|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
17 Aralık yaklaştıkça Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki saflar da netleşiyor. Herkes eteğindeki taşları dökmeye başladı. Türkiye'nin üyeliğine en ciddi muhalefet gösteren ülke Avusturya. Etkisi en yüksek olan ülke ise Fransa. Avusturya Başbakanı Wolfgang Schussel müzakerelerin başlamasına "evet" denmesine karşı değil, ama müzakerelerin mutlaka tam üyelikle bitmesinin şimdiden karara bağlanmasını önlemeye çalışıyor. Avusturya'da aşırı sağ Özgürlükçü Parti'nin eski ama hâlâ etkili lideri Jörg Haider ise Schussel'e göre daha net bir destek veriyor. Almanya'da iktidar Türkiye'ye yeşil ışık yakıyor, ancak yükselişteki Alman Hıristiyan Demokrat Birliği Partisi'nin (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel Türkiye karşıtı cephenin başını çekiyor. Merkel AK Parti'nin EPP (Avrupa Halk Partileri) grubuna ortak üye olmasında da benzer bir tavır sergiliyor. Merkel'in dediklerinin özeti "Ben Türkiye'nin tam üyeliğine karşıyım, ama müzakerelerin başlamasına yönelik umumi bir karar çıkarsa, buna da engel olmam" şeklinde. Aslında Schussel'in tutumu da Merkel'inki gibi. Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olmakla birlikte, Türkiye'yi alenen karşılarına almaya cesaret edemiyorlar ya da en azından oyunbozanlık yaparak AB'nin genelinden ayrı düşmek istemiyorlar. Fransa'daki meşhur muhalif ise UDF'nin lideri M. François Bayrou. "Türkiye kuşkusuz büyük bir ülke, ancak Avrupa sınırları içinde değil" sözünü sık sık tekrar eden Bayrou tarihçi olması hasebiyle de Türkiye'nin farklı bir medeniyet havzasında kalması gerektiğinde ısrar ediyor. "Avrupa'nın yapısı ne kadar karmaşıklaşırsa o denli zayıflar" görüşünü savunan Bayrou, Başbakan Erdoğan'la Fransa'da yaptığı görüşmede de benzer tezler ileri sürmüş, ama Erdoğan'ın net açıklamaları karşısında muhalefetinin dozajını azaltmıştı. Hatta "doğrusu ben de bugün iktidarda olsam ne yapardım bilemiyorum" demek zorunda kalmıştı. Buradan çıkarılacak sonuç, iktidar sorumluluğunu taşıyanların muhalefetteki siyasilere göre daha serinkanlı davranmak ve problem çıkarmamak zorunda olduğudur. Bunun güzel bir örneği de Fransız lider Sarkozy'nin durumudur. Sarkozy Maliye ve Ekonomi Bakanı olarak Türkiye'nin üyeliğine açıktan karşı çıkamıyordu, ancak geçen hafta UMP liderliğine seçilince ilk beyanatı Türkiye'nin üyeliğine karşı açıklama yapmak oldu. Sarkozy, Türkiye'nin Avrupa ile ortak olmasını, ancak AB'ye üye olmamasını isteğini söyledi. Bir tür imtiyazlık önerdi. Oysa Sarkozy daha önce yangına körükle gitmeyeceğini vurgulamıştı. Sarkozy, AB'nin 20'nci yüzyılın ikinci yarısının en büyük siyasi ve bütünleştirici projesi olarak durmadan büyüyemeyeceğini savunuyor. Ancak konu doğu Avrupa ülkelerine gelince genişlemeden yana tavır takınıyor. 17 Aralık aslında bir yandan da AB üyesi ülkelerde iktidar ve muhalefet arasındaki çekişmede kimin ağırlık taşıdığının bir göstergesi olacak. Türkiye'nin iç siyaset malzemesi olarak kullanılmasına "dur" diyebilmenin bir yolu da Avrupa'daki Türk seçmenlerin organize olarak ve net şekilde tavır takınmasıyla mümkün olabilir. Merkel, Almanya'daki 500 bin Türk seçmenin gözüne baka baka Türkiye aleyhtarlığı yapamamalı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |