|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Pazar gününün gazete manşetlerini görünce, içimden, "Yahu, daha sadece 24 saat oldu" düşüncesi geçti önce, sonra da, "Zirvenin ardından bir başka mücadele başlayacak" diye kulağımı büken bilge dostumun sözleri aklıma geldi. Daha doğrusu o dostum bundan bir hafta kadar önce tam şunları söylemişti: "Dikkat edersen, sağda-solda 'Ülkesini AB yörüngesine sokan hiçbir hükümet ayakta kalmadı' türü haberler ve o haberlere dayalı yorumlar yayımlanıyor; göreceksin, bizde de Ak Parti'yi iktidardan götürecek sürecin başlaması fazla gecikmeyecek..." Biraz garip geldiği için yönelttiğim "Zirveden 'Evet' kararı çıksa da mı?" soruma, "Özellikle o zaman" cevabını aldığımda ne kadar şaşırdığımı tahmin edemezsiniz... Bir gün önce zafer çığlıkları atan bazı gazetelerin dünkü olumsuz başlıkları zihnimi kısa zaman önce işittiklerimle doldurdu. Süreç başlıyor mu, ne? Konunun, yine o bilge dostumu referans verebilirim, birkaç yönü var: Bugünküne benzer süreçler spekülasyonlara açıktır ve öyle ortamlar da kontrol edebilenler açısından 'para' anlamına gelir. 17 Aralık günü müzakereler sırasında hop oturduk, hop kalktık, ibre bir o yöne bir ötekine gitti geldi; tabii bizim yüreğimizle beraber... Peki, ibre nereye gideceğini şaşırmışken gelişmelerden herkesten önce haberdar olabilen birileri o bilgilerini borsada değerlendirmişlerse?.. "Hoppala" dediğinizi ve lâfın burasında "Koyun can, kasap post derdinde" deyimini hatırladığınızı tahmin edebiliyorum. Türkiye tarihinin belki de en kritik olayını cepleri için kullananlar çıkabileceğini düşünmemeniz normal. Ama, sözüme değer verin lütfen, o kısa arada bile, milyarlar, bazı ceplerden daha az sayıdaki cebe yön değiştirdi. Son bir hafta içerisindeki iniş-çıkışlar isimleri açıklansa hepinizin tanıyacağı bazı ünlülerin kâr hanesine yazıldı... Eskiden bunu iktidar partisi içinden birileri yapardı; bu defa Brüksel'deki zirveyi bir cep telefonu yakınlığında izleyen birileri, elde ettikleri önbilgileri farklı amaçla değerlendirdikten sonra yaygın kullanıma soktular. Kurt kan kokusunu aldı mı avın peşini bırakmaz; aynı kişiler, şimdi de, zirve sonrası belirsizliği paraya çevirme derdindeler... O bilge dostum, "Dışarıdaki yandaşları kafaları daha da karıştıracak açıklamalarla devreye girerse şaşma" dedi bana... Allah siyasîlere gerçekten acısın. İktidar onlarda ve ülke yararına bir şeyler yapmaya çabaladıkları da ortada; ancak ne yaparlarsa yapsınlar, kendileri dışındaki birileri, onların yaptıklarını yarın onların aleyhine kullanılacak bir kaynağa dönüştürmek amacıyla devredeler... Öyle de yapsalar böyle de, o birileri her durumda kârlı çıkıyor... Bilge dostum, "Her durumda kârlı çıkamazlar; yeter ki, iktidarı ellerinde tutanlar olaylara bu biçimde bakmaya başlasınlar" dedi kafasını sallayarak... Doğru söze ne denir? Bugün olan-bitenler şu ana kadar kurulmuş olan yapının ürünü; insanlar, çalışma tarzı, olaylara verilen tepkiler... Bu iki yıl içerisinde yaşananlar bundan sonra da aynen sürdürülürse çıkar çarkı durmaz; ama ya eskisine benzemeyen bir söylem, değişik biçimde ve farklı bir kadroyla devreye sokulursa? "Zirveden gönderdikleri yazılarda iktidarla ne kadar içli-dışlı oldukları izlenimini verenler çıktı. Aslında yakın oldukları iktidarın gerçek sahipleri değil onların... Başbakana sokulamıyor, yakınlarına dertlerini anlatamıyorlar... Görüşebildikleri üçüncü önemde kişiler... Bir an o kişilerin bundan sonra kritik dönemeçlerde karar mekanizmasına o kadar yakın durmadıklarını farz edelim... Kendi kendini yokedecek biçimde çalışmakta olan sistem ânında durmuş olmaz mı?" Buraya kadar sessiz sâkin dinlediğim dostum yüzümdeki yayvan ifadeyi fark edince açıklamak zorunda kaldım: Bana göre, bu, dünyanın en zor gerçekleşecek ihtimali... Dostumun, 'iktidar sahipleri' dediği kişiler, yanlarında taşıdıkları bürokratlar dahil yakın çevrelerini kendileri oluşturdular; onlardan hizmet almaya da alıştılar... Neden durduk yerde onları geldikleri yere döndürsünler ki? Sessiz kalma sırası dostumdaydı. Sonunda ağzından şu beklentiler döküldü: "Sistemde köklü bir değişiklik yapılmazsa, işte şuraya yazıyorum, bundan sonra büyük bir çözülme ile karşılaşacağız. Kendiliğinden yaşanmayacak o çözülme. İktidarın iç ve dış ittifakları oyunlarla yıkılmaya çalışılacak. Bugünkü kadroyu omuzlarında taşımış kişiler küstürülecek önce, sonra da hint zamkıyla birbirine yapışmış görüntüsü veren politik kişiliklerin birbirine düşmesi sağlanacak... Yakın çevresi ve tepesiyle bozuşan bir siyasî kadronun ise..." Dostumun cümlesini tamamlamasına fırsat vermedim... Başbakan Tayyip Erdoğan, zirvede istediğini elde ettiğini açıklamak üzere düzenlediği basın toplantısında, "Esas zorluk bundan sonra" demişti. Bizler, müzakere sürecine kadar geçecek sürede ve sonrasında karşılaşılacak dış zorlukları kast ettiğini düşünmüştük... Dostumu dinleyince, "Acaba, Tayyip Bey, siyasî tecrübesiyle, farklı bir şeyi mi anlatmak istedi?" düşüncesi zihnime sökün etti. Dostum, yeniden bilge kişiliğine bürünerek, "17 Aralık bir milâda dönüşürse öyle kabul edebilirsin" dedi bana. Ne demek istediğini belki önümüzdeki günlerde anlarım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |