AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Pişmemiş yemek

Başbakan'ın "Kürt sorunu" çıkışı bana iyi hazırlanmış bir paket olarak görünmüyor. Önce Ankara'da, "aydınlar"la toplantıda, sonra Diyarbakır'da yaptığı konuşmaları yakından tahlil ettiğimde, bir iyi niyetin yanında, hem olayın ciddiyeti konusunda hassasiyet eksikliği, hem "efradını cami" bir söz geliştirememiş olmanın savruluşu gözleniyor.

Mesela "Kürt sorunu" tanımlamasını tam benimsiyor mu? Sanmıyorum.

Aydınlarımız, kendileri her sözü keyfe mayeşa kullanageldikleri ve söylediklerinden hiçbir biçimde muaheze edilmedikleri için, "Oldu da bitti maşallah" üslubunda, "Başbakan 'Kürt sorunu'nun adını koydu" deyiverdiler. Ama Başbakan'ın üslubunu dikkatlice tahlil ettiğinizde "Demek istemeyip de demiş" gibi, "dese bile aslında denmese daha iyi olacağını hissediyormuş" gibi, "madem kimileri böyle diyorlar, bari biz de söyleyiverelim" diyor gibi, "Sizi memnun edecekse, bütün sorun bunun adını koymaksa ben de adını koyuvereyim" diyor bir durum, hatta bir sancı gözlüyorsunuz.

Başbakan biliyor ki bu söz sorunlu bir söz. Bu söz başkaları tarafından üretilmiş bir söz. Bu sözün içini doldurmak kolay değil. Bu sözün içini o sözü üretenlerden farklı biçimde doldurmak kolay değil. Bu sözün Başbakan tarafından söylenmiş olmasının, gidip, başka amaçlar için kulllananların duruşuna monte olma riski var.

O yüzden bu sözün çağrışımlarını izale etmek için Diyarbakır'da ek sözler söylüyor Başbakan "Tek bayrak, tek devlet, tek vatan..." diyor. Başbakan "sorun"u bölge ve kavmi eksenden çıkarıp "Türkiye sorunu" haline getirmeye çalışıyor. Bu defa da, sistematize edilmemiş, belki savruk diye nitelenebilecek bir söylem çerçevesi oluşuyor.

Bütün bunların üstüne işin içine bir de bölgedeki Ak Parti teşkilatlarının dökülüşü eklenince ortaya, Diyarbakır'daki dramatik manzara çıkmış bulunuyor.

Şimdi merak ediyorum, acaba Başbakan'ın, "aydınlar"ın, Başbakan'ın çevresindekilerin ve Ak parti örgütlerinin damağında kalan tad nedir? "Kürt sorunu"nda bir mesafe alınmış mı oldu? Yoksa, Türkiye'nin bu can yakan sorununda Tayyip Erdoğan'ın ifa edeceği misyon çok ucuz biçimde harcandı mı?

Osman Baydemir kıs kıs gülüyordur. Onun içinde yer aldığı çevrede de, herhalde, hissedilir bir sevinç vardır.

Başbakan hem onların söylem noktasına evriltilmiştir, hem de bu bir işe yaramamış, Tayyip Erdoğan ismi, Ankara'nın bölgedeki algılanış tarzına monte olmuştur.
Her şeyin heba olup gittiğini söylemek istemiyorum.
Ama bu işte her iktidarın, her simanın atacağı barut miktarı sınırlıdır. Tayyip Erdoğan da, Ak Parti de belirli bir potansiyeli, belki şansı kullanacaktı. Belki Tayyip Erdoğan, daha özel bir duygusal zemini de bulmuştur. Ama bu potansiyel zemin, harcanacak hazır hazine niteliğinde değildir, ifade yerindeyse, toprakla karışık altın madeni niteliğindedir. Damıtacaksınız, işleyeceksiniz... Bir kuyumcu işçiliğinden söz ediyorum. 30 bin insan can vermiş. Doğu'da, Batı'da evlere, ana yüreklerine ateş düşmüş. Sinir uçları açıkta. Olay sadece "Doğu - Güneydoğu olayı" da değil. Olay sadece "Kürt olayı" da değil. Bir söz söylüyorsunuz, hiç aklınıza gelmeyen bir yerde yaraları açıyorsunuz. Risk müthiş. "Sorunu siz tanımlayın bakalım, şayet Kürt sorunu tanımlamasını problemli buluyorsanız!" Belki ad koymadan çözmek lazım. Evet kuyumcu işçiliği... Bunu başarmalıydı Tayyip Erdoğan...
Diyarbakır meydanında değil ki çözüm...
Belki Diyarbakır'a odaklanmak bile sorunun başka mahfillerin inisiyatifinde yol alması sonucunu doğuracak.
Belki mezradan yola çıkmak lazım.
Belki yeniden köyüne dönmüş bir aileden yola çıkmak lazım.
Belki Diyarbakır sokağına düşmüş çocukları alıp eve, yurda, okula, ama adam gibi bir okula kavuşturmaktan, o ekmek kamyonları ardında savrulan, çamurlara bulanan, dağ yollarında doğurmak zorunda kalan kadınları kurtarmaktan, "Siyasi Kürtçülük"ten vatandaş hizmetine vakit bulamayan HADEP'li, DEHAP'lı belediyelerin gelmediği yerlerden yola çıkmak lazım...
Evet, klasik Ankara üslubundan da kurtulmak lazım. "Türkçü söylem" de değil Türkiye'nin sorunlarını çözmenin yolu...
Bir proje geliştirmek gerekirdi bu sorunun çözümü için...

Bunu valisinden kaymakamına, öğretmeninden doktoruna, askerinden siviline tüm devlet kadroları ile paylaşmak, sonra halkla buluşmak...
N'oldu?

Siyaset adına çamurlar var Doğu - Güneydoğu'da... Çamurlar, yani yolsuzluk iddiaları... hısım akraba kayırmaları... Rantlar... "Türklerimiz"den yolsuzluk yapanlar var da, "Kürtler"imizden yok mu? Doğu -Güneydoğu'ya tahsis edilmiş kaynakları çarçur edenler "Kürt kimlikli" insanlarımız değil mi? Belki bu siyasi malzemeyi kuyumcu işçiliği ile belirlemek gerekirdi. Öyle siyasetçileriniz olacak ki bölgede, kuyumcu işçiliğine halel getirmeyecek. Kadro öyle mi?

Hakkari'de Ak Parti ve CHP il başkanları müştereken isyan ettiler yolsuzluklar karşısında... Bunlar sarsıcı sinyaller.

Belki dramatik biçimde biten Diyarbakır gezisi, her şeyi yeniden konuşmanın fırsatı olarak değerlendirilirse faydalı olmuş sayılabilir. Kim nasıl okursa okusun, sadece dostça yazıyorum.


15 Ağustos 2005
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED