AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K Ü L T Ü R
Ölüm!..

  • OSMAN AKKUŞAK
    Ölüm çoğu zaman birdenbire gelir.. neye uğradığınızı şaşırırsınız.. kaybettiğiniz anneniz, babanız veya kardeşiniz mevcut olmadan dünyada nasıl yaşayacağınızı bilemezsiniz.. alıştığınız düzenin birdenbire tepetaklak olduğunu, her şeyin birdenbire değiştiğini görür dehşet ve hayretler içinde kalırsınız.. hani şair demiş ya: "geç fark ettim taşın sert olduğunu".. hayatın acımasızlığını, ızdırabın derinliğini, tahammül edilmezliğini felaketin üstünden zaman geçtikçe daha iyi anlarsınız.. ilk günlerdeki şokun arkasından gelen şaşkınlık ve uyuşukluk üstünüzden çekildikçe kaybınızın acısını, sızısını, yakıcılığını daha derinden hissetmeye başlarsınız.. sanki dünya başınıza yıkılmış da farkında olmamışsınız.. düşündükçe uğradığınız felâketin büyüklüğünü, dayanılmazlığını fark edersiniz.. hele yalnız başımıza kaldığımız vakitlerde.. "olur mu bu?", "gelip gelip de beni mi buldu?", "bu acıya düşmek için ne yaptım ki?", günahım ne?" cinsinden günahkâr ve isyankâr düşünceler kafanızın içine üşüştüğü zamanlarda ruhunuzu işgal eden bunalımı; ancak duymamak, düşünmemek, gözlerinizi kapamak ve başınızı ya bir omuza, yahut bir yastığa dayamak suretiyle uyuşturmaya çalışırsınız…

    Böyle hallerde ya derin bir uyku veyahut günlük, gündelik meşgalelerin zaruri müdahalesi, ancak sizi kurtarabilir.. günlük vazifeler, saat be saat yapmak zorunda olduğunuz işler sizi meşgul ederken her şeyi bir müddet için unutursunuz.. yaşantınızın günlük temposu, sizi oyalamaya, yeniden hayata bağlamaya başlar..

    Bazı ölümler de yavaş yavaş, alıştıra alıştıra gelir.. evvela deva bulmaz bir hastalık musallat olur.. doktorlar, hastaneler, muâyene ve tahliller.. birbirini takibeder.. "olmaz canım".. "yüzüne, canlılığına baksanıza".. "hayır hayır".. "ya tahlilde bir yanılma, yahut doktorda bir yanılma var".. "daha hazik, daha usta, daha şöhretli bir hekim aramalıyız".. derken eş dost da işe karışır.. yeni yeni doktorlar, hastaneler bulunur.. oradan oraya taşınır.. yahut doktorlar eve taşınmaya başlar…

    Günler geçer.. hastalık ve kader ağlarını örmeye devam eder.. hasta değişir ve zayıflarken.. doğal otlardan her çeşit şifalı yemeklere ve fiziki uygulamalara kadar birçok tedavi çaresine başvurulur.. hastaya moral vermek, yahut hastanın kendi kendisine moral, kuvvet ve inanç aşılaması gibi manevi imdat ve istimdat hamlelerine sık sık müracaat edilir.. ve elbette ki, Hakteâlâ'dan şifa talep edilir, duâlar, niyazlar göklere ve yüce makamlara sunulur… Ecel ve Yüce Tanrı, duâyı kabul ederse hasta yavaş yavaş düzelir ve ayağa kalkar.. yok, ilahi hesap, gün sayısının tamamlandığını gösterirse aziz ve sevgili varlığımız, en yakınımız; Rahmetirahman'a kavuşur…

    İşte bazı ölümler de böyle yavaş yavaş, bizi alıştıra alıştıra gelir!..

    Nasıl gelirse gelsin; ölüm, hayatın ve kâinatın en derin, en hakîki, en zalim, en mâsum, en tabiî gerçeğidir… Onu unutmayana, ona hazırlıklı olana, ona tahammül edene ne mutlu!..



  • 2 Aralık 2004
    Perşembe
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED