|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bir süredir laikçi dünya, bir kıyaslamayı ısıtıp ısıtıp gündeme sürüyor. Türkiye'den Arap ülkelerine, Arap ülkelerinden Türkiye'ye her ziyaret vukuunda bu tekrarlanıyor. Görüntü şu: Ak Partili hükümet üyelerinin eşleri başörtülü, Arap liderlerin eşleri başörtüsüz. Laikçi söylem ise şöyle: Laik bir ülkenin yöneticilerinin eşleri islami bir görüntü veriyor, Arap ülkelerinin yöneticilerinin eşleri ise laik bir görüntü içinde bulunuyor. Demek isteniyor ki, gerçekte Araplar daha çok islami görüntü içinde olmalılar, onlar tesettürü bırakmışken bizimkilere ne oluyor, Arap'tan daha çok Müslüman olmaya çalışmak bir işgüzarlık görüntüsü değil mi? Bizde modernlik ölçüsü giyim kuşamla belirlendiği için de, bunun peşinden bir yığın modernlik kıyaslamaları geliyor. "Araplar bile modernliği yakaladı, bizim İslamcı kadınlarımız modernlikten uzak kaldı, vah vah!" Böyle bir söylemin kötü niyet boyutunu elbet tedavi etme imkanımız yok, ama bilgisizlik boyutunu telafi mümkün olabilir, düşüncesiyle bazı şeyler yazmak istiyorum. -Bir kere İslam, mesajı evrensel bir dindir. Hedef birim olarak insandır. Bu yönüyle bir kavme münhasır, yani bir kavmin tekelinde değildir. İslam ne Arab'ın dinidir, ne Türk'ün... Hatta Kur'an'da "Siz irtidat eder, dinden dönerseniz Allah yeni bir toplum getirir...." deniyor ve bu toplumun Allah Teala ile kuracağı sağlıklı ilişkinin çerçevesi anlatılıyor. -Evet, İslam'ı tebliğ eden Hazreti Peygamber (s.a.) Arap asıllıdır. Ama Arap asıllı Peygamber'in en azılı muarızları - karşıtları da Arap asıllıdır, hatta Ebu Cehil örneğinde olduğu gibi amca yakınlığında bir akrabadır. Daha o çağda, İslam'ın İran'lı, Habeşli, Rum asıllı çok derin mü'minleri olmuştur ve muhtemel ki o zamanın Arapları da, Hazreti Muhammed (s.a.)'in etrafında aşkla pervane olan bu insanların tavrına hayret etmişlerdir. (Tıpkı bunun gibi bugün Arap dünyasında yer yer ortaya çıkan İslam dışı fikir çıkışları, İslam'dan dönüş gibi Türkiye'ye pazarlamak, bir marifet değil, Araplardan da münkirler çıkacağını taa İslam'ın ilk asırlarından beri bilmekteyiz) -14 asır içinde, tüm dünyada, kavim kavim İslamlaşmalar yaşanmıştır. Bugün de, tüm dünya kavimleri içinde İslam kolonileri mevcuttur. İslam'a giren her insandan, Müslüman oluş kıvamı beklenir ve o insan, İslam'ı kabullenişin derinliği ölçüsünde, Müslüman bir kişilikle donanma çabasına girer. İnsanın Müslümanlığı kavmin dininin ortalamasına göre değerlendirilmez. Çoğunluğu müslüman olmayan bir kavim içinde pırıl pırıl Müslümanlığı bulunan insanlar olabileceği gibi, çoğunluğu Müslüman bir kavim içinde, İslam'a en uzak insanlar da, Müslüman gibi görünüp içi başka başka olan insanlar da bulunabilir. Hazreti Muhammed putpereset bir kavim içinde Peygamber olarak gönderilmiş ve her Müslüman, kendi toplumunun geleneklerinden koparak yeni dini benimsemiştir. Yani Müslümanlık bir miras değildir, toplumsal bir gelenek değildir, bir seçiştir, idraktir ve kişilik inşasıdır. Hatta ilk Müslümanlar, "atalarının dinini terketmek"le suçlanmışlardır. -Hristiyan geçmişleri bulunan toplumlar, Amerikalı, İngiliz, Fransız, İtalyan, Rus, İspanyol toplumları içinde büyüyüp de sonradan Müslüman olmuş insanlar biliyorum, alınlarında secde izi yansıyor. Her şeyi yeniden okuyor ve okuduklarını hayatlarına taşıyorlar. Kur'an'ı ve Hazreti Muhammed (s.a.)'i göz aydınlığı gibi, yol kılavuzu gibi benimsiyor ve orada buldukları her şeyle aynileşme çabası içine giriyorlar. Namazı itina ile kılıyor, orucu, haccı, zekatı bütün incelikleriyle yaşamaya çalışıyor, giyim kuşamında islami ölçülere azami itina gösteriyor ve gerekirse bunun için hicret ediyor, yani ülke değiştiriyor. Bazan derim, belki onlar da kimi Türklere, Araplara bakıp, "Sizler nasıl bu hale düştünüz, diye soruyorlardır. Sizler, yani Peygamber'in kavminden gelenler, İslam'ın yüzlerce yıllık mecrası içinden akanlar, İslam etrafında büyük medeniyetlere imza atanlar, bu güzel dinle ilişkileriniz neden böylesine sorunlu hale geldi?" İçinden geldikleri toplumların nasıl bir insani erozyon yaşadığını gördükleri için İslam ülkelerinin Batı toplumlarına öykünmesini anlayamıyorlardır. İslam toplumlarındaki kişilik aşınmalarını sorunlu bir ruhi yapının uzantısı olarak değerlendiriyorlardır. Buna karşılık islami görevlerde Türklerin Araplardan daha titiz olmalarına şaşıranlar, belki, bir Amerikalı'nın, Rus'un, Fransız veya İngiliz'in, İtalyan veya İspanyol'un islami görevlerde daha titiz olmaları karşısında "Size ne oluyor, diye soruyorlardır. Size ne oluyor ki bizden daha çok Müslüman olmaya çalışıyorsunuz? Biz namaz kılmıyoruz siz kılıyorsunuz? Biz tesettüre riayet etmiyoruz siz ediyorsunuz? Biz İslam'la ilgili her şeye kuşku ile yaklaşıyoruz, siz İslam deyince müthiş heyecan duyuyorsunuz? Biz daha az İslam arayışındayız, siz daha çok İslam çabasındasınız, ne oluyor size?" Belki onlar da diyecek ki, "Siz avucunuzdaki güneşin farkında değilsiniz, başka ufuklarda güneş arıyorsunuz. Doktoru can çekişen hastaya benziyorsunuz. Biz sizin gittiğiniz yerden geliyoruz. Çünkü orada insanlık tıkanma halinde." Son söz: Herkes Müslümanlığının hesabını tek tek kendisi verecek. Araplar, Türkler halinde yargılanmayacağız. Mahşer ortamı babaların bile çocuklarını kurtaramayacağı bir ortam. Herkes kendi dosyası ile duracak huzurda... Beşar Esad ayrı, Tayyip Erdoğan ayrı, Esma Esad ayrı, Emine Erdoğan ayrı...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |