AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Ekmeğiyle oynamayın adamcağızın...

Haber, üstelik, birçok köşe yazarının, "Medyayı da dönüştürelim" şeklinde saf temennilerini dile getirdiği gün yayımlanıyor. Madem birçok alanda köklü reform yaptık ve hukukta, siyasette, bürokraside "AB standartlarını" yakaladık, el atmışken bari şu medyayı da dönüştürüp AB standartlarına uyduralım.

Uydurun bakalım!

Önceki gün, canı sıkıldıkça, "yayın ilkeleri" deklare edip "dürüst olacaklarına, yalan haber yazmayacaklarına, mahremiyete saygı göstereceklerine" söz veren, ama hiçbir zaman sözünde durmayan bir gazetede (bu gazete, kendini "Türk basınının amiral gemisi" diye pazarlıyor) bir haber okudum.

Eski Başbakan'lardan Necmettin Erbakan, hapis cezasından kurtulmak için Yargıtay'da kulis yapmış; kararın değiştirilmesi için de para ödemiş, yani rüşvet vermiş.

Olayın aslı nedir, bilmiyorum. Haberi sürmanşetten duyuran gazetenin bilebildiğini de sanmıyorum. Refikimiz iddiasına dayanak olarak "gizli telefon kayıtlarını" gösteriyor. Telefon kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla, "Seni hapisten kurtaracağız" diyen kişiler, her kimse onlar (gazetenin iddiasına göre Neşter'ciler), hocayı ve eşini dolandırmışlar.

Elbette haber, her gazetenin, her gazetecinin iştahını kabartacak cinsten. Ama benim merak ettiğim husus şu:

Madem Yargıtay'ın bir süre önce aldığı, "İzinsiz telefon dinlemek ve bunları yayınlamak suçtur; telefon kayıtları hiçbir şekilde delil teşkil etmez" kararı, ortadaki rüşvet pazarlığı iddiasını dayanaksız bırakıyor, o halde gazete niçin bu haberi sürmanşetten duyurdu?

Amaç, "rüşvet pazarlığı iddiası"nda adı geçen şahısları "suçlu" göstermek, kamuoyu önünde küçük düşürmek, mahremiyetlerine tasallutta bulunmak, kişilik haklarına saldırmak değilse, nedir?

Hani, "suçlu olduğu yargı kararıyla kesinleşmedikçe" hiç kimse suçlu ilan edilemezdi? Hani, kişileri ve kurumları küçük düşüren haberler yayınlanamazdı? Hani, kişilerin mahremiyetine girilemez, yaptıkları özel telefon görüşmeleri kamuoyu önünde faş edilemezdi?

Erbakan'la ilgili haberi okuyunca, aklıma, görevini ve konumunu unutup devlet katlarında "teşvik" kovalayan, umduğu desteği bulamayınca da telefon açıp Başbakan'a ana-avrat dümdüz giden TÜSİAD üyesi gazeteci geliyor...

Bu gazeteci (ve aynı zamanda ünlü genel yayın yönetmeni) Başbakan aleyhindeki sövgüleri gazetelerde yayımlanmasın diye neredeyse bir "ahlak seferberliği" başlatmıştı. Kişilerin mahremiyetine girilemezmiş, özel telefon görüşmeleri yayınlanamazmış, bu ahlaksızlıkmış, bu ahlaksızlığa cüret edenler medyadan dışlanmalıymış, vs... Tabii muradına nail olmuştu.

Demek ki, sıra "başkalarının" mahremiyetine gelince işler değişiyor. Hadi uydurun bakalım medyanızı AB standartlarına...

Mezkur gazetenin dercettiği yayın ilkelerinin onikinci maddesinde aynen şöyle buyuruluyor: "Sanıkların, suçluların akrabaları ve yakınları, olayla ilgileri olmadıkça veya olayın doğru anlaşılması için gereği bulunmadıkça teşhir edilemez..."

Güzel!

Güzel olmasına güzel de, haberde Necmettin Erbakan'ın yanı sıra, bol bol "Esra, Galip, Annesi, Nermin Hanım" isimleri geçiyor. Bu isimler (Esra, Annesi, Nermin hanım), haberin "doğru anlaşılmasına" nasıl bir katkı sağlamıştır acaba? Kaldı ki, haberden "doğru bir şekilde" anlamamız gereken "şey" nedir?

Bu gazetede (grubun diğer gazetelerinde olduğu gibi) bir "ombudsmanlık sistemi" var; şimdi mağdurlara "Ombudsmana baş vurun, hakkınızı arayın, hiç değilse düzeltme yayınlattırın" diyeceğim ama, bunlar kendilerini haksız çıkaran ombudsmanlarını da kapı dışarı ediyorlar.

Durduk yerde ekmeğinden olmasın adamcağız...


25 Aralık 2004
Cumartesi
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED