|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İyi tüccar, müşterinin cebindeki parayı iyi tahmin eden insan demekmiş. Pazarlık becerisi, ondan sonra o arayı harcatabilmekte toplanıyor. Diplomaside bu, masanın karşı cenahında oturan adamın elindeki kozları - kartları okumak anlamına geliyor. Nereye kadar gidebilir karşıda oturan, ne verebilir, ne almak ister? AB ile ilişkiler böyle kritik bir safhaya gelmiş bulunuyor. Dönem Başkanı Hollanda tarafından kamuoyuna sızdırılan taslak metin Türkiye'nin canını sıkacak maddelerle dolu. Rumları en azından fiilen tanımak bunlardan sadece biri. Serbest dolaşıma kalıcı sınırlama, Üyeliğin askıya alınması için üçte bir üyenin teklifinin yeterli olması, 2014'ten önce ağzımızla kuş tutsak dahi üyeliğin söz konusu olmaması. Ardından Avusturya Başbakanı Schussel'den gelen "Türkiye'ye tam üyelik altında bir statüyle Birlik'a katılma" teklifi... Ve Avrupa Parlamentosu'nun tüm bunlar yanında müzakerelerin başlaması için Ermenistan'la sınırları açma, "silahlarını bırakmış Kürt güçleriyle uzlaşı ortamı aramak için aktif adımlar atma", "Alevilerin Müslüman azınlık olarak tanınması ve cemevlerinin dini merkez olarak açılması" ve "Heybeliada Ruhban Okulu'nun derhal açılması" yolundaki şartları... Fransa'nın Chirac'la ortaya çıkan tavrı zaten ikircikli idi, şimdi kendisine yarının "Fransa Cumhurbaşkanı" olarak bakılan Sarkozy ile çok daha sorunlu... Çünkü Sarkozy, yüzde 85 oyla başkan seçildiği partisinin kongresinde "Türkiye ile ilişkimiz sürsün ama bu tam üyelik tarzında olmasın" deyiverdi. Bütün bunları nasıl okumalı? "-AB bizi istiyor ama, biraz naz yapıyor" gibi mi? Yoksa "-AB Türkiye'yi tam üye olarak almak istemiyor, ancak bazı alanlarda Türkiye'ye hayati ihtiyacı bulunduğu için dışarda bırakılmasını da faydalı görmüyor, Türkiye'nin kabul edemeyeceği şartları öne sürerek özel statüye razı olmasını istiyor." Şu sorular üzerinde düşünelim: -Kıbrıs Rum yönetimini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımak, sonra onu AB'ye tam üye yapmak ve daha sonra da Türkiye ile ilişkilerde Rumları etkin bir oyuncu olarak devreye sokmak, AB'nin, diyelim Fransa'nın, Almanya'nın ve ötekilerinin hayati çıkarları ile ilgili bir durum mudur? Ve tüm bunların arasına Kıbrıs'ta BM marifetiyle yapılan ve AB'nin etkin bir rolle katıldığı bir referandumu sokmak nasıl bir şeydir? Yoksa AB'de çok ciddi bir kafa karışıklığı mı vardır? -Kürt ve Alevilere azınlık statüsü kazandırarak Türkiye'de fay hatları oluşturmak AB'nin insan hakları planlarıyla mı ilgilidir yoksa başka niyetler mi söz konusudur? -Türkiye gibi büyük bir ülke ile yürütülen pazarlığın içine Ermeni dinamiti sokmak, AB'ye nihai anlamda ne kazandırmaktadır? AB "saf" vatandaşlardan oluşan bir yapı olsa, bütün bunları o "saf"lığın ürünü olarak görmek ve oturup saatlerce onları ikna etmek söz konusu olabilir. -Bakın kardeşim, iş sizin bildiğiniz gibi değil falan... Bazan sütunlarda öyle yaptığımız da oluyor. Elbirliği ile ikna çabaları içine giriyoruz. Bu defa muhtemel ki AB'nin uyanıkları da bizim "saf"lığımıza hayret ediyordur. Bir gün kalkıp anlamazlığımızın, saflığımızın doruk noktasına ulaştığı bir kademede, "Ya kardeşim ne anlamaz adamlarsınız sizler, biz Avrupayız ve sizi istemiyoruz" diyecekler diye ödüm kopuyor. Ödüm kopuyor, koca bir ülke olarak yüzümüze hazmedilemeyecek bir zillet şamarı vurulacağı için... 17 Aralık'a doğru AB dünyasının en kıytırık temsilcilerinden peşpeşe gelen imalı yargılamalar neyin işareti bir okuyabilsek... Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "AB'nin kendi karar ve prensiplerine aykırı yönde karar almasının güven bunalımına yol açacağı"nı söylüyor. Ben de tam bunu söylüyorum. "Güven bunalımı..." AB neyi oynuyor? Böyle akıl almaz şartlar ileri sürerek bize dokuz doğurtmak mı amacı? Zevk mi alıyor bundan? Bir de "Orada bırakırız" sözü var Abdullah Gül'ün... "Kopenhag kriterlerini yerine getirdik. AB Komisyonu bunu tasdik etti. AB'nin sözü var. Gecikmeksizin müzakereler başlanacak, diye... yeni şartlar getirilirse orada bırakırız." Başbakan Erdoğan'ın "Ankara kriterleri der devam ederiz" şeklindeki sözleri de aynı tavrı sergiliyor. Bence şu anda AB bu tavrın içinin ne kadar dolu olduğunu çözmeye çalışıyor. Yani cebimizdeki para ne kadar? Bence direnmeliyiz. Eğer AB Türkiye'yi bünyesine gerçekten almak istiyorsa, bunun önüne şu an koşulann şartlarda ısrar etmeyecektir, çünkü bunların hiçbiri AB için hayati şartlar olarak değerlendirilemez. Ve eğer AB bu şartlarda ısrar ederse, bu da sadece AB'nin Türkiye'ye karşı kötü niyetini, yani Türkiye'yi hiçbir biçimde almak istemediğini, bu arada Rum - Ermeni korumacalığı gibi kadim hastalığının nüksettiğini ve Türkiye bünyesinde fay hatları oluşturarak zayıf düşürmeyi hesapladığını ortaya koyar. Sınav Avrupa'nın sınavıdır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |