|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
AB'den müzakere tarihinin alınması sürecinde etkili olan sivil toplum kuruluşları içerisinde MÜSİAD'ın da büyük yeri var, elbette. Bu nedenle MÜSİAD'ın görüşlerini incelememiz gerekli. 18.12.2004 tarihinde http:/www.musiad.org.tr sitesinde 17 Aralık 2004 tarihinde Brüksel'de yapılan Türkiye hakkındaki Zirve Toplantısı sonunda alınan müzakere sürecine geçilmesine ilişkin karar hakkında MÜSİAD basın bülteni yayınlandı. MÜSİAD'ın görüşlerini irdeleyebilmek açısından, bu bültende yer alan hususlara göz atmalıyız. MÜSİAD Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat'a göre: 1.Brüksel'deki son AB zirvesi sonuçlarını, yani Türkiye'nin kritik bir süreci aşmasını sağlayan AB'den 3 Ekim 2005 müzakere tarihinin alınmasını bayram ya da matem olarak değerlendirilmek yanlıştır. Duygusal tepkiler yerine, soğukkanlı ve sağduyulu şekilde hareket edilmelidir. Türkiye AB ile uyum konusunda bugüne kadar önemli adımlar atmıştır. Buna karşılık AB liderlerinin zirve öncesinde ve sırasında sergiledikleri tutum düşündürücüdür ve gelecek için ciddi risk sinyalleri vermektedir. AB, bu zirvede de Türkiye'nin tam üyeliğinin mutlaka gerçekleşmesi yönünde istek ve iradesini gösterememiştir. Kopenhag Zirvesi'nin bildirisindeki taahhütleri rahatlıkla unutulmuş ve samimiyetsiz bir duruş sergilenmiştir. 2.AB zirvesinde sürpriz bir şekilde Kıbrıs kartı erken bir şekilde ön plana çıkarılmıştır. Halbuki bu zirvede başka konular bekleniyordu. Bu da gösteriyor ki, Türkiye AB ilişkilerinde kötü adam rolü oynamak istemeyen bazı ülkeler Kıbrıs'ı ön plana çıkararak bir bahaneye dönüştürdüler. Türkiye'nin hassas olduğu diğer milli ve tarihi meselelerin de müzakere sürecinde gündeme geleceği anlaşılmaktadır. Türkiye 3 Ekim 2005 tarihine kadar ve daha sonraki tüm müzakereler süresince dersine çok iyi çalışmalıdır. Türkiye AB ilişkileri bundan sonra da inişli çıkışlı olacaktır. Önümüzdeki süreçte Kıbrıs gibi gerginliklere yol açan konular sık sık gündeme gelecektir. AB'nin muhtemel taleplerine karşılık kendi taleplerimizi de hazırlamalıyız. 3.Müzakerelere iyi hazırlanmak ve saydamlık şart! Türkiye'de, kritik zirve öncesinde AB'ye tam üyelik beklentilerinin abartıldığı günler yaşanmıştır. Alınan kararı müteakip, 18 Aralık günü hayatımızın birden bire değişmeyeceğini ve iş dünyasının üretim ve yatırım yapma kararlarını suni beklentilere göre şekillendiremeyeceğini herkes görecek. 4.Karşımızda başarılı bir entegrasyon ve her biri karar mekanizmasında veto yetkisi olan ülkeler, aşırı mevzuat ve prosedürlerden oluşan bir bürokratik yapı var. Türkiye önündeki bu süreyi çok iyi değerlendirip üyeliğe hazırlanmalıdır. Ayrıca dış politikadaki açılımlarını sürdürmeli, derinleştirmeli ve tamamlayıcı alternatifler oluşturulmalıdır. Türkiye, Avrupa hedefine odaklanırken ve bu yolda ilerlerken başta İslam ülkeleri olmak üzere komşuları ve dünyanın diğer bölgelerindeki konu ve gelişmelere ilgisini azaltmamalı, aksine yeni konumuyla daha etkin roller almaya hazır olmalıdır. 5.Türkiye, AB'nin 89. dakikada maçı tatil edebileceğini göz ardı etmeden, bir yandan müzakereleri sürdürürken, diğer yandan siyasi, ekonomik ve sosyal boyutlarda gelecekteki kendi vizyonunu kurmalı. Demokratik ve ekonomik gelişimini hızlandırmalı, güven ve istikrar ortamını kalıcı kılmalı, cari açığı, reel faizleri ve aşırı borç stokunu düşürmeli, kısaca her alanda manevra alanını genişletmelidir. AB'ye üyelik sürecinde beklenen ve mali fonlardan hak edilen destekler ve işgücünün serbest dolaşımı gibi haklarımız talep edilmeli, bu haklarımızı göz ardı edecek tam üyelik perspektifinin, Türkiye kamuoyunda çoğunluğun AB üyeliğine verdiği desteği azaltabileceği unutulmamalıdır. 6.AB'nin tarihsel meselelerdeki hassasiyetine karşılık bizim de tarihi hassasiyetlerimizin korunması ve AB'nin ikna edilmesi konusunda çalışmalar yapılması şart. 7.Sadece siyasetçi ve bürokratların yöneteceği bir müzakere süreci olmamalı, müzakerelerde iş dünyası ve gönüllü teşekküllerin katılımları sağlanmalı, görüşleri alınmalı, saydamlığa özen gösterilerek kamuoyu sık sık bilgilendirilmelidir. Bu görüşlerin, ilk tepki niteliği taşısalar bile, çok isabetli olduğu kanısındayım. Müzakere sürecinde, akılcılık, gereksiz hayallere kapılmama, çıkarlarımızı koruma, sivil toplum olma ve sivil toplum örgütlerinden yararlanma bilincinin ülkemize irade ve dirayet kazandıracağını düşünüyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |