|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığı , "80 yıllık pisliği temizliyoruz" dediği öne sürülen bir AKP milletvekilinin konuşmasını incelemeye almış. "80 yıllık karanlığa son vereceğiz" cümlesini propaganda aracının gövdesine yazdırdığı için bir AKP ilçe örgütü hakkında inceleme açıldığı da duyulmuştu. Bu tip haberler, medya tarafından, "AKP'nin 80 yıl takıntısı" biçiminde sunuluyor. Bizce olaya Ak Parti'nin değil de 'sistemin takıntısı' olarak yaklaşmakta yarar var. Olaya böyle yaklaştığımızda, takıntının, 'Cumhuriyet' ve anayasada yer alan nitelikleri konusunda toplumda farklı düşünceler bulunduğu kabulünden kaynaklandığını anlayabiliyoruz. Sistemin 'demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devleti' niteliklerini değiştirmek isteyen, bu amaçla örgütlenmiş, dizginleri eline geçirdiğinde 'gizli gündemi' istikametindeki değişiklikleri gerçekleştirme hazırlığında kesimlerin varlığına inananlar var. Bu inanış, yalnızca gazete ve ajansların haber diline yansımıyor, Cumhurbaşkanı Sezer'in 'kamu yönetimi reformu yasası'nı red gerekçesinde görüldüğü üzere devletin en üst düzeyinin davranışlarını da etkiliyor. Oysa, bütün kamuoyu yoklamaları, Türkiye'de sistemin nitelikleri konusunda çok geniş bir toplumsal mutabakat bulunduğuna işaret ediyor. Cumhuriyet, demokrasi, hukuk devleti, lâiklik gibi kavramlar neredeyse herkes tarafından benimsenmiş durumda. İtirazlar daha çok bu kavramların içinin doldurulmasına yönelik; bunu da anlayışla karşılamak gerekiyor. Sözgelimi, bazıları açısından 'lâiklik' kendi dar yorumunu topluma zorlama biçiminde anlaşılıyor; buna karşılık toplum, demokrasinin bir unsuru bildiği lâikliği, 'din ve vicdan özgürlüğü' olarak anlıyor ve böyle anlaşılmasını istiyor. Kavramların içeriğiyle ilgili farklı yaklaşımlar yalnız bize özgü bir tartışma alanı değil; özellikle 'lâiklik' dünyanın başka yerlerinde de yeni yorumlara açık bir alan olarak görülüyor. ABD'de ve Avrupa'nın bazı ülkelerinde parlamentolar ve anayasa mahkemeleri de konuya taraf; siyasî partiler de değişik yorumların arkasında saf tutabiliyorlar. Demokrasi, hukuk devleti gibi kavramları yeterli bulmayıp onlara yeni değerler yükleme girişimleri de görülebiliyor Batı ülkelerinde. Bütün bu alanlardaki farklı görüşler, dünyanın her tarafında, uygar bir tartışma zemininde ifade ediliyor. Tartışmalarda üslup elbette önemli; ancak her tepkiyi aşırı görülen üslup üzerinden vermenin de âlemi yok. '80 yıllık karanlık' veya '80 yıllık pislik' türü sözler, tabii eğer gerçekten siyasî kimlik sahibi birilerine aitlerse, tasvip edilmesi mümkün olmayan yakıştırmalar; ancak üslup tartışmasının eleştirinin özünü ortadan kaldırmasına da izin verilemez. Siyasîler görüşlerini özgürce ifade edebilmeli, bizler ise görüşleriyle birlikte üsluplarını da değerlendirerek tavır belirlemeliyiz. 'Pislik' ve 'karanlık' türü sıfatların 80 yılın tarihi üzerine giydirildiği aşağılayıcı bir toptancı üslupla şahsen bir alışverişim olamaz; ancak kararımı vermeden önce o üslubun arkasında yatan gerekçeyi dinlemek de en doğal hakkım… Ne zaman açılsa, derhal 'rejim' konusu da tartışma ortamına giriveriyor. İşin ilginç yönü, şimdilerde "Rejim düşmanları var" türü yakınmaları seslendirenlerin bir bölümünün yakın geçmişte 'rejim' ile sorunları bulunan insanlar oluşu. Çoğu, "Bu düzen değişmeli" pankartı taşımış, bir bölümü TCK'nda bir zamanlar varolan 'rejimi ilga' ile ilgili 141 ve 142. maddelerden yargılanmış kişiler bunlar. Şimdi 'rejim sahibi' kesildiler ve "Rejim tartışılmaz" diyorlar. "Rejim tartışılmaz" zihniyeti ancak teokratik düzenlere yakışır. Bugünün siyaset ve düşünce dünyası, 'rejim' üzerinde en kıyasıya tartışmalar ve mücadeleler ile evrilmektedir. "Aman tartışmayalım" denilen bir rejimi tartışmasanız da ayakta tutmanız zordur da ondan. Bugün de devam eden rejim üzerine tartışmalar ve mücadeleler olmasa, dünyamız, Ortaçağ'da geçerli ölçülerden bir parmak ileri gidemezdi. Siyasîlerin elbette ağızlarına dikkat etmeleri, başkalarını rencide edecek bir üsluptan geri durmaları gerekir. Ancak, üslubu bahane ederek siyasî tartışmaya sınır getirmek, rejimi 'dokunulmaz' ilân ederek eleştirisini yasaklamak, aykırı sesleri bastırmak da yanlıştır. Bu yanlışlık, üzerinde titizlenildiği iddia edilen 'dünyevî' kavramların 'kutsallaştırıldığı' anlamına gelir. Lâiklik adına sergilenen 'anti-lâik' bağnaz bir tavır… Tartışmadan kimse kaybetmez, tartışmadığımız için kaybettiklerimiz ise ortada.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |