AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Yoksa yanılıyor muyuz?

Bugünlerde pekçok kişinin ruh dünyasında derin çatışmaların, çelişkilerin, hayal kırıklıkların, aldanmışlıkların ve umutsuzlukların yaşanmakta olduğunu sanıyorum. Türkiye'de, İslam dünyasının önemli ülkelerinden birinde yaşayan bizlerin, ta başından beri Batı'yı doğru anlayıp kıymetlendirmede çok önemli yanlışlar yaptığımızı bugün bütün açıklığıyla görebiliyoruz. Bütün bu yaşananlardan sonra "Batı"ya ilişkin tutum ve tavrımızı yeniden gözden geçirmenin, realist ölçüler içerisinde değerlendirmenin lüzumu kendisini hissettirmektedir.

Bu ifadelerin bir umutsuzluk ve hayal kırıklığının dışa vurumu olduğunu inkar edecek değilim. Bu duyguların Batı dışı dünyadaki insanların çoğuna sirayet ettiğini görüyorum.

Beni bunları ifade etmeye zorlayan gelişmeler nelerdir, diye soracağınızı sanmıyorum. Çünkü her şey bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önünde cereyan etmektedir.

Soruların cevabı yok...

Allah aşkına son iki yıldır Irak'ta olup bitenleri salim bir kafa ile oturup bir düşünelim. Bu ülke niçin işgal edildi? Irak'ı işgal edenler bütün dünyaya ne söylemişlerdi? Sonuç ne oldu?

Geçtiğimiz birkaç gün içerisinde Felluce'de neler oldu? Kaç kişi kıtaların ötesinden gelen Amerikan güçlerinin kurşunlarıyla, kimyasal silahlarıyla hayatlarını kaybetti? Kadınlar, çocuklar, yaşlılardan kaç bin kişi öldü? Kaç mabet tahrip edildi? Kaç yerleşim yeri, şehir ve meskun alan yerle bir edildi? Ve bütün bunlar niçin, hangi gerekçeyle yapıldı, yapılıyor?

Bu eylemleri ika edenlerin olaylar karşısındaki tutumları ve savunmaları neler?

İşgalden bu yana Irak'ta yüz binle ifade edilen insanın öldüğü yazılıp çiziliyor. Ama bunun bir anlamı yok; her gün televizyon haberlerinde "işgalden bu yana şu kadar Amerikan askeri öldü" diye raporlar veriliyor. Vurgu ölen yüzbinlerce Iraklı üzerinde değil, vurgu öldürülen Amerikan askerleri üzerinde!

Bu arada Amerika'nın Irak'ta gerçekleştirdiği katliamın eleştirilmesine de tahammülü yok. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı burada yapılanları ağır bir dille eleştirince Amerikan yönetimi büyük rahatsızlık duymuş ve Türkiye yönetimini uyararak ilişkilerimiz bozulur diye dikkat çekiyor.

Batı için biz "öteki"yiz...

Batılıların Batı dışı toplumları ve özellikle de Müslümanları bütün tarih boyunca "öteki" ve "barbar" olarak gördüklerini, farklı din ve medeniyete mensup oldukları için medenileştirilmesi gereken "şeytana tapıcılar" konumuna yerleştirdiklerini biliyoruz. Batı 15.yüzyılın sonlarına doğru deniz aşırı bölgelere açılıp Batı dışı dünyayla tanışınca buraları sömürgeleştirmeye yöneldi. 19.yüzyılda hızlanan emperyalist sömürgeciliğin meşruiyet unsuru olarak "beyaz insanın medenileştirici misyonu" ileri sürülmüştür. Batılı beyaz insanın medenileştirici misyonu, en basit ifadesiyle Hıristiyan dünyanın Hıristiyan olmayan Batı dışı dünyayı Hıristiyanlaştırma misyonu ve amacından başka bir şey değildi. Zaten "misyon", Hıristiyan teolojisinin temel kavramlarından biriydi ve açıkça siyasi amaçlara hizmete koşulmaktaydı. 19.yüzyılda Batı dışı dünyaya "medeniyet" götürdüğünü ileri süren Batı ile bugün "demokrasi götürdüğü"nü iddia eden Batı arasında hiçbir farkın olmadığını anlamak için fazla bir çabaya gerek yok. Dün emperyalist, sömürgeci ve Hıristiyan Batı "medeniyet" pazarlıyorlardı, bugünse aynı Batı "demokrasi", "insan hakları", "barış" ve "hürriyet" pazarlamaktadırlar.

İşte sorun burada.

Demokrasi, insan hakları, barış, hürriyet, hukuk devleti, sınırlı iktidar, kitlelerin siyasal sürece katılması gibi önemi ve değeri herkes tarafından kabul edilen kavramların emperyalistler, işgalciler, katliamcılar, güç kullanılmasından yana olanlar, mazlum ve mağdurları dinlemeyi zül sayanlar, mağrur ve müstekbirler tarafından savunuluyor olması, onların kirli ve çirkin amaçları için kullanılması ne büyük çelişki ve şanssızlıktır!?

Biz mağdurlar, mazlumlar, çaresizler, yoksullar, köşeye sıkıştırılmış olanlar, onurları ve hayatlarıyla oynananlar da demokrasi, insan hakları, hürriyet ve hukuk devleti diyoruz; işgalciler, zalimler, sömürgeciler, katliamı gerçekleştirenler, yüzbinlerce kadını, çocuğu, yaşlıyı öldüren, mabetleri yakıp yıkan, gerçekleştirdikleri işkence ve zalimlerinden sadistçe mutluluk duyanlar da aynı kavramları ve değerleri dile getirmektedirler.

Birilerin yanıldığı kesin, ama acaba yanılan kim?



2 Aralık 2004
Perşembe
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED