|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bir siyasi partinin meşruiyeti siyasi ve hukuki meşruiyetinin bir arada gidebilmesine bağlıdır. Siyasi meşruiyet halkın tasvibini görmesi, toplumsal destek bulmasıyla mümkündür. Hukuki meşruiyet ise Anayasal ve yasal düzene uygunluğuyla… Güçlü bir meşruiyet oluşturmak ve kalıcı olmak isteyen partiler bu ikisini birden sağlayabilmelidir. Aksi halde toplumun bir kısmının desteğini alır, ama hukuki meşruiyet yetersizliğinin üreteceği krizlerden kurtulamaz. DEHAP versiyonu partilerin aşamadığı sorun budur. En genel anlamıyla meşruiyet krizinden kurtulamıyorlar. Bunda siyasal sistemin bakış açısının ve mevcut düzenlemelerin kimi zaman etkisi olabilir, ama önemli ölçüde bu partinin söylem ve eylemleri de bu krizleri besleyen bir mahiyet taşıyor. DEHAP Demokratik Toplum Hareketi'ne dönüştü, ama kafa yapısı değişmedi. Hala parmağı göze sokarak meseleleri gösterme derdindeler. Zana'lar yaptıkları açıklamada meşruiyet diye bir dertleri olmadığını da ortaya koydular. Apo'ya biatlarını tazelediler. "Yok sayılarak görmezden gelinen ciddi bir tecritle iç içe yaşatılan sayın Abdullah Öcalan'ın sorunun çözümünde muhatap olma bakış açısının kabulünde rolünü oynamaya çalışmıştır" sözleri bu siyasal çizginin yine çıkmaz sokakta olduğunu gösteriyor. Bugüne kadar ‚tarafları adlandırma' hususunda ellerinden geleni yaptıkları gibi yine aynı gayreti göstereceklermiş. Koskoca bir Kürt meselesinin Apo'yu kurturma operasyonuna dönüşmesi çok hazindir. Legal bir siyasal partinin terör örgütüyle devleti iki taraf sayarak, bu örgütün selameti için çaba göstermeyi kendisine hedef seçmesi ayrı bir çarpıklıktır. Yapılan açıklamada da görüyoruz ki, kimsenin Kürtlerin temel hakları ve insanca yaşaması gibi bir derdi yok, tüm dertleri PKK'yı taraf yapmak, Apo'yu kurtarmak. Peki Kürt kökenli insanların bu açıklamaları görünce ''Siz kimin için siyaset yapıyorsunuz, derdiniz nedir" diye sorası gelmiyor mu? Siyasal sistemin legal sınırlarını hiçe sayan, demokratik düzenin başdüşmanı olan silahı ve terörü kabul edilebilir bir yöntem olarak gören bir anlayışın ne siyasal sisteme, ne demokrasiye, ne de Kürt kökenli insanlara bir katkısı olamaz. Terör örgütünün kavgacı üslubunu ve başkaldırı söylemini, silahsız olarak siyaset düzleminde sürdürmek netice almak için siyaset yapmak değildir. PKK bile dağlarda çatışarak, silahlı isyanla netice alamadığını bunca yıl sonra anlamıştır herhalde. Terör'ün artık dünyaca lanetlenen bir eylem biçimi olduğu konuşulmasa da anlaşılıyor. Ama DEHAP çizgisi hala aynı kafayla siyaset yapmaya devam ediyor, hala bu söylemle siyaseten hiçbir kazanım devşiremeyeceklerini anlayamadılar. Demokratik Toplum Hareketi'nin daha kuruluşunda takındığı tavır, yine siyasetsizlik politikasını devam ettireceklerini, siyaseti tıkayacaklarını, Kürt kesimlerin ipotek altına almaya çalıştıkları iradelerini yine toprağa akıtacaklarını gösterdi. DEHAP çizgisinin Öcalan'ı 'kutsal bir mit' haline getirerek, 'lider için dava' tavrı sergilemesi sivil siyaset yerine yine güdümlü, şiddetin ittirmesiyle hareket eden, inadlaşma merkezli bir siyaset takip edeceklerini gösteriyor. Silahlı mücadeleyi propaganda olarak gören bir anlayış, nasıl sivil ve demokratik bir siyaset üretebilir? Bir ülkenin insanlarının ölmesini normal karşılayan, öldürmeyi ve ölmeyi siyaset zanneden bir anlayış, bu ülkenin insanlarına nasıl hizmet edebilir? Türklerin her geçen gün nefretini arttıran bu çıkışlar, bu gayrı insani, gayrı demokratik, gayrı politik terör sevdası Kürtlerin nasıl desteğini alabilir, Kürtlere nasıl hizmet edebilir? DEHAP çizgisinden artık kimse Türkiye partisi olmasını, tüm halkı kucaklamasını, etnik milliyetçilik yapmamasını beklemiyor, bunu yapamayacakları belli oldu; bari biraz demokrat, biraz sivil olsunlar, yasal düzende kalmaya çalışsınlar. Bunun böyle olmaması, olunamadığını göstermiyor, bilinçli olarak olunmadığını gösteriyor.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |