|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bâbıâlî hatıralarına daldık ya; önümüze ne çıkarsa, dilimizin ucuna ne gelirse, ona tâbî olduğumuzu söylemek fazla olur.. bugün de nereden hatırımıza düştü ise düştü: İsmet Paşa ile yapmak istediğim bir mülâkatın hikayesini anlatacağım.. 1969 veya 1970 yılı olmalı.. bir yaz günü İnönü ile şöyle enine boyuna, siyasetten felsefeye, ekonomiden ideolojiye uzanan geniş bir yelpaze içinde cereyan edecek bir konuşma yapmaya teşebbüs ettim.. telefonla randevu almak biraz müşkül göründü.. doğrudan kendisine ulaşayım da ya o esnada görüşmek mümkün olsun, yahut da işi ciddi bir randevuya bağlayarak geri döneyim, diye Heybeliada yolunu tuttum.. İsmet Paşa'nın yaz mevsimini Heybeliada'da geçirdiğini bildiğim için iskeleye iner inmez hemen, köşkünün nerede olduğunu sordum.. adanın meşhur caddesindeki tarif edilen yere doğru ilerlerken Paşa'yı birdenbire karşımda bulmayayım mı?.. -"Paşam, dedim, ben de zâtıâlinize geliyordum; mülâkat için!..." Durakladı.. yanında koruması olduğu belli olan kısa boylu bir memur vardı.. Paşa, bana döndü: -"Biz beş gezintisine çıkmıştık.. ne yapalım yani şimdi, geri mi dönelim?" nezaket ve saygı anlayışım, becerikliliğimi bastırdı ve demiri tavında dövmek fırsatını kaçırmama işaret olan şu sözlerle karşılık verdim.. -"Paşam, siz yürüyüşünüzden mahrum kalmayın, ben yarın da gelebilirim.." niye öyle söyledim: bu yürüyüşe sağlık sebebiyle çıktığını biliyordum da onun için.. -"O halde, dedi, yine bu saatte olsun!..." Şanssızlığa bakın: ertesi gün beni o saatte Heybeli'ye götürecek vapuru birkaç dakika yüzünden kaçırmayayım mı? Ondan sonraki vapurla adaya vardığımda polis memurunun, kapıda beklediğini gördüm: -"Beyefendi, dedi, Paşa Hazretleri deminden beri sizi bekliyor.." memurun rehberliğinde İnönü'ye mülaki oldum.. yalnız başına koltuğunda oturuyordu.. vapura yetişemediğim için özür diledim.. duymazlığa geldi.. masanın üzerinde duran lokum kutusunu göstererek -"Lokumdan al", dedi.. uzandım bir adet lokum aldım, ağzıma attım.. -"Bir tane de bana ver", dedi.. elimle bir tane alıp da mı verdim, yoksa kutuyu mu tuttum, hatırlamıyorum.. -"Bana ne soracaksın, neyi öğrenmek istiyorsun?" dedi.. sorular cebimdeki kağıtta yazılıydı; -"Paşam, dedim, bir soru değil birçok sorum var.." sual listesini çıkardım, ilk suali okudum.. -"Devam et!"dedi.. sonra -"O listeyi bana ver" dedi.. elimden aldığı sual listesini gözden geçirdikten sonra: -"Bu sorular çok ustaca hazırlanmış.. ben bunların üzerinde biraz düşüneyim.. sana cevapları yazılı vereceğim.. sen beni gelecek hafta telefonla ara".. bu sırada içeriye çay tepsisi ile Mevhibe Hanımefendi girdi.. teşekkür ettim ve çayımı içtim.. bu esnada sağlığına ve Ankara'ya ne zaman gideceğine dair bir iki söz teatisinde bulunduk.. veda ederken köşkün telefon numarasını verdiler.. hakikaten tam yedi gün sonra telefon ettim: karşıma kim çıktı bilmiyorum, beni bir müddet beklettikten sonra -"Cevapların henüz hazır olmadığını" bildirdiler.. üç dört gün sonra yeniden aradım.. yine bekleterek soruların daha cevaplanamadığını söylediler.. canım sıkıldı: -"Paşa Hazretlerine lütfen bildiriniz, ben mülâkattan vazgeçtim; artık zahmet buyurmasınlar" dedim… İşte İsmet Paşa benim okkalı suallerime cevap vermekten bu şekilde kurtuldu.. yahut da ben istediğim mülâkatı gerçekleştirmeye bu suretle muvaffak olamadım.. şu da var ki karizmatik veya değil hiçbir kimse bir gazeteci sorusuna mutlaka cevap vermek zorunda değildir; cevaplamamak da şahsi haklarımızdan birisi değil midir? mutlaka cevap isterim diye ısrar etmenin manası olabilir mi? Suallerden bir ikisi hatırımdadır: "kâinatın bir programcısı var mıdır, varsa o kimdir, nedir, varlığı nasıl açıklıyorsunuz?", "ruhun varlığı veya yokluğuna ait ne düşünüyorsunuz?", "sosyalizmin, liberalizmin, kapitalizmin insan refahını sağlamaktaki rolleri neler olabilir?" "siyasi rakiplerinizi mağlup etmek için nasıl bir strateji ta-kip ediyorsunuz?" falan gibi… İsmet Paşa, duygularına tahakküm edebilen, belki lüzumundan fazla ihtiyatkâr, soğukkanlı, bazen vehimli denebilecek kadar şüpheci ve fakat metanetini kaybetmeyen bir hesap ve kitap adamıdır.. o sırada benim Milli Eğitim Bakanlığı Çağdaş Türk Yazarları Komisyonu üyesi olduğumu ve iktidar yanlısı Son Havadis gazetesinde yazdığımı bilmesi, belki de kalemimi objektif işletemeyeceğim hakkında mütereddit kalmasına sebep olmuş bulunabilir.. belki de gerçekten o ileri yaşında cevapları içine sindirecek şekilde hazırlamaya vakit bulamamış olabilir.. Bu vesileyle kız kardeşi Seniha Okatan Hanımefendi ile yaptığım bir görüşmede bana söylediği bir cümleyi nakletmek iste-rim: Hanımefendi; hasta yatağında yastığının altından çıkardığı bir tesbihi göstererek: "işte bakın benim ihlas ve itikadım nasıldır? bazı cahiller Paşa'nın inancı hakkında laf etmeye kalkarlar; Paşa 5 vakit namazını ihmal etmeyen bir kişidir; yalnız gösterişi sevmez"..
|
|
![]() |
|
|
|
|