|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bizim kuşağımız
Siyasi tarihimizde aynı olayları birlikte yaşamış kimseler aynı kuşak olarak adlandırılır. Bu tek parti döneminden çok partili döneme geçiş olayını yaşayanlar da bunlardan birisidir. Bunlar bizim kuşağımızdır. Bu dönemin insanları, 14 Mayıs 1950 gününün gecesinde 27 yıllık bir iktidarın seçimle iş başından uzaklaştırıldığına şahit olmuşlardır. Gene, bir gecede halkoyuyla iktidara gelmiş hükümetlerin askeri darbelerle devrildiğini, siyasi partilerin kurulup, siyasi partilerin kapatıldığını görmüşlerdir. Bu kuşak mensuplarının, bu çalkantılı siyasi hayatında aynı çizgide yürüyebilme hünerini gösterebilmesi çok zordur. Birkaç gün önce yitirdiğimiz Aydın Bolak bu zorluğu yenenlerden birisidir. Her dostu onu ayrı bir cephesiyle tanır. Ben ise onu bir sınıf arkadaşı, bir kaymakam, bir politikacı kimliğiyle tanıdım. Hukuk Fakültesi'nde talebeliğimiz zamanında sınıflar çok kalabalıktı. Bu sebepten, sınıf arkadaşları birbirlerini pek tanımazlardı. Fakat ben Aydın Bolak'ı o zamandan tanımıştım. Onun neden sınıf arkadaşlarımdan tanıyabildiğim birkaç kişiden birisi olduğunu bugün bile çözemiyorum. Herhalde onun bir başkalığı vardı ki, arkadaş olabilmiştik. Kadirli'de bir kaymakam
1949 yılında bir gün uçakla Ankara'dan Adana'ya gidiyordum. Uçakta ona rastladım. Birbirimizi görünce sarıldık. "Ben Kadirli'ye tayin edildim" dedi. Ben de onun Hukuk Fakültesi'nden mezun olduğunu bildiğim için, gayri ihtiyari, "ne hakimi olarak" dedim. "Hâkim olarak değil, kaymakam olarak" dedi. Ben o zaman, Kozan'da "Büğelek" isimli haftalık bir gazete çıkarıyordum. Bu gazete, siyasi bir mizah gazetesiydi. Devrin iktidarını, o devirdeki idarecileri hicvediyor ve tenkit ediyorduk. Tek parti iktidarın kaymakamıyla, muhalif bir gazetenin sahibi arasında iyi ilişkilerin sürdürülmesi zordu. Bölgemiz valisi, komşu kazalarımızın kaymakamları hakkında pekçok hicviye yazdığımız halde, Bolak hakkında sadece icraatlarını öven haberler verdik. Bunun sebebi, sınıf arkadaşlığımız değildi. Asıl sebep, onun icraatlarında tenkit edilecek, hicvedilecek bir şey bulamamamızdı. Yaşar Kemal olayı
Kaymakamlığı sırasında yazar Yaşar Kemal olayı olmuştu. Yaşar Kemal Kadirlili idi. Halk onu komünist olarak biliyordu. Onun Kadirli'ye gelip bir okulda olduğu haberi yayıldı. Birtakım kişiler, bu komünistin yani Moskof uşağının linç edilmesi için halkı tahrik etti. Halk ayaklanmış okulu sarmıştı. Orada Sivas olaylarına benzer bir olayın çıkması an meselesiydi. Aydın Bolak soğukkanlı ve inandırıcı tutumuyla halkın karşısına geçti ve kalabalığı dağıttı. 14 Mayıs seçimlerinde verdiği imtihan
14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimlerde, kaymakamların birçoğu, 1946 seçimlerinde olduğu gibi oyları değiştirmek istedi. Bolak ise, en ufak bir teşebbüste bile bulunmadı. Kadirli kazamız, kaymakamlar hakkında en çok şikâyet edilen yerlerden birisidir. O makamda bulunup da halkın şikâyet etmediği nadir kaymakamlardandı. Onunla ilişkilerimiz, politikada devam etti. Onu işadamı olarak, hayır sahibi olarak, vakıf kurucusu olarak herkes tanıdı. Bu yönüyle tanıyan dostları, köşe yazarları vefalarını gösterip onun bu yönlerini anlatan yazılar yazdılar. Ben ise onu, bir sınıf arkadaşı olarak, tarafsız bir idareci olarak, vefalı bir dost olarak başka yönlerini de tanıdım. Onun için bu makaleyi yazıyorum. "Ekonomi Politika" dergisinin sahibi Recep İncecik, birkaç ay önce onunla bir mülakat yapmıştı. Mülakata başlarken, Recep İncecik'in Kozanlı olduğunu öğrenince, "Kozan'da benim bir dostum var: Cevdet Akçalı... Büğelek diye bir gazete çıkarmıştı diye beni hatırlatmıştı. Bir süre sonra, kendisini evinde ziyarete gittik. Kadirli Kaymakamlığı dönemine ait hatıraları konuştuk. Kendisine, Kadirli'ye tayin olduğu zamanda gazetemizde çıkan haberi, daha sonra Büğelek'te çıkan yazıları getirmeyi vaadettik. Bir kitapta bir boş sayfa
Kozan'da çıkardığımız "Büğelek" gazetesinde yayınlanan şiir, hikâye ve destanları bir kitap halinde çıkarmayı düşünüyorduk. Recep İncecik de bu kitabın redaktörlüğünü yapacaktı. Bir sabah onunla buluşarak, Bolak'ı ziyaret etmeyi, bu yazıları ona göstermeyi ve çıkaracağımız kitabın önsözünü yazması için ricada bulunmayı kararlaştırdık. O gün akşam Aydın Bolak'ın rahmetli olduğunu öğrendik. Biz, onunla aynı kuşakta yaşamış kimselerin son kalanlarındandık. Siyasi partilerimiz ayrıydı ama aynı kulvarda koşuyorduk. Hayatlarımız o kadar fırtınalı geçmişti ki, sadece köşe başlarında birbirimize rastlayıp selamlaşıyorduk. İnsanlar, yakınlarını kaybetmeden önce, onlarla istedikleri zaman görüşebileceklerini zannederler. O yüzden aramayı ihmal ederler. Oysa bu imkân ortadan kalktıktan sonra, acaba neden daha çok beraber olamadık diye üzülmeye başlarlar. Türkiye, bir düşünürünü, bir hayırsever evladını kaybettiği için üzülüyor. Ben ise hem onun kaybından ve hem de daha çok birlikte olmadığımızın üzüntüsünü çekiyorum. Bir üzüntünün panzehiri
Aydın Bolak, Ekonomi Politika mecmuasında çıkan mülakatında, politikanın vefasızlığından şikâyet ediyordu. Diyordu ki, "vefa, gittikçe maddileşen, manadan kopan bir dünyada, imdada yetişebilecek bir panzehirdir." Öyle sanırım ki, rahmetli Bolak, politikada vefa görmediyse de, dostları onu hiç terketmedi. Bazı acıları çekerken, ümit ettiği panzehiri doya doya buldu. Bunu şu manada söylüyorum ki, ikbal günlerinin meyvelerinden yararlanmak isteyen binlerce insanın vefasından, onu candan seven bir dostun duyguları daha kıymetlidir. O bu satırları okuyamayacaktır. Ancak onun hatırasına yazdığımız bu satırlar en azından onun ailesi ve sevenlerinin üzüntüsüne karşı bir panzehir olacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |