|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Londra'da tarihî bir Cumartesi günü yaşadık. Ünlü meydanlar, tarihî caddeler 'Savaşa Hayır' sloganları ile inledi. İngiltere tarihinin en büyük gösterisi gerçekleşti. Sadece İngiltere'nin de değil, belki de dünyadaki en önemli gösterilerden biriydi. Gösteriyi izleyen biri olarak BBC'nin verdiği bir milyon rakamı beni tatmin etmedi. Konuşmalar biterken bile Hyde Park'a yığın yığın yürüyüş kolları girmeye devam ediyordu. Görüntüler inanılmazdı. Ülkeyi yönetenler içinse korkutucu olmalıydı... Başkent Londra ve bir anlamda İngiltere, savaş histerisi içindeki ABD yönetiminin kuyruğuna takılmış olan hükümete inat, barış yanlılarınca teslim alınmıştı. Beş bin polis görevlendirilmişti. Polisler sadece kollarını kavuşturup göstericileri izliyorlardı. O kadar. İki gün önce Stop the War Coalition'dan Mark Thomas'la konuşmuştum. Ünlü bir komedyen ve insan hakları savaşçısı olan Mark, bana bir milyonun üzerinde bir katılım beklediklerini söylemişti. Biraz kuşkuyla bakmıştım ona... "Bütün İngiltere'yi geziyorum, bu halk bu haksız savaşı istemiyor, onun için katılacaklar" dedi... Hava da çok soğuktu, bu nedenle, "Eh" dedim, "Birkaçyüz bin bile olsa yine de iyidir" "Görüşürüz" dedi ve göğsüme beyaz bir kurdele taktı. Barışı simgeliyordu. Aynı gün, İngiliz İşçi Partisi'nin Glosgow'da kongresi yapılıyordu. Kongre binasının dışında toplanan 30-40 bin kişi, İngiliz İşçi Partisi'nin lideri, bir dönem sosyal demokrasinin ilahı sayılan Tony Blair'i protesto ediyor ve Irak'a yönelik haksız savaşa karşı çıkıyorlardı. Blair kongre salonunun içinde de protesto ediliyordu. İngiltere, neredeyse tek vücut olmuş savaş yanlısı hükümete karşı direniyordu. Bush'un o en yakın ve gönüllü destekçisi olarak Blair, bu savaşa ABD'nin kuyruğunda katılırsa, İngiltere siyasal tarihinde hiç de hayırlı bir şekilde anılmayacağını artık çok iyi biliyor... İngiltere tarihinin en büyük gösterisi olarak tarihe geçen dev bir gösteri ile protesto edilerek barış düşmanı olarak suçlanmak, her başbakana nasip olan bir şey değil!.. Blair ve hükümeti ister istemez bu gösterinin baskısı altında ezilip duruyor. Daha da ezilecekleri ve giderek ülkedeki muhalefet düşüncesinin ve örgütlülüğün güçlenmesine katkıda bulunacakları da çok kesin... Bu, bütün Avrupa ve dünya için böyle. Çünkü savaş karşıtı gösteriler ABD dahil bütün dünyada çok etkili bir şekilde ve çok yaygın olarak sürüyor. Daha da sürecek ve global saldırganlığa karşı bir cepheye dönüşecek gibi bir eğilim seziliyor. Peki Türkiye'de Pazar günü ne oldu? Daha sonra neler olup bitebilir? Savaşa ABD'nin kuyruğunda katılması kesin olan ikinci ülke olarak Türkiye'deki savaş karşıtı gösterilerin İstanbul'da yapılan en büyüğüne, gazetelerin ve ajansların yazdıklarına göre beş bin kişi katılmış. Beş bin kişi.. Hadi on bin olsun... Hani bu ülke halkının yüzde 90'ı savaşa karşıydı? Nerede bu insanlar? Niye bir savaş karşıtı gösteriye katılmazlar. Üstelik de bir savaşın, Türkiye o savaşa doğrudan katılmasa bile faturasını üstlenecek olan insanlar, niçin 'Hayır' demek için meydanlara gelmezler? Gelmezler. Gelemezler. Çünkü, hiçkimse kendisinin, çoluğunun çocuğunun başının belaya girmesini istemez. Çünkü, sokağa çıkıp görüş açıklamak, tepki dile getirmek hatta hükümeti, devleti protesto etmek bu ülkedeki en büyük suçlardan biridir. Başlı başına -izinli olsun olmasın- sokağa çıkmak da, görüş açıklamak da, muhalefet sergilemek de vatan hainliği ile eş değerde suçlardan sayılır. O gösterilerde polisin eline düşmekten, gaddarlığından kurtulmuş olsanız bile, polis fotoğrafçılarının, filmcilerinin çektiği görüntüler nedeniyle kimliğiniz tesbit edilirse yıllar boyu yandınız demektir. Devlet, size bu ülkeyi dar eder. Hayatta hiçbir şey olamazsınız. Her yerde, bu vatan hainliği faaliyetine katıldığınızı belgeleyen MİT raporu olarak karşınıza çıkar. Bir devlet kapısından içeri giremezsiniz. Kazayla girmişseniz ilk fırsatta işten çıkartılırsınız. Sonra bakarsınız, Basın Konseyi Başkanı sıfatını taşıyan bazı gazeteciler, bu raporları alkışlar. Hükümetin bu raporları fazla ciddiye almama eğilimini ise acımazsızca eleştirerek, farklı görüşteki insanların 'bu' devleti ele geçirme niyetinde olduklarını ifşa (!) ederler... Korkunun kol gezdiği böyle bir ülkede, şimdi siz gelin de, 'Savaşa Hayır' gösterisine katılan beş bin kişinin tek tek ellerini sıkmayın... Geçen yazımızda da belirtmiştik. Hükümet savaşa cidden karşıysa savaşa karşı yığınları arkasına almak zorunda. İstanbul'da yapılacak 1.5 milyonluk bir barış gösterisi hükümetin elini güçlendirir. Savaş isteyen güçlere karşı direnmesini kolaylaştırır. Yoksa hükümet de devletin derin odakları gibi, "Ne olursa olsun, insanlar sokağa çıkmasın, görüşlerini ve tepkilerini açıklamasın, ne olur ne olmaz, sonra yol olur" diye mi düşünüyor? Bırakın şu polis kafasını artık. Yığınların kendilerini özgürce ifade etmelerinden çekinmeyin. Eğer, düşüncelerin özgürce ifade edilememesinin sonucunda ortaya çıkacak olan sorunları özel olarak istemiyorsanız tabii...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |