AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Şaka değil biz böyle bir ülkeydik

Şair, yazar, yayıncı Şükran Kurdakul, önceki gün hayata veda etti. Kurdakul 77 yaşındaydı. Ölüm haberini veren gazetelerden birisi (Radikal) şairin bir güzel şiirine de yer vermiş sayfalarında. "Diyorum" başlıklı bu şiirin ilk dizeleri şöyle:

"Durdum baktım, içlenmekse herkesler içleniyor / Durdum baktım, herkes ince, herkes kırık / Nöbet gecelerinde saatler sabahlamak bilmiyor / Ampul sönük, yürek garip, tavan basık / Beri yanda bir sıra iplik çıkar / Bir sıra iplik girer / Beri yanda ayakta durmamak ister artık / Bütün tezgâh başındakiler."

Hüzünlü ama güzel dizeler doğrusu... Güzel ama hüzünlü dizeler doğrusu...

Kurdakul'un bu birkaç dizesinden de belli ki, şair "tezgâh başındakiler"e kayıtsız kalmamış; herkesin "ince" ve "kırık" olması gözünden kaçmamış... Belli ki şair belli bir "cenah"tan...

Alpay Kabacalı'nın verdiği bilgilere göre Kurdakul, 14-15 yaşlarında şiir yazmaya başlamış ve çok geçmeden de -yani henüz 17 yaşında bir lise öğrencisiyken- 1944'te "Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri" adlı şiir kitabından dolayı Ceza Kanunu'nun bir zamanlar milleti kasıp kavuran ünlü 141. maddesine aykırılık nedeniyle tutuklanmış. Dört buçuk ay sonra "aklandığı" için salıverilmiş ama bu arada okulla ilişkisi de kesilmiş. Dönemin "ruhu" malum; vay sen misin çocuk yaşında "Hülyalar"ın peşine düşen!

Bu olayın üzerinden birkaç yıl sonra Kurdakul'un bu kez 142. maddeye aykırılıktan başının belaya girdiğini görüyoruz. Yine bir şiir yüzünden; 1951'de Yeryüzü'nde çıkan "Milli Kurtuluş Şarkısı" adlı şiirinden dolayı. Yine "aklanmış". Ama dönemin "ruhu" malum; rejim bir delikanlının yirmisine gelinceye kadar iki kez "aklanması" ile yetinmiyor. 1953'de bir daha... Bu kez "aklanma" epeyce gecikmiş. 68 günü hücre cezası olmak üzere toplam iki yıl tutukluluk. Bitmedi... 1956'da yine 142. madde...

Arif Damar, arkadaşının arkasından yaptığı açıklamada şöyle diyor:

"İkimiz de 1951-52 TKP davasında suçlandık, yargılandık, 'Yiğidin Kalesi İnkârdır'. Şükran da ben de, bize dayatılan suçu yadsıdığımız için beraat ettik. Şükran'la daha sonraları 60'lı yıllarda TEB (Türkiye Edebiyatçılar Birliği) yönetim kurulunda birlikte çalıştık. Ünlü Babeuf davasında birlikte yargılandık..."

Görüyorsunuz, bir ülke için ne tatsız tuzsuz bir tarih bu böyle... "Hülyalı" bir şiir yayımladığı için bir delikanlıyı daha 17'sindeyken takibe al ve bütün enerjini bu takibe harca... Ne tatsız tuzsuz bir rejim bu böyle...

Geçen gün gazetelerde okuduk; Necip Fazıl Kısakürek'in 100. doğum yılı anısına düzenlenen gecede konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu, gecenin düzenlendiği Devlet Resim ve Heykel Müzesi'nin fuayesinde sergilenen sanatçının fotoğraflarının nereden sağlandığını bakın nasıl açıklamış:

"Bu fotoğrafları tahmin edin nereden temin ettik? MİT'ten, MİT arşivinden alınmış fotoğraflar var. Bir zamanlar Türkiye aydınlarını MİT aracılığıyla takip ettirirdi. Sadece Necip Fazıl'ı değil, pek çok aydını... Bunların bir kısmı mehkemeye çıktı, yargılandı. Şimdi ise doğum yıldönümleri düzenliyoruz. O zamanlar çok şükür geride kaldı."

Mumcu güzel söylemiş ama siz ülkenin şu tatsız tuzsuz tarihine bir bakın... Anlaşılan o ki, bundan böyle, MİT Müşteşarlığı şu türden başvurularla çok karşılaşacak:

"MİT Müşteşarlığı'na,

Falancanın doğum (ölüm) yıldönümü için açmayı tasarladığımız 'Fotğraflarla falanca' sergisinde kullanılmak ve sonradan iade edilmek üzere sanatçının-yazarın fotoğraflarının kullandırılmasına izin verilmesini saygılarımızla...."

Ne tatsız tuzsuz bir ülke tarihi, ne tatsız tuzsuz bir rejim bu böyle...

Şaka değil, böyle bir ülkeydik...

"O zamanlar çok şükür geride kaldı" mı? İnşallah....


20 Aralık 2004
Pazartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED