|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
ABD Savunma Bakanlığı'nda patlak veren casusluk skandalı inanılmaz bir boyut kazanıyor. Douglas Feith gibi aşırı sağcı bir Yahudi'nin yönetimi altında çalışan Larry Franklin adlı Pentagon çalışanının, ABD'nin Irak ve İran'a ilişkin gizli dosyalarını Amerikan-İsrail İlişkileri Komitesi'ne (AIPAC) aktarması, oradan da bu dosyaların İsrail'e ulaşmasıyla ilgili skandalın üstü örtülmeye çalışılıyor. Skandalın birinci ve ikinci adamları tespit edilemedi, edilmesi de beklenmiyor. Gerçi Douglas Feith gibi isimlerin ofisleri incelemeye alındı ama göstermelik bir soruşturma. Türk-İsrail ilişkilerinin merkezinde yer alan, Türkiye'nin lobiciliğine soyunan, bu ülkenin milyonlarca dolarını cebe indiren, Türkiye'nin siyasi hayatında belirgin yeri olan, bugün Ortadoğu'da yaşanan kaosun mimarları olan kişi ve çevreler, skandalın tam merkezinde. Üstelik bunlar "Türk dostu" olarak tanınıyor. Buraya kadar yeni bir şey yok: Ancak önceki gün okuduğum son söyleşisinde Sibel Edmonds, bu ülkede hemen herkesi son derece rahatsız edecek şekilde Türkiye'nin de bu skandalın merkezinde yer aldığını ortaya koyan sözler söylüyor. FBI'da Türkçe ve Farsça çevirmen iken bazı kirli ilişkileri fark eden ve bunların nasıl gizlendiğini gören Edmonds, 11 Eylül sonrasında yaşananları açıklığa kavuşturacak çok şey söyledi bugüne kadar. Uyuşturucu trafiği, silah kaçakçılığı ve para transferlerinde ABD yönetimindeki bazı çevrelerin, lobi kuruluşlarının, askeri ve istihbarat kuruluşların ne tür rol aldıklarını, Afganistan'dan ABD'ye uzanan uyuşturucu hattının kimler tarafından yönetildiğini, mesela Kosova'nın bu trafikteki rolünü, terörle savaşa ayarlanan dünyada bu çevrelerin terörü nasıl finanse ettiklerini hep Edmonds dosyasından öğreniyoruz. Tabi bazı olaylar gerçekleştikçe taşlar daha da yerine oturuyor. Son söyleşisinde, kendi olayının AIPAC skandalıyla bağlantısını ortaya koyuyor. Pentagon ve Dışişleri'nde görev yapan kişilerin ve bazı seçilmişlerin bu kirli işlerdeki rolünü tekrarlayan Edmonds, bunlardan bazılarının NATO'da görev yaptığını, Türkiye'de uzun süre bulunduğunu belirtiyor. Bunu yaparken çok çarpıcı bir şey daha söylüyor: Türk-Amerikan Konseyi'nin (ATC) AIPAC'adlı kuruluşla benzerliklerine dikkat çekiyor. AIPAC'a mensup bazı kişilerin ATC'ye de yakın olması son derece ilginç. Edmonds, karanlık ilişkiler ağında Türk-Amerikan Konseyi'ne de yer veriyor ancak daha fazla konuşamayacağını belirtiyor. Sadece bu organizasyonun çok sayıda alt şubesi olduğunu söyleyerek, Türk-Amerikan Derneği (ATA) ve ATAA gibi kuruluşların ismini veriyor. Edmonds, AIPAC skandalıyla bu karanlık ilişkilerin, terörü bile finanse eden, uyuşturucu ve silah kaçakçılığını yöneten, parayı kontrol eden büyük operasyonun çok az bir kısmının ortaya çıkabildiğini belirterek, terörden Afganistan işgaline, askeri ihalelerden lobi faaliyetlerine uzanan büyük tezgahın derinliğine işaret ediyor. Söyleşiyi okurken daha önce okuduğum bir yazıyı hatırladım: 14 Şubat 2005 tarihli "The American Turkish Council: US Association Helps Create New World Order" adlı yazıda, Türk Amerikan Konseyi hakkında çarpıcı iddialar var. Yazı, adından başka "Türk"ü olmayan kuruluşun kimlere hizmet ettiğini anlatıyor. Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini amaçlayan kuruluşun aslında ABD'nin 21. yüzyıla dönük projeleri için kurulduğu, dünya genelinde ekonomik, siyasi ve askeri hegemonyası için çalıştığı belirtiliyor. ATC'nin Bush ailesi tarafından yönetildiğine, Lockeed Martin'den Coca Cola'ya, ExxonMobil'den Pfizer'a, Shell'den General Dynamics'e kadar büyük şirketlerin kuruluşun üyeleri olduğuna işaret ediliyor. ATC üyeleri arasında CSIS, Eisenhower, Brookings ve neoconların tapınağı AEI gibi yüzlerce kuruluşun bulunduğu, kuruluşun ABD'nin yeni Avrasya projesinin merkezi olduğu ifade ediliyor. Harita'da Orta Asya, Kafkaslar ve Doğu Avrupa var. Hedef Belarus, Romanya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Polonya, Ukrayna, Çeçenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Orta Asya ülkelerini ABD kontrolüne almak. Soros bu yolu izlemiyor mu? Bu amaçla ATC'ye paralel olarak Amerikan-Azerbaycan Ticaret Odası kuruldu. Dick Cheney, Richard Armitage, Zbigniew Brzezinsky ve James Baker gibi üyeleri var. Ardından ABD-Kazakistan İşadamları Derneği kuruldu. ChevronTexaco, Lockheed Martin, Halliburton gibi üyeleri var. Üçüncü olarak Çeçenistan için ABD Barış Komitesi kuruldu. Üyeleri arasında yine Brzezinsky, Alexander Haig gibi isimler var. Dördüncü olarak Amerikan-Gürcistan İşadamları Konseyi kuruldu. Yine Baker, ExxonMobil gibi kuruluşlar var. Yine Ukrayna, Belarus, Türkmenistan, Tacikistan ve Özbekistan'la ilgili yan kuruluşlar oluşturuldu. Bunlara bağlı alt birimler de... Hepsi birbiriyle bağlantılı ve bir yere, Amerikan derin devletine ait. Hepsinin öncüsü ATC. Yani ABD'de "Türk" veya "Türkiye" adını taşıyan kuruluşların Türkiye ile ilgisi yok. Sadece Türk vatandaşı çalışanları var. Türkiye'nin değil, ABD ve İsrail'in çıkarları için kuruldular. AIPAC gibi Yahudi lobi kuruluşlarıyla başında "Türk" ifadesi bulunan kuruluşlar aynı amaca hizmet ediyor ve birbirleriyle bağlantılı. Sibel Edmonds'un anlatamadığı şeyler ne zaman açığa çıkar? Doğu Avrupa'dan Ortadoğu'ya ve Orta Asya'ya uzanan, Büyük Ortadoğu olarak yeniden tanımlanan coğrafyada AIPAC ve ATA gibi kuruluşlar üzerinden yürütülen ilişkilerin niteliği ortaya çıktığında nasıl bir dünya göreceğiz? Uyuşturucudan silah kaçakçılığına, ekonomik kriz programlarından kadife devrimlere, işgallerden devlet terörüne… Yeni dünya düzeni bu kavramlar üzerinde şekilleniyor… Bu arada bir soru: Irak ordusunun 40 milyar dolara yakın malvarlığına el koyan, milyarlarca dolarlık yolsuzlukla bu silah ve mühimmatları satan, füzeleri bir çok ülkeye transfer eden, Türkiye'den ortakları olan, Türkiye üzerinden silah ve mühimmat transferleri yapan, para transferleri ve suikastlere imza atan şebeke ile AIPAC skandalı arasında ne bağlantı var? Belki bir gün öğreniriz…
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |