|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İran, doğrusu Suriye kadar olamadı. Suriye'nin son dönemde gösterdiği kıvrak siyasetle kendisini dünya sistemine açmaya çalışması çok akılcıdır. İran ise anlamsız bir tutuculuk içinde görünüyor. Oysa kaydadeğer bir borcu olmayan ve kaynakları ülkeyi abad etmeye yeterli olan İran'ın açılımcı bir siyaset tarzı gütmesi hem kendisi hem de bölgenin istikrarı açısından daha yararlı olur. Başbakan Erdoğan'ın İran gezisi Türkiye açısından elbette son derece yararlı geçti. Güvenlik anlaşmasıyla PKK/Kongra-Gel'in terör listesine alınması ve Karma Ekonomik Komisyon bünyesindeki kimi anlaşmalar Türkiye için önemli. Ancak İran'ın yeterince anlayamadığı, bu yüzdenden de maksimum faydanın sağlanamadığı kimi hususlar olduğunu da söylemek lazım. Öncelikle Türkiye eski Türkiye, İran eski İran değil. Dünya dengelerinde giderek önemini arttıran ve bölgesel bir güç olarak önplana çıkmaya başlayan Türkiye'de hükümet, tüm komşu ülkelerle samimi bir ilişki içine girmeye çalışıyor. Yunanistan'dan Bulgaristan'a, Suriye'den Gürcistan'a bu samimi ilişki arayışının makes bulması yeni ve sevindirici bir durum. İran'ın Türkiye'nin bu yapıcı tavrını iyi okuması gerekir. İkinci olarak İran köklü bir devlet geleneğine ve ekonomik potansiyele sahip olmasına rağmen bugün arzu ettiği durumun çok gerisinde. İran yönetiminin özellikle siyasal açıdan yalnızlaştığı bu yeni durumu iyi okuyamaması kendisi açısından bir talihsizliktir. İran çok boyutlu bir ilişki geliştirerek Türkiye üzerinden yalıtılmışlıktan kurtulabilir, bölgeye dönük muhtemel senaryoların önünü alabilir(di). Bu açıdan İran'ın Türkiye'ye, Türkiye'nin İran'a olduğundan daha fazla ihtiyacı olduğunu söylemek lazım. Basiretli davranış bunu görmeyi gerektirir. Ancak İran yönetiminin kendisini dünyanın merkezinde gören tavrı İran'ın önünü kapatıyor. "Diplomatik zekavet" tek başına işe yaramıyor, aynı zamanda bir "vizyon" sahibi olmak da gerekiyor. Başbakan Erdoğan'ın somut ve işbitiren tavrına karşı, İran yönetiminin muğlak ve neticeden uzak tavrı son gezide de kendisini gösterdi. "Kazan-kazan" anlayışıyla meseleye bakan Türkiye'ye karşı İran'ın tavrı "başkaları kazanmasın, ben kazanmasam da olur" gibidir. Bu yanlış bir rekabet anlayışı. Doğrusu Türkiye daha "kompleksiz" bir tavır içinde. İran'ın dışpolitik çizgisinin açılımdan uzak kalması, içpolitik yapısındaki sorunların da bir sonucu. Karar mekanizması Rehberlik, Cumhurbaşkanlığı, Danışma Meclisi, Uzlaşma Konseyi arasında bulanık bir hal almış. Görünen en güçlü isim Dini Lider Hamaney, görünmeyen isim ise Rafsancani. Cumhurbaşkanı Hatemi'nin reformcu vizyonu bu ilişkiler ağı içinde çok mesafe alamamış. Ekonomik refah ileri gitmediği gibi, dini duyarlılığın da giderek güçten düştüğü anlaşılıyor. Sokaklarda "mana bağlılığı" yerine "madde bağımlılığı" daha fazla dikkat çekiyor. Çok planlı ve güzel bir şehir olan Tahran'ın bakımsız hali, sokaktaki insanların gözlerindeki umutsuzluk, örtünmenin zoraki olduğunun ilk bakışta anlaşılması İran'ın sosyal geleceği açısından çok ümit verici değil. Saddam'ın basiretsiz tavırlarıyla Irak'ın yaşadığı acılar bugün herkesi üzüyor. Komşumuz İran'ın kendi kabını kırması bizi mutlu eder. Bir ülkenin kendine güvenmesi öncelikle yöneticilerinin birbirine, halka ve komşularına güvenmesiyle mümkündür. Yunanistan'la ilişkilerimiz mevcut önyargılar ve yanlış rekabet anlayışından kısmen de olsa kurtularak bir mesafe katetti. İran'ın tavrı hiç değilse ilişkilerimizi bunun gerisine düşürmemeli. İran'ın geliştirmeye çalıştığı modelin niteliğini ve rejimin mahiyetini tartışmak istemem, ama yönetim anlayışı ve ilişki sistematiğini gözden geçirmesinde yarar olduğunu söylemem lazım. Muhafazakarlarla Reformcular arasındaki gerilim İran'ın içyapısını olumsuz etkilemekle kalmıyor, dış ilişkilerini de zayıflatıyor. Aslında İran'ın hep sözü edilen "felsefi ve diplomatik derinliği" dünyada olup bitenleri iyi okumayı gerektiriyor, ama netice hiç de bunu göstermiyor. Bugünü iyi okumadan "şanlı geçmiş" ve "muhayyel gelecek"le duruma vaziyet etmek ise mümkün değil. Türkiye'nin de İran'a bakışında problemler var, ama İran'ın Türkiye'ye iyi bakmaktan başka çaresi yok.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |