AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Öfke baldan tatlıdır

Yurtdışında bir süre yaşamış ben yaştaki her Türk’ün anlatacağı bir ‘Midnight Ekspres’ (Geceyarısı Ekspresi) öyküsü vardır. Benim var: Kaldığım öğrenci yurdundan değişik ülkelerden bir grup arkadaşla gitmiştim filme; döndüğümüzde yarısı benimle ilişkisini sona erdirdi, diğer yarısıyla da sıcak dostluğumuz soğudu... Her ülkeyle ilgili çekilmiş sevimsiz filmler mutlaka vardır, ancak ‘ırkçı sinema’ diye bir kategori açıldığında ilk sıraya yerleştirilmesi gereken filmdir ‘Geceyarısı Ekspresi’...

Anlattığı basittir aslında: Bir yabancının üzerinde esrarla yakalanması ve sonrasında meydana gelen, kaçışıyla da noktalanan gelişmeler... Başından geçenleri Bill Hayes epey abartılı bir dille kitaplaştırmış, konu beyaz perdeye aksettirilirken yönetmen Alan Parker’in ekibi de abartıyı olağanüstü boyutlara ulaştırmıştır. Geceyarısı Ekspresi filmindeki Türkiye bir açık cezaevi gibidir, Türkler acayip gaddar... İlâç için bir tek doğru-dürüst bizden bir tip bulunmaz filmde. Bugün AB ülkeleri halkları “Türkiye ile ortak olacağız” haberinden mutlu olmuyorlarsa, bunda o filmin etkisi büyük...

Batılı filmciler, film konusu seçtikleri ülke ve uluslar konusunda olağanüstü rahat hissederler kendilerini. Geçenlerde, Japonya’nın sinemasever Türkiye büyükelçisi Tomoyuki Abe ile sohbet ederken, Tom Cruse’un başrolünü oynadığı ‘Son Samuray’ filmini pek çok yönden hatalı bulduğunu öğrendim. Japonlar, bizde ‘Bir Konuşabilse’ adıyla gösterime giren Bill Murray’li filmi de beğenmezler; eminim Jean Reno’lu ‘Wasabi’ filmini de yüzeysel bulmuşlardır... Ancak, her üç film de, Japonları alçak, gaddar, işkenceci, şehvet düşkünü, hasta tipler olarak canlandırmıyor...

Yıllar önce, konusu Malezya’da geçen ‘Cennete Dönüş’ adlı bir film izlediğimde, “Aaa, Geceyarısı Ekspresi” diye tepki verdiğimi burada yazmıştım. O filmde de işlenen yine esrar kullanan bir gencin öyküsüydü; 1978 yapımı Geceyarısı Ekspresi’nde Türkiye üzerinden anlatılanları, bir başka ekip, neredeyse kare kare Malezya’ya uyarlamıştı Cennet’e Dönüş filminde... Ne bileyim, belki, başka Müslüman ülkeler için de benzer filmler çekilmiştir...

‘Ev sineması’ alışkanlığını DVD teknolojisinin yaygınlaştırdığını biliyorsunuz: Şimdi çok ucuzlayan bir cihazla televizyonunuzu birleştirdiğinizde, satın aldığınız veya kiraladığınız DVD filmini, sinemadaki mükemmellikte seyretme imkânı sunuyor bu teknoloji. Uzun zaman bayağı pahalıydı DVD filmler; ‘Geceyarısı Ekspresi’ ise her zaman en ucuzların başında geldi. Evine DVD cihazı alan neredeyse herkes ucuz olduğu için satın aldığı ilk örneklerden o filmi izlemiştir Batı’da...

Biraz fazla takıntılı bulacaklara şu ayrıntıyı da ekleyeyim: Her seyredenin midesini bulandıracak sahnelerle dolu, gerçekten ilkel bir sinema diline sahip Geceyarısı Ekspresi, çevrildiği yıl tam yedi alanda Oscar adayı gösterilmişti; en iyi senaryo, en iyi iyi müzik ve en iyi yönetmen dallarında Oscarlar’ı o topladı... Yıllar sonra HBB televizyonunda birkaç kez gösterildiği için izleme fırsatı bulmuşsanız, Sinema Akademisi’nin Geceyarısı Ekspresi’ne büyük bir kıyak yaptığını biliyorsunuz demektir...

“Şimdi bu Geceyarısı Ekspresi işi de nereden çıktı?” diye sormayın. Filmin Oscarlı senaristi Oliver Stone ülkemizde. Yıllarca Türkiye’den uzak durmayı yeğledi Stone, yönettiği son filmi ‘Büyük İskender’ sinemalarda gösterimdeyken birdenbire bizlerle buluşmaya karar veriverdi. Kültür bakanı Erkan Mumcu, ünlü yönetmenle, filmin konusunun geçtiği Sultanahmet Cezaevi’nden bozma Four Season’s Hotel’de kahvaltı edecekmiş...

Ne yalan söyleyeyim, sonradan keyfime uygun filmlere de imza atmış olmasına rağmen, vaktiyle bana soğuk bir duş yaşatmış Oliver Stone’u kolay kolay affedemiyorum. Sinemada yönetmenliğe geçtikten sonra Nixon ve JFK gibi Amerikan sistemine eleştirel açıdan yaklaşan filmlerle ünlendi Stone; ancak ülkesinde geçen hiçbir filmi Geceyarısı Ekspresi’nde yeğlediği dille perdeye aktarılmış değil... Oradaki karakterlerin neredeyse hepsi ‘kartondan tipler’ idi; diğer filmlerinde ise kanlı-canlı insanlar gördük hep...

Bir eleştirmen üç Oscarlı film için şunları yazmıştı daha o zaman: “Film sanki, kurban edilen bir bâkireyle ilgili bir porno fantezisi gibi; esrar kaçakçılığından başı derde giren gencin yaşadıklarını, trüklerle, arkaya disko müziği vererek anlatıyor. Cezaevi, mübarek cezaevi değil de genelev...” Sadece Sultanahmet Cezaevi değil, Türkiye’nin her tarafı farklı bir gözle anlatılıyor o filmde...

Oliver Stone acaba nasıl karşılanacak? Vaktiyle benimle benzer duyguları yaşamasına sebep olduğunu yazarken, Haluk Şahin, “Yalakalar çıkacaktır” demiş... Elbette kötü bir muameleye tâbi tutmak gerekmiyor, ya da bize yaşattıklarını ona da ayniyle yaşatacak değiliz. Ancak, yine de, bir pişmanlık işareti almayı çok isterdim doğrusu...

Pişmanlık duyuyor mu Stone, duyuyorsa yaptığı ayıbı nasıl telâfi etmeyi düşünüyor? Ona düşen, konusu bizim topraklarımızda geçen düzgün bir filmle dünyanın önüne çıkmak olmalı. Hazır ‘İskender’ gibi tarihî bir konuyu ele almışken, tarihimizden şaşaalı bir sayfayı filme çekmeyi düşünebilir.

O zaman yılların birikimi öfkemi ancak o zaman yenebilirim.


13 Aralık 2004
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED