AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Türkiye, insanlığın son adası olma "şans"ını yitiriyor (mu?)

Türkiye'ye AB'ye üyelik müzakereleri için kesin tarih verilmesinin handiyse bayram havası içinde kutlanması ve hatta kutsanması, bizim sağlıklı, güçlü bir toplumun sahip olması gereken temel özellikleri yitirdiğimizi göstermesi bakımından oldukça düşündürücüdür.

Bu hâlet-i ruhiye, bu toplumun yeniden-tarih yapabilecek bir toplum olma asaletini, haysiyetini, şahsiyetini ve hususiyetini kaybetmekte olduğunu ele veren patolojik bir durumdur.

Bu durum, bizim Avrupa veya Batı konusunda hiç de hafife alınmaması gereken bir özgüven kaybına ve hatta Avrupa veya Batı karşısında bir aşağılık kompleksine sahip olduğumuza işaret ediyor.

"Nasıl yani?" diye soruyorsanız...

Her şeyden önce şu: Türkiye'nin AB'ye üye olması, AB'nin, ABD'nin ve hatta İsrail'in mi işini kolaylaştıracaktır; yoksa Türkiye'nin mi?

Bu soruyu şöyle cevaplandırabileceğimizi sanıyorum: Türkiye'nin AB üyesi olması, kısa ve kısmen de orta vadede Türkiye'nin dış politika seçeneklerini çoğaltması ve manevra alanlarını genişletmesi bakımından Türkiye'nin yararına bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak bu, arızî bir durumdur. Sadece belli bir süreliğine birazcık nefes almamızı kolaylaştırabilir.

Ama uzun vadede Türkiye'nin AB üyeliği, Türkiye'nin aleyhine, AB, ABD ve İsrail'in ise lehine işleyecek, son derece tehlikeli bir durumdur.

Tehlikeli diyorum; çünkü Türkiye, AB'ye üye olmakla, her bakımdan AB'ye bağımlı hâle gelecek; AB'den bağımsız bölgesel ve küresel stratejiler ve politikalar geliştirme imkânlarını, kabiliyetlerini ve potansiyellerini berhave etmiş olacak.

Zaten sadece AB'nin değil, ABD ve İsrail'in de Türkiye'nin AB üyeliği kısa vadede hem ABD'nin, hem de İsrail'in çıkarlarına aykırı olmasına rağmen Türkiye'nin AB üyeliğini kesinkes ve hararetle desteklemelerinin nedenleri de burada gizlidir.

Bazılarının zannettikleri gibi Türkiye'nin üyeliğini ABD'nin destekleme nedeni sadece kendi kontrolünde olmaya devam ettiğini düşündüğü bir ülkenin AB içinde çıkarlarını koruması ve AB'yi İngiltere'yle birlikte içerden kontrol etmesi veya frenlemesi gibi bir nedene dayanmıyor. Asıl neden, Türkiye'nin AB'ye, dolayısıyla Batı uygarlığına kesinkes girdiğini ilan etmekle, başka bir yörünge arayışına girme, kendine özgü medeniyet iddialarını yeniden harekete ve hayata geçirerek yeni bir medeniyet inşasında öncü bir rol oynama imkân ve ihtimallerinin ortadan kalktığını düşünmüş olmalarıdır.

Başbakan Erdoğan'ın AB'yi bizim de benimsediğimiz bir medeniyet projesi olarak görmesi ve Türkiye'nin AB üyeliği ile medeniyetler çatışmasının değil, medeniyetler uyuşmasının veya uzlaşmasının sözkonusu olacağından sözetmesi sadece romantik bir temenniden ve plastik bir ifadeden ibarettir.

Neden? Şu iki somut olgudan ötürü: Birincisi, Avrupa ve Amerika, Batı uygarlığının dışında başka bir uygarlığın bırakınız Batı dünyası içinde özgürce ve serbestçe çiçeklenmesini, dünyada bile var olduğunu iddia etmesine bile tahammül edemeyeceğini son 400 yıllık süreçte giriştiği sömürgecilik ve emperyalizm tecrübeleriyle kanıtlamıştır.

Batı uygarlığı, sadece modern dönemde değil, 2500 yıllık tarihi boyunca başka uygarlıklarla aynı küre üzerinde birlikte yaşayamayacağını ispatlamıştır.

Bunun son örneklerinden biri, Avrupalıların Avrupa'da Müslüman bir devlete ve Avrupa ülkelerinde de Müslüman azınlıklara asla tahammül bile edemeyeceklerini göstermiş olmalarıdır. Müslümanlar, asimle edilmedikleri sürece Avrupa'da rahat yüzü göremeyeceklerini bizzat bütün öndegelen Avrupalı devlet ve siyaset adamları açıkça deklare etmişlerdir.

Müslümanların asimile edilmeleri demek, Müslümanlıklarından vazgeçmeleri demektir. Oysa tarihte Müslümanların hakimiyeti altında yaşamış hiçbir gayr-i Müslim topluluğa Müslümanlar asimile etme dayatması ve kabalığı ile yaklaşmamışlardır.

Bunun bir diğer örneği de daha küresel düzlemde ABD'nin kendi hegemonik değerlerini kabul etmeyen (yani iddialarından vazgeçmeyen ve teslim bayrağı çekmeyen) kültürlere ve toplumlara bu dünyada yaşama hakları olmadığını İç Asya ve Ortadoğu'daki işgalleriyle ve vahşetiyle kanıtlamış olmasıdır.

İkincisi de, Türk heyeti AB'ye varmadan hemen önce biten Abant Platformu'nun Brüksel'de yapılan son toplantısında kapanış konuşmasını yapan Belçika Dışişleri Bakanı'nın "Batı uygarlığından başka uygarlık yoktur. Türkler, AB'ye girmek istiyorlarsa, ancak Batı uygarlığının değerlerini benimsedikleri takdirde (yani kendilerini ve iddialarını inkâr ettikleri sürece-YK) AB'ye alınabilirler" demesidir.

Avrupa Birliği, bir uygarlık projesidir. Türkiye'nin AB'ye girmeyi kabul etmesi, Türkiye'nin kendine özgü medeniyet iddialarını terk etmesi demektir; ki bu, daha yüz yıl öncesine kadar adaleti, hakkaniyeti, sulhü ve selameti ilke edinen bir medeniyetin temsilcisi olan bir ülkenin tarihi rolünü(n) tersine çevir(il)mesi anlamına gelir.

Seküler Batı uygarlığının başka kültürlere ve medeniyetlere varolma ve yaşama hakkı tanımadığı, insanın fıtratına müdahale ederek insanı tanrısallaştırdığı ve doğayı tahrip ederek, kendisine boyun eğmeyen kültürleri ve medeniyetleri yok etmeye kalkışarak dünyayı tam bir kaos ve savaş arenasına çevirdiği bir zaman diliminde Türkiye, insanlığa yeniden hakkı, hukuku, hakkaniyeti, adaleti ve barışı armağan edebilecek yeni bir medeniyetin inşasına öncülük edebilecek tarihî bir yolculuğa soyunabilir ve böylelikle hakları gaspedilen milyarlarca insanın hakkını ve hukukunu koruyabilecek bir koridor açılmasına öncülük ederek insanlığın son adası ve umudu olma imkânına kavuşabilirdi.

Türkiye'nin düşmesi, iddialarından vazgeçmesi, İslâm medeniyetinin yeni bir sıçrama yapma imkânlarının büyük bir yara alması demektir.


20 Aralık 2004
Pazartesi
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED