|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Dün üç bakanın açıkladığı "Katılım Öncesi Ekonomik Program", Türkiye'nin girdiği Avrupa Birliği yolunun tek tek bireylerin gündelik hayatlarına yapacağı etkiler açısından önem arzetmektedir. Bugün de aynı sürecin diğer parçası olan, "Türkiye'nin üyeliğinin AB'ye olumlu etkileri" içerikli bir başka rapor açıklanacaktır. AB, bütün siyasal, kültürel argümanlarının ötesinde ve temelde büyük bir ekonomik organizasyondur. Birlik sınırları içinde refahı garantileyen etkin ekonomik standartlar geçerlidir ve özellikle yeni üyeler açısından AB bulunmaz bir ekonomik kaldıraç pozisyonundadır. AB sürecinde siyasi standartları tayin eden Kopenhag Kriterleri gibi, ekonomik limitleri belirleyen Maastrich Kriterleri vardır. Birliğe üye ülkelerin milli ekonomilerinde temin etmek zorunda oldukları dört temel kriter vardır. Devletin toplam borç stoku, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın yüzde 60'ını geçemez. Bütçe açığı, en fazla Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın yüzde 3'ü ile sınırlı kalmak zorundadır. Enflasyon, üye 15 ülkenin (şimdi 25 oldu) en düşük enflasyona sahip üç ülkesinin ortalamasının en fazla 2 puan üstünde olabilir. Faiz de aynı enflasyon gibi, en düşük üç ülke ortalamasından 1.5 puan fazla olabilir. Avrupa Birliği, 1 Ocak 1993'ten itibaren uyguladığı bu kriterler sayesinde kendi ekonomik sistemini ve para birliğini güvence altına almayı başardı. Hem üye ülke ekonomileri hem de devasa bir sirkülasyona tekabül eden AB ortak ekonomisi, darbelere ve krizlere karşı dayanıklı hale geldi. Sadece üye ülkeler değil, üyelik müzakeresi sürecine giren ülkeler de ciddi bir ekonomik istikrar ve özellikle makro rakamlarda tarihlerinde yaşamadıkları bir iyileşme elde ettiler. Türkiye, 17 Aralık öncesinde ekonomisini bu kriterlere uydurmak için kolları sıvıyor. Halen yüzde 70'ler seviyesinde bulunan borç stokunu yüzde 60'a indirmek zorunda. Bütçe açığı giderek düşüyor ama açık hâlâ yüzde 12'ler seviyesinde bulunuyor. Enflasyon da bütün pozitif seyre rağmen AB ortalamasının çok üzerinde seyrediyor. Türkiye'nin rakamlarıyla AB kriterleri ve standartları arasında ciddi bir makas açıklığı var ama Türkiye için hedefe ulaşabilmenin her geçen gün kolaylaştığı da bir gerçektir. Rakamlar kontrol altına alınıyor ve en önemlisi de hedefler tutturulabiliyor. Bu açıdan, hükümetin önümüzdeki üç yıl için belirlediği makro hedeflerin tutturulması da fevkalade önem arzediyor. Zira, işler planlandığı gibi gerçekleşirse "ekonominin referans belgesi" olarak takdim edilen bu programa göre Türkiye 3 yılın sonunda bugün konuştuğu birçok şeyi unutmuş olacaktır. Mesela, yüzde 5 büyüme hedefine göre bu dönemde 15 milyar dolar yabancı sermaye bekleniyor. Yüzde 10'lar civarındaki enflasyonun yüzde 4'e indirilmesi ve borç stokunun yüzde 2007 sonunda yüzde 68.3'e düşürülmesi hedefleniyor. Halen 60 civarında seyreden ihracatın 94 milyar dolara ve buna ilaveten turizm gelirlerinin 21 milyar dolara yükseltilmesi planlanıyor. Bütün bu hedefler gerçekleşirse de yine 3 yıllık dönemde ekonomiye, 1 milyon 600 bin yeni istihdamın ilavesi öngörülüyor. Türkiye, son iki yılda ciddi oranlarda büyüme kaydetmesine rağmen yeniden bir büyüme vaadine girerek Brüksel'e, güçlü bir şekilde "sadece siyasi kriterlerde değil, ekonomik açıdan da hazırız" mesajı veriyor. Böylelikle, tıpkı siyasal standartlarda Kopenhag Kriterleri'ne uyumda yaşandığı gibi ekonomide de standartları belli bir uyum süreci başlamış bulunuyor. Öte yandan, deklare edilen bu makro hedeflerle bir anlamda Ankara AB'ye, hükümet de kamuoyuna karşı risk alıyor. AB gibi yüksek bir siyasal hedefe ulaşabilmek için de zaten risk almak gerekiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |