|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
New York'ta yapılan 'Savaşa hayır' mitingine 1,5 milyon Amerikalı katılmış... Londra'daki aynı amaçlı miting 1 milyon İngiliz'in katılımıyla yapılmış... 15 milyon nüfuslu Avustralya'da, Sydney'deki mitinge, 250 binin üzerinde katılım olmuş... Ajansların günboyu geçtiği bu yoldaki haberleri okudukça aynı akşam İstanbul'da yapılacak eylemi zor bekler oldum. Gündüz, İstanbul'un Anadolu yakasındaki bazı eylemlerin müdahale yüzünden çığırından çıktığını duyup üzülmüştüm; "Benim katılacağım farklı olur" beklentisiyle akşamı zor ettim... Farklı oldu da... Merdivenleri tırmanarak çıktığım bir binanın altıncı katında toplandık; saat sekize dakikalar kala hislerimizi ifade ettik ve beklenen an geldiğinde elektrikleri yakıp söndürerek eylemimizi yaptık... Biz yukarıda ampullerle oynarken, aşağıda, İstiklal Caddesi'nde toplanan birkaç bin insan da, savaş-karşıtı sloganlar attı... Yukarıda toplananlar olarak, daha sonra aşağıya inip caddedeki protestoculara katıldık... Elektrik açıp-kapama eyleminden önce hisler açıklanırken, sözü bana verdiklerinde, ifade etmeye çalıştığım görüş şu oldu: ABD ve İngiltere gibi kamuoyunun yarı-yarıya bölündüğü ülkelerde milyonun üstünde kişi 'savaş karşıtı' platformda buluşabiliyorsa, Türkiye gibi savaşa komşu ve savaş karşıtlığının çok yüksek olduğu kalabalık bir ülkede milyonlar harekete geçirilebilmeliydi... Oysa, en kabadayı miting bile birkaç bin kişiden fazla ilgi görmüyor Türkiye'de... Neden? Bu "Neden?" çok önemli. Benim katıldığım eylem için o daracık mekâna koşup gelenler, ülkemizin her zeminde adlarını duyurmuş yazarları, sanatçıları, ressamlarıydı... Adalet Ağaoğlu sözgelimi; geçirdiği kazanın etkisini hâlâ üzerinde taşıyarak aramızdaydı, en son ve galiba en duygusal konuşmayı da o yaptı... Ressamlar Mehmet Güleryüz, Arzu Başaran, şâir Ataol Behramoğlu, tek başına bir sivil toplum örgütü gibi çalışan Şanar Yurdatapan, romancı Oya Baydar, hikâyeci Sezer Duru, sinema sanatçıları Füsun Demirel, Rutkay Aziz... Gecenin düzenleyicisi Rüstem Batum'u Türkiye olarak özel televizyonculuğun ilk günlerinde yaptığı 'sohbet programı' ile tanımıştık... "1 dakika aydınlık" fikrini "Savaşa hayır" eylemine taşıyan kişi de reklâm dünyamızın öndegelenlerinden Ersin Salman... Hangi tarafıma dönüp baksam, ya televizyondan ya da edebiyat-sanat dünyasından âşina bir yüzle karşılaştım o akşam... Birçok diziden tanıdığımız Mehmet Ali Alabora, gündüz katıldığı toplantılardan birinde, polis köpeği tarafından ısırıldığı için sarılı eliyle, her sorana, "Önemli bir şey değil" diyerek dolaşıyordu... Böyle toplantılara pek ilgi göstermediği bilinen bizim Ali Bayramoğlu... Tanıdığım onlarca yüz yanında, daha önce karşılaşmadığımız için notlarımda yer almayan ünlü niceleri daha vardı muhtemelen... İngiltere'deki yüzbinleri biraraya toplayan eylemin düzenleyicileri adına gazetecilere konuşan kişi gencecik biri. Bir ajansta 24 yaşında olduğu ayrıntısı karşıma çıktı. Bizdeki durumla öteki ülkeler arasındaki farkı ele veren de bu ayrıntı işte: Bütün dünyada, savaş karşıtlığı, yeni ellere emanet; bizdeyse hâlâ eski sol ağırlıklı eylemler biçiminde yürütülüyor savaş karşıtlığı... Solun da takdirkârları işte bu kadar... Ali Bayramoğlu, ben konuyu bu biçimde sununca, "Bizde sağ sadece 'milli' konularla ilgilenir, böyle konular, sen istersen maalesef de, solun gündem maddesini teşkil eder" dedi... Oysa, "Irak'a savaş" konusu, hele şimdi, 'sol-sağ' çelişkisinin çok ötesinde, herkesi ilgilendiriyor... Solun o bildik 'Amerikan aleyhtarlığı' söylemiyle konuyu ele almanın hem yararı hem de sonuç alıcı bir yönü bulunmuyor... Beyoğlu'nda toplanıp savaş karşıtı eyleme destek verenler arasında yabancılar da vardı. Kitaplık dergisinde (s. 45) "Ah, Türk çorbaları / Herşey b.ktanken, siz varsınız, iyi ki" iki mısralık şiirini vaktiyle not defterime kaydettiğim John Ash, epeydir İstanbul'u mekân tutmuş bir İngiliz şâir; hem çıktı konuştu, hem de "Savaşa hayır" Türkçe sloganlarına katıldı. Bazı yabancı gazeteciler de, geceye katılanlarla görüşerek, Türkiye'nin savaşa neden karşı çıktığını öğrenmeye çalıştılar... Böyle ortamlarda en keyif aldığım, yabancı meslektaşların, Türkiye'yi değerlendirmede yaşadıkları zorluklardır... Türkiye üzerinde Amerikan baskısı başladığından beri, yabancı gazeteciler, Washington'un her istediğini alabileceğine şartlamışlardı kendilerini, farklı görüşlere itibar etmiyorlardı... Meclis, üslerin modernizasyonuna izin verince "Biz demedik mi?" havasına girdiler... Şimdi de, "Meclis, öteki iki konuda cömert davranmayacaktır" uyarılarına kapalı görünüyorlar... Irak'a savaş ihtimali bütün ülkeyi ilgilendirdiğine göre, 'savaş karşıtı' eylemlerin de ülkenin bütününü kucaklayacak biçimde yapılması gerekir. Adalet Ağaoğlu, Oya Baydar böyle eylemlere itibar kazandıran çapta romancılar, ancak yanlarında en az onlar kadar çaplı Rasim Özdenören'i, Ali Haydar Haksal'ı da görmek isterdim. John Ash'e sözüm yok, ama Mehmet Ocaktan ile Ebubekir Eroğlu da yakışırdı tabloya... "Türkiye tablosu" görüntüsü, sadece ülkedeki genel havanın yansımasına yaramazdı, eylemlere resmi tepkiyi de yumuşatırdı... Ben bağırdım, "Savaşa hayır" diye siz de bağırın...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |