|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
2005'te müzakere kesin ama şartlar hâlâ belli değil. Türkiye ile AB arasında her düzeyde yoğun bir diplomasi trafiği sürerken tarihî karar liderlere kaldı.
Diplomatik çevrelerde, "Almanya ve Fransa 'iyi polis-kötü polis'i oynuyor. Bu iş 16 Aralık akşamı Erdoğan, Chirac ve Schröder arasında çözülür" yorumu yapılıyor. Avrupa Birliği'nin Türkiye hakkındaki müzakere kararını vereceği 17 Aralık zirvesine 4 gün kala taslak karar metni üzerindeki çalışmalar da giderek yoğunlaşıyor. Hükümet, başlangıçtan beri ilan ettiği, "şartlı ortaklık değil tam üyelik ve Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımama" tavrını sürdürürken Fransa, Almanya ve AB dönem Başkanı Hollanda çeşitli öneriler getirmeye devam ediyor. Politik temaslar ve yukarıdan aşağıya her düzeyde yapılan diplomatik görüşmeler, Türkiye ile ilgili nihai kararın alınmasının 16 Aralık Perşembe akşamı, hatta 17 Aralık Cuma gününe kadar sarkabileceğini gösteriyor. Müzakere ve müzakere tarihiyle ilgili paragrafın AB liderleri tarafından yazılacak olması da pazarlık payını genişletiyor. 2+1 önemli sorun var Özellikle, Fransa'nın müzakerelerin tam üyeliği hedeflediğinin belirtildiği cümle konusunda hâlâ itirazları olması ve Rum Kesimi'nin en azından dolaylı tanınma ısrarını sürdürmesi 17 Aralık öncesi en önemli iki problem olmaya devam ediyor. İki ülkenin yanısıra, Almanya ve Avusturya'nın serbest dolaşımı sınırlayan derogosyanlar (istisnalar) istemesi de bir başka problem olarak görülüyor. Fransa'nın alternatif kapısına ret Buna karşılık gelinen noktada, Türkiye ile müzakerelere 2005 yaz aylarında başlanabileceği ihtimali de ağırlık kazanıyor. Türkiye'nin istediği "müzakerelerin hedefi tam üyeliktir" gibi bir cümlenin metne yazılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Fransız diplomatlar ise bu cümleye itiraz etmiyor, ancak şöyle bir cümle eklenmesini istiyorlar: "Müzakereler aksar veya bir şekilde yürümeyecek hale gelirse Türkiye'yi, kendi rızasıyla AB'ye bağlayacak bir formül bulunur..." Ankara, bu öneriyi ileride Türkiye'yi tam üyelik yolundan çıkaracak bir taktik olarak görüyor ve reddediyor. Fransa ise Türkiye'yi ikna etmek için, "böyle bir ifade metne girmezse muhalefeti ikna edemeyiz" diyor. Raporlar referans olmasın Müzakere sürecinde birtakım metinlerin referans yapılması girişimleri de Türkiye için bir başka problem olarak görülüyor. Müzakere sürecinde özellikle Avrupa Parlamentosu raporlarının dikkate alınması isteniyor. AP'nin sürece dahil edilmesi ise müzakere alanının genişletilmesi anlamına geldiği için Türkiye bu maddenin metne konulmasına karşı çıkıyor. Ankara ayrıca, müzakerelerin başlangıç tarihinin yeni bir İlerleme Raporu'na bağlanmasına da itiraz ediyor. Bu itiraz, müzakerelerin başlangıç tarihinin Ekim 2005 veya sonrasına kalması durumunda yeni bir İlerleme Raporu engeli çıkartılmaması için yapılıyor. 'Rumların cebine birşeyler koyun!' Kıbrıs Rum Kesimi'nin tanınması sorunu da son güne kalan başlıklardan birisi. Rum yönetimi de "karar için son ana kadar bekleyeceğiz" diyerek bu gerçeğe işaret ediyor. Rumlar, başlangıçta adı konularak "Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınma" isteğinden vazgeçtiler ve Gümrük Birliği protokolünün 17 Aralık'a kadar imzalanmasına razı oldular. Ancak Türkiye, bunun da tanınma anlamına geleceğini belirterek herhangi bir adımı reddediyor. AB liderleri Rumların istekleri konusunda Türkiye'ye baskı yapmıyor. Sadece dönem Başkanı Hollanda bu sorunu dile getiriyor. Ancak, AB içindeki genel hava Türkiye'nin Rum Kesimi'ne yönelik olumlu bir adım atması şeklinde gelişiyor. Hükümet çevreleri bu konudaki istekleri, "Avrupalılar bize, 17 Aralık'tan sonra evine dönerken Rum lideri Papadopulos'un cebine bir şeyler koyun, diyorlar" diye anlatıyorlar. Türkiye ise "tanımama" tavrını korurken, tanınma için önce Kıbrıs sorunun çözülmesini şart koşarak metne ancak, "Türkiye, Kıbrıs'ta çözüm için her türlü desteği verir" ibaresinin konulabileceğini belirtti. Serbest dolaşıma derogasyon Kamuoyu Fransa'nın itirazlarına odaklanırken Almanya ve Avusturya'nın başını çektiği "Türklerin AB içinde serbest dolaşımının engellenmesi" isteği gölgede kaldı. Ancak, Türk vatandaşlarının serbest dolaşımının kısıtlanmasının "permanent" yani "kalıcı" olması isteği de dile getiriliyor. Türkiye bu isteği, öncelikle böyle bir kısıtlamanın AB ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle reddediyor. Buna karşılık Türkiye de "İleride biz de geçici derogasyonlara ihtiyaç duyabiliriz. Ancak bu 'if necessary' yani 'gerektiğinde' şartıyla olmalı" görüşünü dile getiriyor. Almanya ise bu itiraza hak vermekle birlikte, AB'Deki benzeri kısıtlamalara işaret ediyor ve Danimarka'nın Alman vatandaşlarına uyguladığı "mülk satın alma yasağı"nı örnek gösteriyor. Kısıtlama konusu da son ana kadar üzerinde müzakere edilecek ve kararı liderler tarafından verilecek konular arasında görülüyor. Erdoğan-Chirac-Schröeder zirvesi Hükümet kaynakları son gelişmeleri, "Almanya ve Fransa şu anda iyi polis-kötü polis'i oynuyor. Türkiye'ye bütünüyle inisiyatif vermek istemiyorlar mutlaka bir engel bırakmak istiyorlar" sözleriyle yorumluyor. Tarihi karar için gere sayımda son aşamaya girilirken sorunların çözümü için en kritik aşama olarak 16 Aralık akşamı Erdoğan'ın Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ve Fransa Jacques Chirac'la yapacağı diplomatik temaslar görülüyor.
|
|
|
|
|
|
|