|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bütün önemli olaylar bazı meslekler için birer turnusol kağıdı gibi ayırıcı özellik taşılar. Yazar, düşünür, akademisyen, politikacı sınıflarının, 28 Şubat ve 11 Eylül konusundaki aldıkları ya da alamadıkları pozisyonlar buna yakın dönemden örneklerdir. Birçok önemli isim yanlış safta bulunmaktan dolayı itibar kaybetti, buna karşı birçokları da sadece "kişi"yken, sadece tavırları nedeniyle "isim" oldular. Kanaat önderliği kurumu böyle önemli olaylarla beslenip, değişiyor, gelişiyor. Dünyanın ve Türkiye'nin tartışmasız bir numaralı gündem maddesi olan Irak'a müdahale konusu da bu tür bir değişimin habercisidir. Toz bulutu indiğinde, herşeye daha sakin bakma imkanı ortaya çıktığında, çeşitli sınıflardan insanların bu döneme ilişkin kanaatleri ve saf tutuşları daha objektif bir ölçüye vurulacak, daha adil bir şekilde değerlendirilecektir.
Şaşırtıcı bir uzmanlık
Bugün her zamankinden farklı olarak, başka bir unsuru da ölçüye vurmak ve değerlendirmek açısından zengin malzemeler ortaya çıkmaktadır. Konu savaş olduğu için, çok sayıda emekli asker kamuoyunun önüne çıkmakta ve analizleriyle kollektif fikir oluşumuna etki etmektedirler. Aynı şeyi daha önce, uzmanlıkları bulunmayan ve bilgilerinin yeterli olmadığı; demokrasi, insan hakları, din ve siyaset konularında pervasızca yaptıkları için, uzmanlık alanlarındaki bu toplu gövde gösterisini yadırgamamak lazımdır. Hiç olmaza bildikleri bir konuda konuşmalarının ve medyanın bu uzmanlığa müracaat ediyor olmasının anormal bir tarafı yoktur. Sorun yadırgamak da değil, şaşkınlıktır zaten... Herbiri Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en üst rütbeli subayları olan bu insanların, tamamına yakınının zihin yapılarından yansıyan politik bilinç ürkütücüdür. Bu gruba giren emekli generallerin büyük bir bölümü, sanki TSK'nın değil de Amerika Ordusu'nun birer mensubuymuş gibi müthiş bir ABD yanlılığı içindedirler. Medya, diplomasi ya da siyasetteki fikirdaşlarının ihtiyatına bile müracaat etmeye gerek duymaksızın, "Türkiye bu savaşta mutlaka Amerika'nın yanında yer almalıdır" diye kestirip atabilmektedirler. İçlerinde, yıllarca emir-komuta zinciri içinde geçen askerlik hayatının bloke ettiği emperyal hayalleri Amerika üzerinden tahakkuk ettirme umudu var ve fikirlerdeki teslimiyetçilik bu tavrın bir Türk subayına yakıştırılmasını güçleştirmektedir. ABD yanlılığına gerekçe sorulduğunda ardı arkası kesilmeyen bir dizi stratejik safsata ile bu bağımlılığı izah etmeye kalkışmaktadırlar. Bu izahlar yetmediğinde ise, ancak kahve köşelerindeki ateşli tartışmalara yakışan bir sıradanlıkla,"ekonomik ve askeri açıdan mecburiyet var" noktasına gerileyebilmektedirler. Zamanında en üst düzeyde komutanlık yapanlardan, en önemli merkezlerde görev alanlara kadar hepsi, hayret edilecek bir iştiyakla Pentagon sözcülüğünü üstlenmektedirler.
O iddialar doğru muydu acaba!
Bu tavır, insanın aklına ister istemez yetişmekte olan subayların ABD'de belirli programlarla eğitimden geçtiğine ve resmi bazı çalışma faaliyetlerinin ordudaki Amerikan yanlılığını pekiştirmek amacıyla kullanıldığına dair "komplo teorileri"ni getirmektedir. Dahası, bunların doğruluğunu düşündürmektedir. Ve dahası, TV ekranlarında gazete sayfalarında görüş belirten ve herbiri Amerika'ya bağlığı ögütleyen bu yorumlardan hareketle muvazzaf komuta kademesinin zihin yapısına ulaşılmaktadır. Açıkçası bu da iç ferahlatıcı değil, endişe verici bir keşiftir. Üzerlerindeki üniformaları çıkardıkları için rahatlıkla konuşabilen, fikirlerini ve zihin yapılarını öğrendiğimiz bu insanlar dün, orduyu yöneten, dış politikanın temsil pozisyonunda bulunan önemli kişilerdi. Sergiledikleri tavır, kamuoyunda ABD ile ittifak konusunda dengenin Türkiye aleyhine bozulmuş olduğuna dair bilinen şüpheleri daha da artıran bir muhteva içermektedir. Din, insan hakları ve Türkiye'nin bölgesel pozisyonunu görmezden gelen bir yaklaşımla politika tavsiye eden bu insanlar, içine düştükleri itibar kaybını da ya farkedememekte ya da umursamaktadırlar. "Saddam, elindeki tüfek görüntüsüyle dünyaya şiddet ihraç ediyor" gibi gülünesi cümleler ya da "Nükleer silah İsrail'de de var ama o ehil eldir, Irak ise zararlıdır" gibi Amerika-İsrail eksenine sadakati ilan eden zırvaların biri bitmekte diğeri başlamaktadır. Bu gruptaki emekli subayların sözleri analiz sınırlarını aşmış, Amerika lehine kamuoyu oluşturma boyutuna varmıştır. Medya psikanalizi, bir meslek grubunu daha çözmektedir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |