AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Nereden çıktı şimdi bu Kürt hakları meselesi?

Başta ülkemizin bekası için her zaman görev başında olan medyamız olmak üzere hükümetinden muhalefetine, Denktaş'ından 'sözde' sivil toplum örgütü temsilcilerine, 'güya' özgürlükçü aydınından derin analizci yazarlara kadar geniş bir kesim İnternational Herald Trubine ve Le Monde gazetelerinde çıkan ilanla ilgili olarak bir ağızdan Kürtleri lanetliyor.

"Oldu mu şimdi bu?"

"17 Aralık'ın arefesinde bu da yapılır mı?"

Gazetelerden amiral rütbesi taşıyanın başlığı: "Son anda şu yaptığına bak" Haberin girişi ise şöyle yazılmış:

"İlanda şu ifade yer aldı: 'Türkiye, İspanya'nın Bask ve Katalan, Belçika'nın Valonlar bölgeleri için tanınan ve Ankara'nın Kıbrıslı Türkler için de istediği hakların tümünü Kürtlere tanımalıdır.'

Herald Tribune'e yarım sayfa ilan veren Leyla Zana ve arkadaşları, 17 Aralık öncesi Türkiye'yi zor durumda bırakacak isteklerde bulundular. Ankara'da soğuk duş etkisi yaratan ilanda Türkiye'ye tarih verilmesine karşı çıkan ülkelerin eline önemli kozlar verildi."

Bu lafları okuduğunuz zaman sanırsınız ki, Kürtlerin verdiği bu gazete ilanını bahane eden Avrupa Birliği Türkiye'ye müzakere tarihi vermeyecek.

Yaratılmak istenen hava adeta bu. "Kürtler nedeniyle Türkiye Avrupa'da zor durumda kaldı" deniliyor.

Neden? Kürt meselesi Avrupa ve dünya kamuoyu önünde bu derece açık bir biçimde dile getirildi diye.

Türkiye, yıllardır yok saydığı ve hatta Avrupa Birliği'ne tam üyelik için müzakere tarihi alabilmenin mücadelesini yaptığı günlerde bile es geçtiği bir mesele dile getirildiği için kendisini tuzağa düşürülmüş hissediyor.

Sorunu bu kadar açık bir şekilde ifade eden bir ilan metni vesilesiyle Türkiye, Avrupa karşısında zor duruma düşmüş gibi gösterilmek isteniyor.

Sorunları görmezden gelip, uzun yıllar boyunca yokmuş gibi davranırsanız günün birinde birileri size bu sorunları hatırlatır.

Türkiye'nin, bunun gibi çözülmemiş, boyuna ertelenmiş birçok hassas meselesi var. Yumuşak karnı çok geniş bir ülke Türkiye…

Sonra bu yumuşak karnına yönelik dış ya da iç kaşıma müdahaleleri olduğu zaman da savunmaya geçiyor.

"Bizi bölmeye çalışıyorlar" diyerek refleks gösteriyor.

Üstelik de Avrupa Birliği'ne tam üye olmak için muazzam bir çaba gösteren AKP hükümeti başta olmak üzere, demokrasiden, AB üyeliğinden, insan haklarından yana olduğunu söyleyen birçok kesim ve kişi de aynı reflekse sahip.

Şu ilana gösterilen tepkiye bakınız.

Sanırsınız ki Türkiye Kürtlerin taleplerini içeren bir ilan metniyle bölünecek.

Tam tersi. Hükümetiyle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve yüzde 70-80'lere varan halk desteği ile Türkiye, bu ilan gibi ilanların özgürce yayınlanabileceği, ilanın metnindeki fikirlerin rahatça tartışılabileceği ortamların oluşması için bir an önce müzakerelere başlanmasını arzu ediyor.

Aslında Türkiye'yi böylesine önemli bir dönemeçte zor durumda bırakan Kürt meselesi gibi meselelerin hatırlatılması, gündeme getirilmesi değil.

Bazı meselelerin çözülmesi için gerekli çabanın gösterilmeyişi, hatta gösterilmek istenmeyişidir.

Alın Kızıltepe'de cereyan eden katliam olayını…

Olay tam bir trajikomik meseleye dönüşmüş bulunuyor. Bu kez kurşuna dizilen babanın eşi, günahsız çocuğun annesi terörist suçlamasına muhatap oluyor, hakkında iddianame düzenleniyor.

Katliam örtbas edilebilsin ve güvenlik güçleri rahatsız olmasın diye dava için gizlilik kararı alınıyor. Hükümet bu olaya seyirci kalıyor. Kaymakamın tayini ne işe yarar? Polisler hâlâ görev başında.

Acaba hangi olay Türkiye'yi Avrupa nezdinde daha fazla güç durumda bırakmış olabilir?

Bu tür örnekler o kadar fazla ki…

Geçenlerde Meclis'te, F tipi cezaevleri ve hastalıkları nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından affedilen bazı mahkumlarla ilgili tartışmalardan söz etmiyorum bile...

Ben etmiyorum ama, Avrupa'nın orada yapılan yüzkızartıcı tartışmaları duymaması gibi bir ihtimal söz konusu olabilir mi?

Kaldı ki, ilanın tam metnini okuduğumuzda öyle sunulduğu gibi Kürtlerin federatip yapı, özerklik gibi talepleri olmadığını da görüyoruz.

Avrupa'da o yapılar içinde yaşayan insanların sahip oldukları hakların talep edildiği bir metin, mutlakla belli bir amaçla, memlekete ihanetin bir belgesi gibi sunuluyor.

Bu metin, yani Kürtlerin taleplerini dile getirmeleri, Türkiye'yi zor durumda bırakırmış.

Peki ya bu meselelerin çözülmeyip yok sayılmasının günahı kime ait?

Yıllar boyunca bazı meselele-rimize 'yok' muamelesi çekip sonra da o meselelerin sahipleri böyle bir uygun vesile ile ortaya çıktıklarında, "Nereden çıktı şimdi bunlar?" demek en azından samimiyetsizlik olmuyor mu?

Merak etmeyin, eloğlu saklamaya çalışsak da bizim meselelerimizi bizden daha iyi biliyor.


13 Aralık 2004
Pazartesi
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED