|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
"Yanımda başka bir insan incitildiği zaman çok inciniyorum, buna dayanamıyorum." "Dünyanın neresinde olursa olsun bir kadın, bir erkek, bir çocuk dayak yiyorsa, bu beni incitiyor." Bu sözler, Prof. Dr. Türkan Saylan'a ait. Cumhuriyet'in Pazar eki'nde yayınlanan mülakatından aldım. Doğrusu ben, Prof. Saylan'ın sosyal çalışmalarını etkileyici bulanlardanım. Cüzzamlılar için gösterdiği çaba, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bünyesinde maddi şartları yetersiz gençlere sağladığı eğitim bursları... bunlar, bir yandan kendi sağlık problemleri ile uğraşan bir insanın gıpta edilecek gayretleri... Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin misyonu ve bu çerçevede yürütülen eğitim faaliyetleri, burslar, biraz İslami gayretlere alternatif oluşturma niyetiyle ortaya çıkmasına rağmen, bu tepkisel tavrın bile, birçok gencin önünü açtığı düşünüldüğünde, Prof. Saylan'ın ciddi bir hizmet insanı olduğunu teslim etmek gerekiyor. Yukarda aldığım sözler ise, bu gayretlerin arkasında ideolojik tepkisellikten öte bir insani duyarlılık bulunduğunu gösteriyor. Dünyanın neresinde bir insan incitilse, dayak yese ondan incinebilmek... Bu ifadeleri okuduğumda, bir yandan beklediğim bir gerçekle karşılaştığımı düşündüm, bir yandan da ortada problemli bir durum olduğunu düşündüm.. Beklediğim bir gerçekle karşılaştığımı düşündüm, çünkü ben, her kadının, hatta her annenin böyle bir duyarlılık sahibi olduğuna inanırım. Ne de olsa kadındırlar ve ne de olsa annedirler, dedikten sonra, bir zaafın değil, onların yüreklerinin en örselenmez, en yokedilmez, en baskın ve en güzel özelliğinin altı çizilir, ki o şefkattir, merhamettir, sevgidir, diğergamlıktır... Özellikle ağlayan, ezilen, dövülen, mazlum olan bir varlık karşısında... "Çağdaş kadınlık" Türkiye'de biraz başka misyonla gündeme geldi. Ne bileyim biraz devrimci-militan karakter, biraz modernitenin uç boyutları, biraz halkını dışlayan çizgi ile... Türkan Saylan'ın ezilenle ezildiğini hisseden yüreği, "çağdaş kadın" imajına farklı bir nitelik ekliyor. Tabii, işin problemli faslına geçince sormadan edemiyorum: -Acaba bu tavır ne kadar bilinçli, ne kadar tutarlı? Çünkü bu soruyu hazırlayan bir zemin var Türkiye'de. Çünkü yıllardan beri başörtülü öğrenci kıyımı yaşanıyor bu ülkede. Bu öğrenciler, Anadolu'nun ücra köşelerinden pekçok zorluğu göğüsleyerek, aşarak gelmişler, birçoğunun anne-babası ceketini satarak okutuyor çocukları. Ama okutamıyor. Çünkü kapılar yüzlerine kapanıyor. Ağlıyor bu çocuklar. Bizi anlayın diye çığılık atıyorlar. Anneleri babaları çırpınıyor. Olmuyor, olmuyor, olmuyor. Olmadı yıllardır. Savruldular bu genç kızlar. Üniversitelerde pekçok bayan öğretim üyesi var. Ben bekledim, onlardan birileri çıksın ve bu çocukların çığlığına sahiplensin. Hiç olmazsa onlar, çünkü onlar kadın, onlar anne, onlar bu ülkede zaten mevcut bulunan kadının ezilmişliği sorunu karşısında isyan etsinler. Bunu Türkan Saylan'dan da bekledim. Ama olmadı. Hatta, tam tersi oldu, en çok öğretim üyesi kadınlar vurdu başörtülü genç kızlara, en çok onlar öfkelendi, en sert konuşmaları onlar yaptı, en çok onların öfkeleri bastırdı genç kızların çığlığını... Benzeri bir tabloyu, benzeri bir çaresizliği ve benzeri bir duyarsızlık ötesi kıyıcı tavrı İHL'li öğrenciler konusunda da resmetmek mümkün. Şimdi şöyle bir soru sorabiliriz: -Acaba neden, "dünyanın bir yerinde bir çocuk, bir erkek, bir kadın dövülse içim incinir, buna dayanamam", diyen insan, yanıbaşındaki çığlıklar karşısında duyarsız kalır? Hatta onların çığlığını boğmak için oluşturulan cephenin içinde görünür? Acaba bunun cevabı şöyle midir? -Acılar karşısında genelde seçmeci davranıyoruz. Öyle seçmeci davranıyoruz ki, kimi acılar karşısında duyarsız kalmayı bile başaramıyor, "oh olsun!" refleksi veriyoruz. Başörtülü öğrencilerin (İHL'li çocuklar da buna dahil) yaşadığı muğduriyet karşısında bir kesimin, -ki Prof. Saylan da o camianın öncü simalarından sayılıyor- sergilediği tavır ne yazık ki böyle... Bu kesimin, değil dayaklar karşısında incinmek, içerdeki dayakçılar yetmediği zaman dışardan dayak meşruiyyeti sağlanması karşısında bile sevinç çığlığı attığına tanık olunuyor. Ben, Prof. Saylan'ın bazı mazlumiyetler karşısında acı duyduğundan, incindiğinden eminim. Ama Türkiye söz konusu olduğunda yüreğinin epey bir kısmını, toplumun epey bir kısmına kapadığından da eminim. Prof. Saylan bu konuda yalnız da değil. Hatta hepimiz birbirimize benziyoruz, yüreklerimizin bir bölümünü, bazı toplum kesimlerinin acılarına karşı ambargolu tutmakta... Mazlumiyetler de kategorize oldu, bizim merhamet hislerimiz de... Kimimiz cezaevinde öldürülene duyarsısız, kimimiz sokakta dövülene, kimimiz köyünden sürülene, kimimiz ağzına pislik sürülene... Kimimiz de başörtülü veya İHL'li olup da ezilenlere... Yüreklerimizi elden geçirmek gerektiğini söylemek istiyorum, sağlıklı bir insanilik testinden başarılı çıkmak için... Yoksa eylemlerimiz sözlerimizi yalanlar da farkında olmayız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |