AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Darkafalılık ve mankafalılık

Geçen yazımıza başlarken dar kafalılığı, insanın ayın görünmeyen arka yüzünü sırf görmüyor diye inkâr etmesi olarak belirlemeye çalışmıştık. Dar kafalı, ayın arka yüzünü madem ki ben görmüyorum öyleyse o yoktur diye düşünür. Bir de mankafalar var. Mankafa yalnızca ayın görmediği arka yüzünü inkâr etmekle kalmaz, kendi görme bozukluğu yüzünden ay'ı da inkâr etmeye kalkışır. Dar kafalının dar görüşlülüğünü onun görüşünün dar açısıyla ilişkilendirebiliriz. Oysa mankafanın anlayış kıtlığı, idrak bozukluğu veya yoksunluğu ile ilişkilidir. Dar kafalının görüş açısının genişletilmesi ve ona bazı şeylerin anlatılması, teorik olarak mümkündür. Mankafaya herhangi bir şey anlatamazsınız. Siz ekmek tahtası dersiniz, o bayram haftası anlar. Siz buna rağmen ekmek tahtası üzerine konuşmaya devam ederseniz, mankafanın kafası bayram haftasında olduğu için, anlatılanları birbirine bağlayamaz, kafası iyice karışmaya başlar. Mankafa, en basit konuları bile, bu bağlantı ve bağlam bozukluğu yüzünden birden bire öyle çapraşık hale getirir ki, ona, neyi neresinden başlayıp anlatacağınıza karar vermede zorlanırsınız.

Birkaç zaman önce şizofreni teşhisi konmuş bir tanıdığı hastanede ziyaret ediyordum. Ziyaretlerimi her gün muntazam sürdürüyordum. Hasta, üzerinde düşünmek için benden konu istiyor, ben de ona aklıma gelen bir konuyu veriyor, üzerinde düşünmesini sağlamak istiyordum. Günlük sohbetlerimiz bazen bir saati alıyordu. Bir gün, ziyaretten ayrılırken, hastamızın doktoru beni uyardı: "Bakınız, dedi, bu sohbetlerle siz onu kendi modunuza sokamazsınız; ama zamanla siz onun moduna girebilirsiniz. Dikkat edin!" Kaldı ki, bu arkadaşımız klinik bir hastaydı; mankafa gibi klinik olmamakla beraber idrak mahrumu değildi.

İmdi, bir mankafaya, bir konunun kendi bağlamı içinde nasıl düşünülmesi gerektiğini anlatmak için çene yormaya değer mi? Bir İslâm ülkesinde zımmilerin (eman altındaki gayrimüslim) şarap üretmek için üzüm yetiştirmesi, o üzümden şarap imal etmesi, bu şarabı içmesi ve kendi aralarında bu işin ticaretiyle meşgul olması İslâm hükümetinin güvencesi altında bulunur. Bir Müslüman onun şarabına zarar verdiğinde tazmin ettirilir. Müslüman'a: "İyi etmişsin, zaten haram bir işle uğraşıyorlardı, eline sağlık" denmez. Verdiği zarar ödettirilir. Bu durum, Müslüman indinde şarapla uğraşmayı meşru ve mubah göstermez; fakat bir arada yaşanılan insanların haklarına riayet edilmesi (onların bu alandaki uğraşlarına saygı duyulması) gerektiğini gösterir. Buradaki saygı, haram fiilin zatıyla ilişkili değildir. Buradaki saygı, bir arada yaşama dolayısıyla ortaya çıkan hukukun getirdiği sınırlara ilişkindir.

Hz. İbrahim'in putları kırması ile Resulullah'a (s.a.v.) "Senin dinin sana, benimki bana" demesini buyuran ayeti kerimenin bağlamı da farklıdır. Her biri kendi bağlamı (context) içinde anlam taşır. Birinin kullanılacağı yerde ötekine müracaat edilirse yanlış olur. Şapla şekeri karıştırmadan doğan netice ortaya çıkar. Mankafanın yaptığı da budur: şapla şekeri karıştırmak…

İneğe tapanı uyarma gereğinin bağlamı ile, ineğe tapan ile bir arada yaşıyorsak onun ineğe tapmadan doğan haklarına riayet etme hususu birbirinden farklıdır. Ve ineğe tapanın bu husustaki hakkının korunması da, İslâm ülkesinde, İslâm hükümetinin üzerine düşen bir görevdir. Durum, onun fetişini benimse bağlamında değildir; tümüyle farklı bir hukukun konusudur.

Tekrar darkafa ile mankafa konusuna dönersek: bir darkafa yalnızca bir darkafadır; mankafa ise, mankafasının içinde aynı zamanda bir darkafa saklar. Durum ironik görünse de böyledir…


2 Aralık 2004
Perşembe
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED