|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de enerji politikaları on yıllardır bir türlü netliğe kavuşamıyor... Halk yani hepimiz bu konuda resmen kandırıldık ve kandırılıyoruz. Hani bir zamanlar her gün TRT ekranlarında boy gösteren TRT Halk Müziği Koroları vardı. Korodaki 35-40 kişi de hep bir ağızdan aynı türküyü okurlardı. 55, 56 ve 57. hükümetler döneminde enerji bakanları, başbakan yardımcıları ve başbakanlar da aynı TRT Halk Müziği Korosu gibi birlikte "10 yıl sonra karanlığa gömüleceğiz" derlerdi. Biz de "Hay Allah, elektrik kesintileri, karanlık geceler yine yolda" diye, kara kara düşünürdük. Sonra da bize, "Mavi Akım, ardından doğalgaz çevrim santralleri geliyor, kurtuluyoruz" derlerdi. Maalesef kandırılmışız... Elektrikten sorumlu 4 kuruluşun üst düzey bürokratları ile geçen hafta sonuna doğru sohbet ettim. Anlattıklarına inanamadım. Enerjide uluslararası uzmanlığa sahip bir kuruluşun yöneticisi ile bir de telefon trafiği yaptım... Söyledikleri aynıydı: "Şu an, 2010 yılına kadar, elektrikte üretim fazlamız var..." Bu fazlalığı da satacak yer bulamıyoruz... Çünkü maliyetlerimiz, satış fiyatımızı karşılamıyor. Evet... Evet... Doğrusu bana da inandırıcı gelmiyor... Ama maalesef bürokratlar da bunu söylüyor... Nasıl kandırıldığımızın resmidir... Devletin elindeki santrallerin üretim fiyatı 3.2 cent. Özel sektöre, yap işlet sistemi ile kurdurulan santrallerin satış fiyatı 6 cent.. Yap işlet devret ile kurulan santrallerin fiyatı 9-11cent. İthal elektriğin fiyatı ise 2.4 cent. Paçal maliyeti 5.2-5.3. Buna yüzde 22 kaçak kayıp eklenince maliyet 6-6.4 cente geliyor. Kâr marjı da eklenince, sanayi elektriği 8.55 cente, evlerimizdeki elektriği fiyatı da 9.22 cente çıkıyor. Deli gömleğini nasıl giydirdiler? Eskiden enerji açığı ihtiyacı, nüfus artışı ve ekonomik büyüme hedefleriyle belirlenirdi. Enerji tasarrufu sağlayan teknolojik gelişmeler, buzdolapları, ampuller, elektronik eşyalar, sanayi makineleri hesaba hiç katılmamış. Oysa bu aletlerin elektrik tasarrufları yüzde 60'a kadar çıkıyor. Bunlar gözardı edildiği için de gereğinden çok fazla yatırım yapılmış... Dönüşü yok... Çünkü özel santrallerle Hazine garantili kesin alım anlaşmaları yapılmış... İşte burada da siyasilerin kötü niyetini görmek gerekiyor. Böyle bir fiyatla alım garantisini vermenin mantığı var mı? Tüm bunları öğrenince kendimi "deli gömleği giydirilmiş eli kolu bağlanmış" gibi hissediyorum... Özal'ın gücünün yetmediği neydi... Geçen hafta mülkiye kökenli, hesap uzmanlığı ve murakıplık yapmış bir emekli müsteşar ile konuşurken, sordum: "IMF'yi iyi biliyorsunuz. Neden, bankaları denetleyen murakıplar kurulu ile Hesap Uzmanları Kurulu sisteminin değiştirilmesini istiyor?" Cevabı açık ve net oldu... "Bakın vergideki kaçağı denetleyecek kurul, Hesap Uzmanları Kurulu... Ayrıca 3 denetleme mekanizması daha var. Sonuç ortada. Kayıt dışı ekonomi halen yüzde 50'de. Denetliyor, ama reçete yazıp, uygulayıp, sonuca gitme yetkisi, sorumluğu yok... Ayrıca, batan bankalar, yıllardır Hazine Murakıpları Kurulu tarafından denetleniyordu. 20 bankanın 17'sinin üst düzey yönetiminde, eski Hazine murakıbı vardı... Bu da kafaları bulandırıyor. Sonuç ortada. Kısacası 'ben denetledim'le olmuyor. Yanında reçete yazan, tedbirleri alan ve uygulayan olmalı. Avrupa ve ABD'de de böyle... Her bankadan sorumlu masalar var. Bu masalar, hem denetliyor, hem reçeteyi yazıyor, hem de uyguluyor. Banka batarsa da hesabını veriyor... İşte, IMF bu nedenle kurulların uzmanlığa çevrilmesini istiyor... Ama kurulların lobisi öyle güçlü ki, buna rahmetli Özal'ın bile, en güçlü olduğu dönemde gücü yetmedi..." Neden acaba?...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |