AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Enteller, aydınlar ve akil adamlar

Enteller, aydınlar ve bilge kişiler

Entel kelimesi Fransızcadan gelmektedir. Entelektüel kelimesinin kısaltılmışıdır. Bu sıfatı taşıyan kimselere entel demek suretiyle ona küçültücü bir mana verilmek istenmiştir.(*)

Türkiye'de de bir entel tipi vardır. Tanınmış bir mağazadan alınmış siyah bir palto giyerler. Paltonun dış cebinde ismi okunacak şekilde yerleştirilmiş "Le Monde" gazetesi vardır. Elinde "Borsalino" marka bir fötr şapka tutar. Şapkayı, markası okunacak bir şekilde elinde taşır. Başlıca özellikleri, her konuda basit çözümler üretmektir. Kendilerine ait görevlerde bile basit çözümlere giderler ama bu çözümleri uygulayamazlar. Fransa'da yayınlanan "Le Monde" gazetesi entel tipini bu tarife yakın şekilde anlattıktan sonra, bunların çoğunun "solcu" olmadıkları halde "solcu geçindiklerini" belirtmiştir.

Ülkede bir de hakikaten entellektüel olan aydın insanlar sınıfı vardır. Bunlar ülke sorunlarını çok iyi bildikleri halde, zaman zaman etkili görünmek gayretiyle entel takımı ile iş birliği yaparlar. Bu durumda birçok kimse, "aydınlar dilekçesindeki" tanınmış bazı entelleri misal göstererek aydınları küçümsemeye kalkarlar.

Ülkemizdeki aydınlar ülke politikasında etkili olmak maksadıyla arasıra bildiriler imzalarlar. Son defa da Güneydoğudaki terör olaylarının bitmesi için yapılması gerekenler konusunda düşüncelerini belirtmişlerdir.

Bu maksatla kaleme alınan "aydınlar dilekçesi" medyada tartışma konusu olmuştur. Bu arada "Aydın kimdir?" sorusu üzerine fikir yürütenler olmuştur.

Bu ülkede aydınlar sınıfı yanında bir bilge insanlar sınıfı vardır. Bunlara batı dünyasında "Wise Man" ismi verilir. Bunlar ise bir sihirbaz ustalığıyla, ülke sorunları üzerine eğilirler. İşte ülkeleri ayakta tutan kitle "bilge kişiler"dir. Bilge olmak başka bir deyimle "akil olmak" aydın olmaktan, akıllı ve zeki olmaktan farklı bir şeydir. Ben tanıdığım ve tarihte okuduğum bilge kişilerin ülke bütünlüğüne yaptıkları katkıları hep incelemek istemişimdir.

Bilge iki insan ve örnek iki olay

Bilge insandan ne kastettiğimi anlatabilmek için iki olaydan bahsetmek isterim. Bunlardan bir tanesi şudur:

Yargıtay Onursal Daire Başkanlarından dostumuz Rıfat Beyazıt, 1980 yılı ortalarında, oğlunu görmek için Diyarbakır'a gitmiştir. O dönem ülkemizde "kurtarılmış bölgelerin" var olduğu bir dönemdir. Rahmetli Beyazıt bu seyahatten o kadar tedirgin olmuştur ki, dönüşünde orada gördüklerini bütün dostlarına anlatmayı bir görev bilmiştir. Ben de bu anlatılanları dinleyenlerden birisiyim.

Anlattığı belli başlı şeyler şunlardır:

Yolda kendisinden pasaport sorulması, üzerinde arama yapılması gibi pek çok acı olaya şahit olmuştur. Bunlar çok önemli şeyler olmakla birlikte, asıl önemli olan kızının eczanesinde şahit olduğu bir olaydır.

Eczaneye yaşlı bir adam girer ve elindeki reçeteyi eczacı hanıma uzatır. Eczacı hanım reçeteye bir göz attıktan sonra:

"Amca bu ilaçlar bizde yok..." der. Yaşlı adam reçeteyi geri alırken söylenmeye başlar: "Kızım ilaç yok diye üzülme. Ortada devlet yok, hükümet yok. İlaç olmuş olmamış ne yazar." diye söylenerek gitmeye davranır. Rıfat bey adamın söylediklerini duyunca ona buyur eder:

"Ağa sen otur şurada konuşalım. Çocuklar senin ilacını arasınlar." der..

İhtiyar oturup çayını içerken, başından geçen olayları anlatır. Ancak anlattıklarından bir tanesi çok önemlidir:

-Bey, Atatürk zamanında Dersim İsyanına katıldığı için benim babam asıldı. Ama devlete muğber değilim. Biliyorum Atatürk babamı Kürt olduğu için astırmadı. Devlete karşı geldiği için astırdı.

Ve devam eder:

-O zaman devlet vardı... Devlet olmayınca, ekmek olmuş, olmamış, ilaç olmuş olmamış, ne önemi var.

İhtiyarın olaylara bu bakışı bu ülkenin temelini oluşturan bilgeliğin bir sembolü idi.

İkinci bir olay

Bir de Derviş Paşanın "Fırkai İslahiye hareketi zamanında geçmiş bir olay vardır. Cevdet Paşa'nın "Maruzat" isimli eserinde yazdığına göre, Padişah, İngilizlerin sızdırdığı bir haberle, Kozanoğlu'nun isyan edeceğini öğrenmiştir. Bu isyanı çıkmadan önce bastırmak üzere, Kozanaoğlu'nun üzerine Derviş Paşa kumandasında asker gönderir.

Kozanoğlu kaçar. Fakat Derviş paşa, muhtemel bir ayaklanmayı önlemek için, Kozanoğlu mıntıkasındaki Türkmen aşiretlerini alıp, Osmaniye civarındaki ovalara yerleştirir. Ovadaki Kürt ve Arap kökenli aşiretleri alıp Toros dağlarındaki köylere yerleştirir.

Ancak aşiret reislerinden Tor Deli Hasan isimli birisi aile efradını alarak dağlara çıkar ve sürgünden kurtulur. Bir mağaraya saklanır.

Derviş Paşa bunun üzerine gitmez. Ve Tor Deli Hasan ölünceye kadar bu mağarada kalır.

Tor Deli Hasanın bir uygulaması vardır: Ekin zamanı, civarda bulunan insanlardan vergi toplar ve bu vergileri Adana Valisine yollar. Zaman zaman yokluk çeken aşiret mensupları bu uygulamaya karşı çıksalar da bu âdetinden vazgeçmez. Buna muhalefet edenlere verdiği cevap çok çarpıcıdır.

-Benim Osman-ı-Ali ile hiçbir hesabım yoktur. Benim kavgam Derviş Paşa iledir. Topladığım vergiler devletindir ve haramdır.

Birçok tarihçi Osmanlı İmparatorluğunun 600 sene ayakta kalmasının asıl sırrını anlayamamış, bu imparatorluğun enkazından yeni bir cumhuriyetin doğuşundaki mucizeyi kavrayamamışlardır. İşte bu mucizenin yapıcıları bu gün pek çoğu toprak altında olan bilge kişilerdir.

Dersim harekâtının başlamasını, uygulamalardaki yanlışlıkları her zaman tartışabiliriz ve tartışmalıyız da. Ancak bunu Kürt kökenli vatandaşlara karşı yapılmış bir olay olarak anlatmak yanlıştır.

Milli mücadele esnasında ve daha sonraları Anadolu'da çıkan isyanları, bunların bastırılmasını bu bilge insanların bakışıyla görmek zorundayız. Abaza isyanına karşı olan harekâtı Abaza soykırımı, Çerkez Ethem'le olan çatışmayı Çerkez kökenli vatandaşlara karşı yapılmış olaylar gibi göstermek çok yanlıştır.

İstiklal harbi zamanında bir Türkmen aşireti olan Çapanoğlu isyanını da Türklere karşı uygulanan bir soykırım olayı olarak mı göreceğiz?

Ermeni soykırımı iddiasını da bu bilge insanların bakışıyla değerlendirmemiz gerekmektedir.

Çoğu zaman devletle, kanunları uygulayan bürokratları yani "devletlû" kişileri karıştırıyoruz. İşte Güneydoğudaki yanlışlık da bundan ileri gelmektedir. Bilge insanlar, başka bir deyişle bu ülkenin aksakallıları, devletle devletlû arasındaki ayrımı yapabilmektedirler.

Sayın Başbakan'ın Diyarbakır'a gitmeden önce aydın diye tanımlanan kişilere randevu vermesini takdirle karşılıyoruz. Acaba bilge kişiler de ona ulaşmak isteseler bu kolaylığı görebilecekler midir?

Danışmanları arasında bilgelik derecesinde tecrübe sahibi olanlar var mı? Veya bunları arıyorlar mı?

(*)"Entelektüeller krizleri çözmeye değil, çıkarmaya yarar.
Umberto Eco- Radikal- Yıldırım Türkel yazısından


22 Ağustos 2005
Pazartesi
 
CEVDET AKÇALI


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED