|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Brüksel Zirvesi'nde ortaya çıkan, Türkiye'nin 3 Ekim 2005'te müzakerelere başlamasını öngören karar taslağına yönelik itirazlar, kendilerine ancak kimi internet sitelerinde ve pıtrak gibi kurulan "küçük televizyon kanalları"nda yer bulabiliyor. Buna karşılık AK Parti'ye kültürel bir içgüdüyle uzak duran kentli bazı CHP seçmenleri bile, 17 Aralık sonrası oy verdiği partinin yaptığı olumsuz açıklamalardan rahatsızlık duyuyor, Erdoğan'a yönelik sempatisini ifade ediyor. Kamuoyunda esen bu rüzgarın anlamlı sonuçları var. Bu sonuçların en anlamlısı, CHP ve DYP gibi iç siyaseti merkez alan, "milliyetçi içe kapanmacılığı açık ya da gizli siyasi dillerinin parçası kılan" siyasi partileri geri adım atmaya, yeni koşullara uyarlanmak için duraksamaya itmesi. Değişmeye, düşünmeye direnenler ise git gide marjinalleşiyor. Bu garip kesimin temsilcilerinden bir sendikacı o televizyon kanallarından birisinde kafasındaki formülü şöyle açıklıyordu: "Namus en önemli değerdir, toprak namus demektir, toprak vermek namuzsuzluktur..." Ne kolay... Namus kavramını istediğin yere koy, koyduğun yerde her tür diyalogu durdur, hatta düşünceyi askıya al, bu arada namus olarak tanımladığın şeyi korumak için hiçbir çaba sarfetme, ardından şiddetle karışık anti-siyaset dalgası üret... Bunun adına bağımsızlık, onur adını ver... Bu durumu tanımlamaya zaman zaman "ataerkillik kavramı" bile fazla geliyor. Türkiye'nin farklı açılardan farklı görünümleri var. Bu görünümlerden en vahimi, en ciddisi yaşam gailesiyle ilgili olanı. Türkiye nüfusunun yüzde 15'ine karşılık gelen yaklaşık 10 milyon kişi, günlük 1 dolarlık gıda harcaması bile yapamıyor... Gıda için günlük 1 dolarlık harcama yapamayanların oranı, kentlerde yüzde 10, kırsal kesimde de yüzde 21'e ulaşmış durumda... Bu rakamlar Türkiye'de nüfusun yaklaşık yüzde 38'inin ciddi anlamda yoksul olduğunu, (temel gıda gereksinmeleri için 1,5 dolar kaçınılmazlığı dikkate alınırsa) açlık sınırında yaşadığını ortaya koyuyor. Türkiye'de gıda güvencesi riski taşıyan kesimlerde görülen yoksulluk genellikle işsizlik ve kazanç yetersizliğinden kaynaklanıyor. Bu gruplar genellikle Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinde bulunuyor. Türkiye'de yoksulların yüzde 46'sının bir iş sahibi bile olmadığı, yüzde 53'ünün ise çalışanlar olduğu ortaya çıktı. Çalıştığı halde yoksulluk sınırında bulunanların yüzde 44'ünü ise ücretsiz aile işçileri oluşturuyor... Zekamız da tehlikede... Türkiye'de dengesiz beslenme oranı da yüksek. Kişi başına düşen gıda tüketimi belli ürünlerde yoğunlaşıyor ve en çok da buğday tüketiliyor. Buna karşılık hayvansal ürün tüketimi gelişmiş ülkelere göre 3-4 kat daha az. Türkiye'de kişi başına yıllık et tüketimi 27 kilogram, süt ve süt ürünleri tüketimi de 160 kilogram olarak gerçekleşiyor. Oysa Avrupa Birliği ülkelerinde bu miktar ette 87 kilogram, sütte ise 350 kilogram düzeyinde bulunuyor. Türkiye herkes için sürdürülebilir gıda güvencesi sağlamaya yönelik kadın ve erkeğin tam ve eşit katılımını sağlayacak en iyi şartları yaratarak politik, sosyal ve ekonomik çevrenin oluşumunun hala uzağında... Sadece buğday yiyerek kendi kendine yeter bir ülke olmanın anlamı bu rakamlarda gizli... Bu tabloyu sağdan sola uzanan o "içe kapanmacı, ataerkil hamaset" üretmemiş midir? Ya da içe kapanmacılığın ürettiği bu tablo değil midir, asıl namuzsuzluk?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |