|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ahmet Necdet Sezer, "En çok tartışılan Cumhurbaşkanı" olmaya aday gözüküyor. Yasa vetolarına yansıttığı ideolojik doku ile, atama vetolarındaki tavır ile, Anayasa Mahkemesi'ne ve YÖK'e yaptığı atamalardaki tercihlerle ve rektör seçimlerinde, üniversite iradesini sık sık gözardı eden tutum ile... Cumhurbaşkanı, anayasal açıdan, yaptıklarından hesaba çekilebilecek olsaydı, herhalde medyanın huzuruna çıkar, soru sorulmasına fırsat verir, en önemlisi, bir yaptırımla karşılaşırdı. Mesela halk iradesinin değerlendirmesine sunulurdu. Oysa Cumhurbaşkanı Sezer, yasal statüsünün sorumsuzluğunun ötesinde, kişisel üslup olarak da iletişim kurmakta sorun yaşanan bir duruş sergiliyor. Sayın Sezer'in halkla sıcak bir diyalogu var mı? Bu soruya gelecek cevapların önemli bir kısmının "hayır" olacağını sanıyorum. Bu durum, Cumhurbaşkanlığı'nın bugünkü statüsünü daha sorunlu hale getiriyor. Kaldı ki sorun, sadece kişisel duruş sorunu da değil. Sezer, anlaşılması güç bir "devlet yorumu" ile icra-yı faaliyet etmekte ve sistemi içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Nedir durum? Cumhurbaşkanı halk oyu ile değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçiliyor. Denebilir ki falanca kişinin Cumhurbaşkanı olması, yeterli Meclis çoğunluğunun o isim üzerinde toplanmasının sonucudur. Genelde aynı çoğunluk kanunları yapar, hükümet kurar ve ülkeyi yönetmeye başlar. Sistem ne? Sistem, Cumhurbaşkanı'nı hem kendisini seçen Meclis çoğunluğunun iradesini hem de hükümetin iradesini veto etme yetkisi ile donatmış. Veto ediyor, artı, üyelerini kendisinin seçtiği Anayasa Mahkemesi'ne gönderiyor, artı... referandum... Bunu kim yapıyor? Meclis'in seçtiği insan... Bir anlamda Meclis, kendi içinden kendisine hakim bir güç üretmiş oluyor ve o gücün sorumluluğu mevcut değil. Cumhurbaşkanı Sezer, bu gücü sonuna kadar kullanıyor. Öyle ki "veto" da rekor (26 yasa vetosu ile) kırıyor. Ve öyle ki, Ak Parti hükümetine karşı ana muhalefet partisini bile gölgeleyen en çetin muhalefetin Sezer tarafından yapıldığı, kamuoyunun ortak değerlendirmesi haline geliyor. Burada sorun, "halk iradesi"nin sağlıklı bir parlamenter düzende nereye oturduğu, bizdeki uygulamasında nereye oturduğu noktasında toplanıyor. İşin ilginç yanı, Sayın Sezer de bunun farkında, bilincinde. Cumhurbaşkanlığı'na aday gösterilmesinden sadece 6 gün önce yaptığı konuşmada şunları söylüyor: "Anayasa'nın 104. maddesinde Cumhurbaşkanı'na verilen yetkiler parlamenter demokrasinin sınırlarını aşmaktadır. Oysa demokratik devlet düzeninde, ulusal iradeyi temsil eden parlamento dışında sorumsuz bir Cumhurbaşkanı'nın yönetimi paylaşması ve tek başına önemli yetkiler kullanması kabul edilemez. Cumhurbaşkanı'nın hem yasaları iptal yetkisine sahip olması hem de iptal davasına bakacak olan Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmesi hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır." Bu ifadeyi cümle cümle tahlil ettiğinizde Sayın Sezer'in sergilediği bugünkü görünümün dünkü kendi samimi kanatleriyle taban tabana zıtlık arzettiği görülecektir. "Anayasa bana bu yetkiyi vermiş, özünü paylaşmasam da verilen yetkiyi kullanırım" savunması, kendi düşüncenizle böylesine çelişik tavır sergilemenin oluşturduğu sakil durumu hazmetmeyi mümkün kılmıyor ne yazık ki. "Demokratik devlet düzeninde, ulusal iradeyi temsil eden parlamento dışında sorumsuz bir Cumhurbaşkanı'nın yönetimi paylaşması ve tek başına önemli yetkiler kullanması ka-bul e-di-le-mez." Acaba "kabul edilemez" in bizim bilmediğimiz bir başka anlamı mı var? Yoksa bu düşünceye tam zıt bir konuma yerleşmek için daha özel misyonlar mı yüklenmek gerekiyor? Bana göre Sezer zorluyor. Her işin bir yakışığı vardır, Cumhurbaşkanlığı üslubu bu olmamalıdır. Halkla ilişkiler sorunlu, medya ile ilişkiler sorunlu, parlamento ile, hükümetle, üniversite camiası ile ilişkiler sorunlu... Bir küçük grup alkış tutuyor, evet teslim etmeliyiz. Ama o, insanın içini tatmin eder mi bilmem ki... Ben, "anayasal sorumsuzluk" ilkesinin çok abartılmaması gerektiğini düşünüyorum. Ne de olsa insan, sonunda statülerden soyunmak zorunda kalıyor. Bir de şunu bildirmek isterim: Bir gazeteci olarak gittiğim pekçok yerde bana "7 yıl ne zaman dolu-yor" diye soruluyor. Herkes Sezer ile ilgili yanılgısını seslendiriyor. Bunların bir anlamı yok mu? Sezer, sadece Ak Parti hükümetine muhalefet misyonu ile anılıyor. Bunlar önemsiz mi? Tarafsız bir Cumhurbaşkanı'nın böylesine taraflı algılanır hale gelmesi Cumhurbaşkanlığı'nın saygınlığını korumak açısından da dikkate alınmalı değil mi? 2007'ye daha çok var. Demokratik toplumlarda eleştiriden masun kalmak mümkün değil. Bu Cumhurbaşkanlığı üslubu Sayın Sezer'i daha pekçok kere tartışma alanına çekecektir. Ben kendilerine bol bol tahammül dilerim.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |