AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Toparlanma zamanı

Karadenizli yaşlı vatandaş kendi şivesi ile hükümetin durumuna ilişkin şöyle bir değerlendirme yapmış:

-Tayyip daşı yanlış yere atii, Rabbim yukarda daşı düzeltii...

Bu anekdot bana anlatıldığında gülümsemiştim, benim paylaştığım pekçok yerde de insanlar gülümsediler. Böyle ortamlarda hep "Çok dua var Tayyip Bey için" değerlendirmesi yapıldı. Vaktiyle Nureddin Sözen de Tayyip Erdoğan başkan olduğunda yağmurlar yağıp, İstanbul'un su meselesi halledildiğinde "Bu adamın Yukarısı ile arası iyi" dememiş miydi?

İşin insana gelen semavi ikramlar tarafı bir yana, Karadenizli vatandaşın söylediğinde ince bir uyarı olduğu da açık değil mi? Yani o halk bilgeliği "ortada zaman zaman yanlış atılan bir taş da var" demiş olmuyor mu? Bu anekdot karşısındaki gülümsemeler de, aslında o tesbite katılmanın yansıması değil mi?

Bana "Hükümeti nasıl görüyorsun?" diye sorduklarında, bir yandan siyasi vasattaki tükenmişliğe, bir yandan alternatif ihtimallerinin zayıflığına, bir yandan da Tayyip Erdoğan ve ekibinin heyecanına bakıp, "Büyük yanlışlar yapmazlarsa en az bir dönem daha giderler" diye cevaplıyordum.

Bugün...
Van olayı...
Tren faciası...
Ceza yasasının serüveni...
Ve bazı duyarsızlıklar...

Hükümet için erken yaralar oldular.

Van olayında hükümetten, kamuoyundaki hassasiyete paralel bir tepki çıkmadı. Mustafa Bayram olayı, taa bu zatın Refah milletvekili olmasından bu yana, benim içinde ukdedir. Doğu - Güneydoğu'da siyasetin ayrı işleyişi var, bunu anlayabiliyorum, ama bunda "nereye kadar?" diye bir soru olmalı, diyorum ben. Bir bakan, ne yazık ki Hüseyin Çelik, gözaltındaki Mustafa Bayram'la telefonla görüşüyor. Doğru mu bu? Şık mı? Uyuşturucu, gözaltından silah zoruyla adam kaçırma, sonra AKP'li birisinin (Mikail İlçin) kalkıp ana muhalefet liderini tehdit etmesi, ikinci Susurluk iddiaları, vs, vs.. Sonra derin suskunluklar... İktidarın içinden birisi çıkıp "Yahu, bu suskunluklar bizim üzerimize gölge olarak düşüyor" basiretini gösteremiyor. Van yarası var şu anda hükümetin üzerinde.

Tren faciasından bu yana hükümet adına en sıcak tavır, Başbakan'ın gidip kazada ölen bir genç kızın ailesinin evinde Kur'an okumasıdır. Onun dışında savunmalar, savunmalar, savunmalar... Zaaflar, zaaflar... Hele Meclis oturumunda Ak Parti sözcüsünün, hemen hiçbir cümlesi sağlıklı kurulamayan, tren faciasına diksiyon faciası ilave eden konuşması... hiç olmaması gereken "Haddinizi bilin" üslubu... Kabahatleri Allah'a havale intibaı veren ve inanç alanına uzanan eleştirilere yol açan yaklaşımlar... Tam bir dram...

Ceza yasası serüveni... Önce, geçmiş ceza yasalarına rahmet okutacak bir mantıkla hazırlanmış Dönmezer taslağının, "düzeltilir" umuduyla tasarı halinde Meclis'e sunuluşu... Ardından alt komisyonda bir adama benzetilişi, ardından yeniden komisyonda CHP'lilerle uzlaşma duygusunun getirdiği irade dağılması ile "başörtüsüne hapis cezası" getirecek bir katakullinin ortaya çıkışı ve "Canım genel kurulda düzeltiriz" tesellisi...

Yukarda "bazı duyarsızlıklar" diye bir ifade kullandım. Bununla, F Tipi cezaevlerini protesto için ölüm orucu yapan, bu süreçte bir kısmı hayatını kaybeden, bir kısmı ise Wernike-Korsakof hastalığına yakalanan insanlarla ilgili tavrı kastediyorum. Wernike - Korsakof hastalığı, bazı beyin fonksiyonlarının kaybına, bunun sonucu olarak hatırlama, yürüme, görme gibi yeteneklerin devre dışı kalmasına yol açıyor. Hastalık insanların kendine yetmez hale gelmeleri sonucunu doğuruyor. Bu durumdaki insanlar, Cumhurbaşkanı tarafından affedildi. Ancak şimdi, Adli Tıbb'ın "Bu insanların cezaevinde yatmalarında bir sakınca yoktur" şeklindeki kararına uyularak, salıverilenler yeniden toplanıp cezaevine konuyor. Konu AİHM'ye intikal etti ve AİHM, Türkiye'ye konuyu incelemek üzere bilirkişi gönderme kararı aldı.

Duyarsızlık, diyorum ben... Bu insanlar kim ve ne olurlarsa olsunlar, ortada insani bir dram var ve ben, Ak Parti duyarlılığının, bu insani meselede harekete geçebilecek kıvamda olmasını ümit ediyorum; farklı düşüncedeki insanların yaşadığı dramı anlayabilirse duyarlılığının daha değerli olacağını düşünüyorum; ama olmuyor. Taa AİHM harekete geçene kadar... Sonuçta AKP'nin duyarlılığının da terbiye edilmeye muhtaç olduğu kanaati uyandırılıyor.

Bütün bunlar neyi gösteriyor? Bir savrukluksa, bir insicamsızlıksa, bir zaafsa, bir dağılma ise neyin eseri bu?

Bunların hiçbirinin kabul edilmeyeceğini biliyorum. Ama ortada bir problem var ve ben, bu kadronun henüz "bir dönem, bir dönem daha" iradesini kuşanmadığı sonucunu çıkarıyorum.

Bence acil bir toparlanmaya ihtiyaç var.

AKP'nin en derin kadrosu, yaz vesilesi ile, oturup bir artılar - eksiler değerlendirmesi yapmalı. "Sahi biz kaç dönemi görüyoruz ve şu an ne haldeyiz?" sorusunu sorup, iradeyi yeniden teksif etmeli...

Bu yazıya karşı savunma gerekmez, bu, eksileri çoğaltmak olur, en doğrusu bu tarz tüm değerlendirmeler için "Eğer böyle görünüyorsak bunu önemsemeliyiz" demek ve kendi kendimize bir kere daha bakmaktır.


7 Ağustos 2004
Cumartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED