|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
| ||
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
2004 yılı yayın ve edebiyat dünyası açısından hareketli bir yıl oldu. Bu hareketliliği sağlayan ise büyük romanların yazılması ya da önemli edebi tartışmaların yapılması değil yayın dünyasının piyasanın etkisinde kalması idi. ÜNLÜ YAZAR-UCUZ KİTAP FORMÜLÜ Yayınevleri 2004'te romantik dönemi iyiden iyiye geride bırakarak satışa odaklandı. Bu açıdan 2004'ün en önemli olayı 'iyi yazar-ucuz kitap' formülünün bulunuşu ve bir çok yayınevi tarafından hayata geçirilişiydi. Ahmet Altan'ın İçimizde Bir Yer'i ile başlayan 'ünlü bir yazarın kitabı ucuza satılır ve iyi dağıtılırsa geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşur' formülü başka yayınevlerinin başka yazarlarla yürüttüğü projelerle devam ettirildi. Edebiyat tarihimiz 1 milyon satan kitaplar olduğunu gösterse de, sonuçta proje başarılı oldu; yazarlar şöhret tazeledi ve edebiyat okuru olmayan bir kitle okur kategorisine dahil edildi. Satış başarısı yayınevlerinin yüzünü güldürdü ama edebiyat çevrelerini de hararetli bir tartışmanın içine çekti. Kitabın fetişleştirilmemesi gerektiğini savunanlar da oldu, genelde kitabın özelde edebiyat eserlerinin piyasa mantığı içinde her hangi bir mal gibi dolaşıma sokulmasının niteliğin yerine niceliği geçirerek edebiyata zarar verdiğini savunanlar da. Edebiyat-piyasa ilişkisi etrafında yürütülen tartışmalar bir süre sonra medyaya da taştı. Tartışmaların merkezini, birbirine göbekten bağlı bu ilişkinin eleştiriyi dışarıda tutup medyayı devreye soktuğu; popüler kültürden etkilenen ve hatta artık üreticisi konumuna yerleşen medyadaki dönüşümün edebiyat eserleri üzerine yapılan haberleri söyleşi tarzına, söyleşileri de magazinel bir dile yaklaştırdığı tezleri oluşturdu. Bu yüzden edebiyatın haber değeri, yıl boyu en fazla tartışılan konulardan biri oldu. ROMAN PATLAMASI YAŞANDI 2004'te yaşanan gözlemlenebilir diğer bir durum ise 'roman patlaması' idi. Bakanlığın açıklamasına göre 2004'te basılan kitap sayısının 20 bin olması, kitap yayınında geçen yıla göre yüzde 20'lik bir artışın yaşanmasıyla roman sayısı Cumhuriyet tarihinin en yüksek noktasına ulaştı. Basılan kitapların yüzde 25'e yakınını roman ve öykü kitaplarının oluşturması, yayınlanan romanların yarısından çoğununun ilk roman olması özellikle dikkat çekiciydi. Romancı olarak bilinen isimlerin dışında öykü, şiir, senaryo yazan isimlerle, televizyon, gazete ya da reklam yazarlığından gelen isimlerin romana yönelmesi, yazılan romanların genellikle polisiye, casusluk, bilim kurgu, fantastik, aşk ve gerilim türlerinde yoğunlaşması dikkat çeken diğer bir unsurdu. Hatıra türünün geçtiğimiz yıllarda gördüğü ilgi biyografik hikayelerin bu yıl da bolca anlatılmasına yol açtı. Yayın dünyasının bu türe yoğunlaşmasında, yalnızlaşan kentlilerin başka hayatlar, başka hikayeler okuyarak yalnızlığı aşma gayretlerinin de, kişisel dramların anlatıldığı yüksek reytingli ağlak televizyon programlarının da payı olduğu düşünüldü. Edebiyat çevreleri hem roman patlamasına, hem de ucuz kitap projesine kuşkuyla yaklaştı, yapılan itirazlar fabrikasyon üretimin iyi edebiyat arayışına galebe çaldığı yönündeydi. Dan Brown'un üç kitabıyla çok satanlar listesinden inmediği yıl içinde en çok okunan tür polisiye oldu. İkinci sıra yerli romanlarındı. 100 TEMEL ESER VE KORSANLA MÜCADELE Sadece edebiyat çevrelerinin gündemini değil genel gündemi de ilgilendiren diğer bir konu ise Milli Eğitim Bakanlığı'nın uzmanlar kuruluna hazırlatarak orta ve lise öğrencilerine okutmayı kararlaştırdığı 100 Temel Eser idi. Girişim iyi niyetle atılmış bir adım olduğu düşüncesiyle memnuniyetle karşılandı ancak uygulanabilirliği, özümsenebilirliği ve listede yaşayan edebiyatçıların eserlerine yer verilmemesi üzerine medyada haftalar süren tartışmalar yapıldı. Korsanla mücadele konusunda da 2004'te önemli adımlar atıldı; yasal düzenlemeler yapıldı. Uygulamada aksaklıklar yaşanmakla birlikte, EDİSAM'ın 2004 raporuna göre korsan yayınların yayın piyasasındaki payının yüzde 60'tan yüzde 30'lara gerilediği görüldü. İKİ SEMBOL İSİMLE BARIŞMA 2004 edebiyat ortamıyla ilgili anılması gereken diğer bir durum ise, 2002 yılının Türkiye'de ve tüm dünyada Uluslararası Nazım Hikmet Yılı olarak kutlanmasının ardından 2004'ün Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca Necip Fazıl Yılı ilan edilmesi oldu. İdeolojik duruşları on yıllardır edebiyatçı kimliklerinin önüne geçen bu iki sembol ismin 100. doğum yıllarının bir yıl ara ile kutlanması, çatışma kültüründen beslenen ve toplumu ikiye ayıran cepheleşmenin sona erdirilmesine, normalleşme sürecine girilmesine önemli ve 'sembolik' bir katkı sağladı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |