank" meselesi ve hemen sonra sözünü ettiğim şu "casus belli" hikayesi çok eğlenceli bir hikaye değil mi?!


17 Şubat 2003
Pazartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED