AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Ölüm yanıbaşımızdaydı!

Kapıdan içeri girdim. Bizim Levent "Başın sağolsun abi" dedi. Hiçbirşey anlamadım, garip garip yüzüne baktım. "Mehmet Tacettinoğlu, trafik kazasında hayatını kaybetti" cümlesiyle dağıldım. 35-36 yaş civarında gepegenç spikerlerimizden biriydi. İki sene birlikte çalışmıştık. Şu anda SKYTürk'te ekrana çıkıyordu. Tatil dönüşü ecel onu Uşak'ta yakalamıştı. "Ecel geldi mi cihane, gerisi bahane" sözü aklıma geldi. Allah Rahmet eylesin Tacettinoğlu'a... SKYTürk çalışanlarına ve ailesine de sabırlar versin...

Ölüm haberleri beni çok etkiler...Hayatın iki nokta arasındaki nokta kadar minicik ve boş bir nokta olduğunu düşünürüm hep... Kimin nerede, nasıl son noktayı koyacağını bilemeyecek kadar aciz ve boşuz... Bundan 20 yıl önce aynı odada yattığım eski toprak, Osmanlı kadını anneannem ile gece yatmadan önce güreş ettik. Turp gibiydi, beni havlu gibi sağa sola savurdu. Sonra gülüşerek karşılıklı yataklarımıza uzandık. Sabah namazında ağabeyim uyandırdı, kalktım, yan taraftaki yatağında anneannem Hak'kın rahmetine kavuşmuştu ve gülümsüyordu.

Yıllar önceydi, bir Beşiktaş maçıydı. Kale arkası tribününde gepegenç bir delikanlı "Beşiktaş'ım" diye bağırıyordu. Bizim kameralarımız da oradaydı. Karşı tribünden, aynı takıma gönül veren birinin fırlattığı havai fişek, o gencin kafasına saplandı. Beşiktaş diye bağırırken, saniye içinde can verdi. O görüntüler hiç aklımdan çıkmıyor. Biraz etraftakilerin bağarış ve çağarışları... Bir ambulansın gelişi, alıp gidişi... O kadar... 40 bin civarında seyirci içinde 10-15 kişiden fazlası olaydan haberdar bile değildi... Nokta kadar basit bir olaydı, o kadar...

Bazen İstanbul'un kalabalık sokaklarında dolaşırım. Mesela Taksim'de yüzbin kişi aşağı, yüzbin kişi yukarı dolaşır. Acaba şu anda kaç kişi ölümü düşünüyor diye kendi kendime sorarım. Garip saplantılarım vardır.

Beni kan tutar hep.. Birinin eline iğne batsa, bayılacak gibi olurum. 22 yıl önce bir ameliyata girdim. Çocuk top oynarken ayağı burkulmuş. Sonra olay kangrene dönmüş. Ameliyat öncesi yarım saat konuştuk. İnançlıydı, haline şükrediyordu, "Giden ayak olsun abi, Rabbim böyle dilemiş, böyle olacak" diye beni teselli ediyordu. Ameliyat elbiselerini giyip operasyonu izledim ve görüntüledim. Bir saatte bir testere ile ayağı kestiler. Sonra kafasızca ve beyinsizce o ayağı elime alıp fotoğraf çektirdim. Gazeteciliğimin ilk yıllarıydı. Hem çocuk, hem de cahildim. Ameliyat sonrası doktorla filmlerdeki gibi lavaboda ellerimizi yıkarken bana "Sizi tebrik ediyorum, hiç etkilenmeden işinizi yaptınız" dedi. "Biz savaş muhabiriyiz, bu ne ki?" cevabını verdim. O gece uyuyamadım. Tam üç gün rüyamda ameliyat sahneleri vardı. Üç gün sonra da o genç hayatını kaybetti. Allah Rahmet eylesin...
Beni o zamandan beri kan tutuyor.
Önceki gün televizyoncu arkadaşlarla bir cafenin cadde üzerine kurduğu masalardan birinde oturuyorduk. Büyük bir gürültü oldu, korkuyla fırladık. Arkamızdaki masanın tam ortasına, apartmanın en üst katından koca bir taş düştü.
Kimse ölmemişti...
Ama ölüm bir nokta kadar yakınımızdaydı..
Sütun doldu, yazacak yer kalmadı...
Nokta...


15 Ağustos 2005
Pazartesi
 
BEKİR HAZAR


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED