AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Türk şiiri ölse de, sizin yâvelerinizden kurtulsak!

Ancak, böyle bir 'şansımız' hiç olmayacak anlaşılan.. Dolayısıyla, günümüz Türk şiirinin verimli kazanımlarına katkıda bulunma cehdi içinde olan yeni kuşaklar, gün geçtikçe, sizin bu lâkırdılarınıza da tahammül etmeyi öğrenecekler..

Mâzîsi çok eski olmakla birlikte, sık sık pişirilip şiir kamuoyunun önüne koyulan "Türk şiiri öldü-bitti, tükendi" teraneleri karşısında, kırk akıllıdan medet ummaya gerek var mı, bilmiyorum. Bakmayın siz, 'estetik beğeni' fukarası zevâtın olur-olmaz, gerekli-gereksiz, körün bellediği gibi günümüz Türk şiirini yokluğa mahkûm etmek isteyen safralarına: Doğrusu, bu tür zevzekliklerin, artık Türk şiirinin yatağını değiştirme gücü ve şansı hemen hemen hiç yok!.. Yani?.. Yani'si şu: Bu aş daha fazla su kaldırmıyor mîrim!..

Ama, şu 'güzelliğe' bakın ki; bu sefer, kuyuya taş atma 'kurnazlığı'na soyunan ve fakat Hilmi Yavuz tarafından "Şiirden anlamaz" iddiasıyla "Şiire karışmasın; çünkü şiir üzerine konuşmaya salâhiyetli değil" tepkisine mâruz kalan şahıs, Ahmet Turan Alkan'dı. (Hazır aklıma gelmişken sorayım: Alkan, bir zamanlar şiir yazmış ve yayımlamış mıydı?)

Ahmet Turan Alkan'ın Türk şiiriyle ilgili Aksiyon dergisinde kaleme aldığı "Şiir ölüyor" başlıklı yazısında dile getirdiği görüşleri, çok geçmeden, Zaman gazetesinde (13 Temmuz 2004) özetlenerek, bir soruşturma konusu yapıldı. Görüşüne baş vurulan üç isimden Beşir Ayvazoğlu, (Eskiden, şiir yazar ve şiir kitabı çıkarırdı!) minik bir ihtiyat payı bıraksa da, tümüyle Alkan'a destek verdi; diğer iki isim Hilmi Yavuz (Hâlâ şiir yazıyor!) ve Ahmet Oktay (Hâlâ şiir yazıyor!) ise Alkan'ın görüşlerine karşı çıktı.

Daha sonra, Zaman yazarlarından Mehmed Niyazi, (Roman yazıyor!) köşesinde, konu hakkındaki bakış açısını dillendirdiği "Şiirin adı kaldı" (Aman Allah'ım; o ne 'sarsıcı'(!) ve ne 'tüketici'(!) iddia ama!) başlıklı yazısıyla (19 Temmuz 2004) bir taraftan hararetle Alkan'dan yana tavır alırken, diğer taraftan şiir sanatına dair tanım, yorum, örnek ve değerlendirmeleriyle şiir ufkumuzdaki tüm perdeleri yırtmış oldu..

Esasen, Sayın Alkan'ın iddialarına mesnet teşkil eden yaklaşım biçimi, yazının girişinde de değindiğim gibi Türk şiiriyle ilgili öteden beri birileri tarafından söylene söylene, yazıla yazıla artık cılkı çıkmış bir takım klişeleşmiş, kefeke bağlamış anlayış varyantlarından öte bir yenilik taşımıyordu. Ancak, burada önemli olan ve benim üzerinde durmak isteğim husus; estetik algı ve donanımdan yoksunluğun, estetik kategorilerden ve dahası, sanat ontolojisi ve felsefesinden bîhaber oluşun dayattığı kendinden menkul tanım ve iddiaların, hem Alkan'da ve hem de Niyazi'de, insanı hayrete düşürdüğü kadar gülümseten bir biçimde seslendirilişiydi.

Örneğin, Ahmet Turan Alkan'ın ifadelendirdiği gibi "Gündelik dile karışan, akılda kolayca kalan, kolay okunan ve anlaşılan" vbg. şiir söz konusu olduğunda, hangi 'estetik kategori' dahilinde algılayıp anlamlandıracağımızı şahsen benim bilmediğim, ciddî poetik yazılarda görmediğim ve sanat felsefesi metinlerinde hiç karşılaşıp okumadığım birtakım tuhaf 'norm'lardan kalkarak Türk şiirinin "öldüğü" yargısına varmak; olsa olsa sıradan bir lise talebesinin şiire bakışına eşdeğer bir yaklaşım tarzı olacaktır. (Hilmi Yavuz'a hak vermemek mümkün mü?) Öte yandan, şiir için, "Bir fikri (vurgu benim) cümleler halinde, birbiriyle anlam bütünlüğüne sahip bir form halinde ifade etmek…" şeklinde, düzyazı mantığına yenik düştüğü gibi 'hamaset' kokuları da yayan tanımlamalar yapan Sayın Alkan'ın, şiir estetiğine vâkî katkıları unutulacak gibi olmasa gerektir! Bir "fikri" ifade etmek için, şiir imalâtına başvurmak: Ne hoş!.. Bence, Ahmet Turan Alkan hiç durmasın; düzyazıyı hemen bırakıp bu müthiş estetik bakış dahilinde, yazmıyorsa bile (Belki de yazıyor!), bir an önce şiir imalâtına başlasın; inanın, hiçbir mahzuru yok!

Oysa, aynı şahsın "Türk şiirinin sesini ve şiiriyetini kaybettiği" yargısı, taşıdığı 'genelleme' riski ve handikabını bir yana koyarsak, en azından üzerinde 'tartışılabilir' bir yaklaşımı içeriyor. Ancak bunu, bir başka yazıya bırakalım..

Mehmed Niyazi'nin şiir tanımı ise, Alkan'ı hiç aratmayan, genelliği ve tek boyutlu yönelişi dolayısıyla tam anlamıyla evlere şenlik bir bakış açısını gözler önüne seriyor: "Hiç şüphe yok ki şiir, ezberlenen (vurgu benim) edebi bir türdür." Böylece, şiirde yeni bir 'estetik kategori'yle(!) daha karşılaşıyoruz: Ezberlenebilir olan! Unutmayalım, eğer bir metin ezberleniyorsa, şiirdir; yoksa değil! Ne diyelim, böyle 'geniş ve rahatlatıcı' tanımlamalar olduğu sürece: Yaşasın 'ezberi kolay' şarkı sözleri ve ucuz vecizeler!

Sayın Niyazi, Ahmet Turan Alkan'ın görüşlerinin "haklı"lığını doğrulamak adına yazısının bir yerinde öyle bir örnek veriyor ki; içimden, "Hah, işte şimdi baltayı taşa vurdu" demekle kalmadım; yüksek sesle, "Hadi canım sen de! Yok artık daha neler!.." demekten de kendimi alamadım: İsmini vermekten çekinmekle birlikte, Cahit Zarifoğlu imzası karşısındaki muhtemel ezikliğini fâş edip, gizli hayranlığına engel de olamıyor (Zira, şu ifadeler onun: "Her gün ünü biraz daha artıp, gençlerimizin hayranlığını kazanan, hatırasını yaşatmak maksadıyla adına ödüller konan bir şairin şiirinden…") ve şairin, yine ismini vermediği "Yedi Güzel Adam" başlıklı şiirinin 6. bölümünden yaptığı bir alıntıyı; hem Alkan'ın değindiği "kesik, uçuk ve kapalı cümleleri alt alta sıralayıp sonra, 'bu şiirdir (…) ve ben şairim'" demenin bir örneği, hem de şiirin "öldüğü"nün delili saymaya kalkışıyor.. Ayıptır ayıp!.. Bu 'kör bakış' ve bana göre 'kıskanç ve marazî tutum' dolayısıyla söylenecek şey şudur: Bayım, sizin (ve sizin gibi düşünenlerin) Cahit Zarifoğlu şiirini/dünyasını algılama, anlama ve anlamlandırma hususundaki 'çapsız'lığınız karşısında hiçbir tavsiye, telkin ve tedbir imkânı yoktur, kalmamıştır!

Fakat, biz yine de, "Çıkmamış candan umut kesilmez" atasözünü kendimize şiar edinerek, eğer müsaade ederlerse, gerek "düzyazı üstadı" Ahmet Turan Bey'e, gerekse 'değerli romancımız' Mehmet Bey'e, nâçizane, şu tavsiyede bulunmak isteriz: Lütfen, biraz olsun, sahih poetik görüşleri, şiir estetiğini, sanat ontolojisini ve sanat felsefesini içeren metinler okuyunuz! Gerçi, gözleriniz hayli yorulacak, algı ve zihin dünyanız alt-üst olup, şiire dair klişeleşmiş ve köhnemiş önyargılarınız hasar görecek, kırılacak belki ama; inanın, kaybeden siz olmayacaksınız.. Eee ne demişler; "Gülü seven dikenine katlanır"!.. Şiiri bu kadar sevdiğinize ve şiir hakkında cesaretle kalem oynattığınıza göre…


2 Ağustos 2004
Pazartesi
 
İHSAN DENİZ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED