|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Hz. Peygamberin kendisinin (="kişisel tarihi"nin) ve mesajının, tüm insanlık, özellikle de tarihlerinin en zorlu dönemeçlerinden birini yaşayan biz Müslümanlar için ne anlam ifade ettiğini, bize neler "söylediğini", anlamaya, kavramaya ve hayata geçirmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç hissediyoruz. Hz. Peygamberi, bir insan ve bir peygamber olarak bütün veçheleriyle, bütün yapıp-ettikleriyle, yani "kişisel tarihi"yle ama bir bütün olarak anlamadan Kur'ân'ın söylemini de, sadece Müslümanlar'a değil bütün insanlığa hitap eden İslâm'ın mesajını ve vaadlerini de anlayabilmek ve idrak edebilmek mümkün değil. İşte bu nokta, İslâm'ı, "biçim bozumu"na uğratılmış, içi/özü boşaltılmış, başkalaştırılmış, aslî dinamikleri aşındırılmış diğer dinlerden ve dünya görüşlerinden ayıran; şartlar ne olursa olsun, tarihin farklı dilimlerinde yaşayan bütün Müslümanlar'a ruh, hayat, heyecan ve dinamizm veren, dinamizmlerini sürgit canlı kılan, en özgün, nev-i şahsına münhasır en hayatî noktalarından biridir. Peygamberimizin, peygamber olduktan sonraki "kişisel tarihi", İslâm'ın anlam ve sembol haritalarının, kök-paradigmalarının, anlamlandırma pratiklerinin değişik zamanlarda ve mekânlarda nasıl anlaşılıp idrak edilebileceğini ve hayata aktarılabileceğini "gösteren" bir "zaman dilimi" olduğu için, İslâm'ın özü, özeti'dir. İşte Müslümanlara düşen şey, insan ve elçi olarak Peygamberimizle, Peygamberimizin "kişisel tarihi"yle özetlenen, örneklenen, İslâm'ın özünü, değişik zamanlarda ve mekânlarda idrak edip açımlamak, yeniden-hayata geçirerek yepyeni şekillerde hayatiyet kazandırmaktır. İslâm'ın Hz. Peygamberin bir insan ve peygamber olarak 'kişisel tarihi'nde özetlenmesi ve örneklenmesi, İslâm'ın her hâl, şart ve durumda geçerli olabilecek aslî özelliklerini, mahiyetini de kendiliğinden ele veriyor. Sadece İslâm'a özgü olan bu özgün durum, İslâm'ın salt beşerî ya da salt ilâhî bir din, bir tasavvur değil, aynı zamanda hem beşerî, hem ilâhî olanı; hem fizikseli, hem fizikötesini; hem burayı ve şimdiyi, hem de 'öte'yi aynı anda meczeden, kucaklayan, ihata eden bir din, bir tasavvur, bir varoluş biçimi ve hayat anlayışı olduğunu gösteriyor. Bu durum, bütün zamanlarda ve mekânlarda İslâm'ın insana, hayata, kâinâta ve bunlar arasındaki ilişkilere ilişkin olarak her zaman yepyeni şeyler söyleyebilecek bir dinamizme, bir duyarlığa sahip olduğunu ortaya koyması bakımından çok önemli. Bu nedenledir ki, İslâm'ın, bir din, bir tasavvur, bir varoluş biçimi ve bir hayat anlayışı olarak, insanı da, hayatı da, toplumu da, kâinâtı da parçalamasını, parçalı olarak algılamasını, dolayısıyla bir müslümanın hangi şartlar altında ve hangi zaman diliminde yaşarsa yaşasın, ontolojik bir güvensizlik duygusu (=yön ve anlam kaybı) yaşamasını önlüyor. Böylelikle, bura ile öte, fizik ile fizikötesi, "din" ile dünya arasında yaratıcı, imajinatif bir irtibat kurulduğu için, Müslüman, bir yandan kendisini, eşyayı, dünyayı tanrılaştırmaya, putlaştırmaya aslâ kalkışamıyor; öte yandan da bir Müslüman'ın doğayı, diğer insanları, diğer âlemleri ve kültürleri kontrol etmeye, kendi süflî çıkarları için kullanmaya veya tahrip etmeye ya da yok etmeye kalkışması imkânsızlaşıyor. Bu, hangi zaman diliminde yaşarsa yaşasın, müslümanların insanlara ve başka şeylere zulmetmeye kalkışmasını önlüyor; insanı, doğayı sömürmesini, kötüye kullanmasını zorlaştırıyor ve daha insanca, bütün âlemlerle ve varlıklarla daha barışık ve özgür/leştirici bir ilişki, iletişim kurmasını mümkün kılıyor. İşte bu "teorik arkaplan"ın pratiğe nasıl aktarılabileceği konusunda ise Peygamberimizin "kişisel tarihi" bize örneklik teşkil ediyor. Peygamberimizin "kişisel tarihi", İslâm'ın salt zamanlar ve mekânlar üstü bir veçheye değil, aynı zamanda zamansal ve mekânsal bir veçheye sahip olduğunu da gösteriyor: Kur'ân bir ânda Peygamberimiz'e vahyedilebilirdi. Oysa Kur'ân bir ânda, bir gecede vahyedilmedi, peyderpey, 23 yılllık bir zamana yayılarak vahyedildi. İşte burası çok önemli. Peygamberimiz'in "kişisel tarihi", Kur'ân'ın 23 yılda peyderpey vahyedilmesi, İslâm'ın hayat dini, hayata müdahale eden ve hayat bahşeden bir din olduğunu, dolayısıyla fiilen uygulanması gereken bir mesajı ve niteliği olduğunu gösteriyor. Bu süreçte Peygamberimiz, sadece Kur'ân'ı aktarmakla kalmıyor; aynı zamanda gerek yaşadığı coğrafyada, gerekse komşu coğrafyalarda hâkim olan kültürlerle de ilişkiye geçerek İslâm'ın mesajını hayata geçiriyor. Kur'ân'ın 23 yılda indirilmesinin bizim için bir başka anlam ve sonucu da şu: Hz. Peygamber'in irtihaliyle birlikte İslâm, bütün bir Arap yarımadasına yayılmayı ve dünya tarihinin şekillenmesinde birincil aktörlerden biri konumuna yerleşmeyi başardı: İşte bu durum, Müslümanların hem İslâm'ın, hem de çağlarının sarsılmaz tanığı olmayı başarmaları hâlinde, tıpkı Peygamberimiz gibi, insanlığın ve tarihin akışında sıçrama yapabilecekleri adımları ve işleri, 20 küsur yıllık, yani bir kuşaklık bir zaman dilimine sığdırabilecekleri gerçeğini de hatırlatıyor bize. Bizzat Peygamberimiz'in "kişisel tarihi", İslâm'ın bu kişisel tarih'le özetlenmesi, örneklenmesi, İslâm'ın güçlü bir tarih ve zaman nosyonuna ve diyalojik bir niteliğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. İşte Peygamberimiz'in kendi kişisel tarihi boyunca, değişenle değişmeyen, görünür olanla görünür olmayan, ilâhî olanla beşerî olan arasında kurduğu bu özgün ve dinamik ilişki ve iletişim biçimi, biz Müslümanların değişen zaman ve mekânlarda İslam'ı nasıl idrak edip hayata geçirecebileceğimiz konusunda önemli ipuçları veriyor. Bu durum, aynı zamanda, İslâm'ın, kendine özgü bir dinamizme sahip olduğunu ve bu dinamizmin her hâl ve şartta yeniden harekete geçirilebileceğini kendiliğinden ortaya koyuyor. Yeter ki biz, sahip olduğumuz idraki müdrik olalım.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |