|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türkiye, zoraki olarak icat edilen, yapay ve sahte sorunlardan başını kaldırıp da ülkenin geleceğini alt üst edecek gerçek sorunlarıyla yüzleşecek ve bu sorunlara cevaplar arayacak düzlüğe bir türlü çıkamıyor. Burada yakıcı ve yıkıcı bir meseleye çekmek istiyorum: Genç kuşaklar savruluyor... Bu ülkenin geleceği demek olan genç kuşakları, seküler, popüler ve vulger (bayağı) Amerikan kültürünün istilası karşısında büyük bir savrulmayla, kültürel yozlaşmayla karşı karşıya: Haz ve hız ekseninde tüm dünyaya hızla yayılan bencil, köşe dönmeci, narkoz etkisi yaparak genç kuşakları uyuşturucu, dünyanın sorunlarına yabancılaştırıcı, duyarsızlaştırıcı, ayartıcı ve baştan çıkarıcı pespaye Amerikan kültürü, mandacı medyamızın, resmî devlet politikaları ve uygulamalarının da aymazca desteğiyle kültürel dinamiklerimizi dinamitliyor. Başbakan Erdoğan, Yardımcısı Abdullah Gül ve çok sayıda bakan Cumartesi günü Kayseri'deydi. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki ile Kayseri Organize Sanayi Başkanı Ahmet Hasyüncü'nün özel çabalarıyla hayata geçirdikleri ve Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek 139 fabrikanın açılışını yaptılar. Başbakan Erdoğan, atılan fabrika temelleriyle birlikte "Türkiye'yi rantiyeden kurtarıp şantiyeye çevirdiklerini, yapılan yatırımların Türkiye'nin medeniyet birikimini hayata geçireceğini" söyledi. Türkiye'nin bu tür yatırımlara elbette ki şiddetle ihtiyacı var. Kayseri'deki bu teşebbüse emeği geçen herkesi kutlamak gerekiyor. Ancak bu ülkenin geleceğini şantiyelerden daha çok belirleyecek, asıl yatırım yapılması gereken genç kuşakları fena halde ihmal ettiğimizin ne kadar farkındayız acaba? Şantiyeler, bu ülkenin "niceliksel kalkınma"sında büyük atılımlar olarak görülebilir. Ama bu ülkenin niceliksel kalkınmasına da ruh verecek, dinamizm kazandıracak asıl büyük yatırımlar, genç kuşağa yapılacak niteliksel yatırımlardır. O yüzden büyük düşünmek, uzun vadeli stratejik kararlar alarak bu ülkenin geleceğini şekillendirecek, bu ülkenin yeniden tarihî rolünü oynayabilecek genç kuşaklara yatırım yapmak zorundayız. Eğer genç kuşaklara önce özgüven kazandıracak, ardından ufuk ve vizyon verecek adımları ve atılımları şimdiden atmanın yollarını araştıramazsak, yapılan maddî yatırımların geri tepeceğini, kısa devre yapacağını, dolayısıyla hiçbir işe yaramayacağını aslâ unutmamak gerekiyor. Genç kuşaklara özgüven kazandırmanın, yaratıcı bir ufuk ve vizyon verebilmenin tek esaslı yolu var: Bu kuşaklara önce kendi kültür ve medeniyet tecrübelerine (bu tecrübeyi üreten İslâm'ın sunduğu fizik ve fizikötesini, insanın hem iç, hem dış, hem maddî, hem manevî dünyasını aynı anda anlamlı kılan, hayata ve harekete geçirten hâkim olduğumuz coğrafyalarda adaleti, hakkaniyeti, huzur ve sükûnu yaymamıza imkân tanıyan zengin kültürel değerlerimize ve dinamiklerimize, engin tarihî derinliğimize) dair sarsılmaz bir bilinç kazandırmak; sonra da bütün kültürlere ve medeniyetlere açılmalarını sağlayabilecek bir ufuk çizgisi armağan etmek. Kendi kültürleriyle ve medeniyet tecrübeleriyle irtibatları kopartılan, ilişkileri sakatlanan bir toplumun çocuklarının başka kültürleri kavrayabilmeleri, o kültürlerden yaratıcı şekillerde yararlanabilmeleri imkânsızdır. Türkiye'de tepeden monteleme yöntemlerle uygulanan kültür ve medeniyet değiştirme projesi, bu toplumun özgüvenini sarsmış, bu toplumun aydınlarının zihinlerini köreltmiş, seküler Batı kültürünün küresel ve baştan çıkarıcı saldırıları karşısında savunmasız bırakmış ve saldırgan, seküler batı kültürünün yoz ideallerine, soysuz idollerine, ilkel ayartmalarına köle kılmıştır. Yaklaşık son yıldan bu yana gelinen nokta gerçekten ürkütücüdür: Seküler, sefih, hazcı, bencil Batı kültürünün istilası sonucunda İslâm'la ilişkileri sıfırlanmış bir kuşak zuhûr etmeye başlamıştır. Fuhuş ve uyuşturucu sektörünün liselere kadar sıçraması, anne-babaların bencil, hazcı, ayartılmış, uyuşturulmuş, kendi kültürel değerleriyle ilişkileri kopartılmış nev-zuhûr kuşaklarla baş edemez hallere gelmeleri genç kuşaklarımıza kendi kültürel değerlerimizi öğretmeyi nerdeyse suç sayan ilkel eğitim ve öğretim politikalarının kaçınılmaz sonucudur. Dünyanın hiçbir ülkesinde kendi dînî, dolayısıyla kültürel değerleriyle kavgalı politikaların uygulandığı başka bir ülke yok! Dünyanın hiçbir yerinde, medyasıyla, eğitim kurumlarıyla, siyasî, ekonomik ve kültürel politikalarıyla kendi kültürel değerlerini hor ve hakir gören, yasaklayan, kendi çocuklarını kendi kültür, tarih ve medeniyet değerlerine yabancılaştıran bir ülke yok! Yok; çünkü bu, bir ülkenin intiharını kendi elleriyle hazırlaması demektir! Bu duruma bir anda gelmedik. Yaklaşık 1,5 asırlık dehşetengiz bir hikâyesi var bunun. Düşünsenize.. Bir yandan Avrupalı emperyalist güçler, Avrupa'nın içlerine kadar girmeyi başarmış yegâne aktör olan Osmanlı medeniyetini çökertmek için dört bir taraftan üzerimize üzerimize geliyorlar. Diğer taraftansa biz, 1870'li yıllardan 1920'li yıllara kadar dört bir cephede bizi çökertmek için vargüçleriyle bize saldıran Avrupalı emperyalistlere karşı ölüm-kalım savaşları veriyoruz ve hiçbir milletin yapmadığı bir şeyi kendi ellerimizle yapıyoruz: Emperyalistlerin sömürgeleştiremediği bu coğrafyayı, biz sömürgeleştiriyoruz; yani kendilerine karşı yarım asır ölüm kalım savaşı verdiğimiz Avrupalıların değerlerini ve kültürlerini bu ülkeye tepeden montelemeye kalkışıyoruz. Sahi siz, dünyada böyle bir ülke biliyor musunuz? Peki, biz, yarım asır ne diye savaştık? Bugün her bir tarafta örneklerine çokça rastladığımız mandacı tipler gibi teslim bayrağı çekerdik ve bunca kan "boş yere" akmazdı!!! Son 10 yılda yapılan yıkıcı operasyonları, sonuçlarını ve tüm bunları nasıl püskürtebileceğimizi Çarşamba günü tartışalım...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |