|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bana bu yazıyı yazdıran Sivas'ta yayımlanan Hayat Ağacı (Tlf: 0346 223 70 88) dergisi oldu (Bahar 2005. Sayı: 2). Daha doğrusu bu dergide yayımlanan bir fotoğraf. Bir zamanlar içinde ördeklerin yüzdüğü dupduru akan Mısmılırmak resmi (K. Üredi arşivinden alınmış, sf. 125). Ya, işe bak sen, dedim. Bir zamanlar, Sivas'ın içinden dereler geçer ve Kızılırmak'a karışırmış. Mısmılırmak da bunlardan biri. (Mısmıl eski bir kelime. "Yavaş"mı demek, "temiz"mi demek çıkaramadım). Ama fotoğraf enfes. İnsanın içini ferahlatıyor, pitoresk bir manzara ki, bu kadar olur. Sivas'ın içinden geçen ve zamanla kirlenerek yokolan dereleri, suları anlatan "Suları öldürmek" başlıklı yazı da çok dokunaklı. Duru suyu çok sevdiğim için bana fazla tesir etti galiba (Ya da ölen nehirlerimizi hatırladım: Büyük ve Küçük Menderes, Gediz, Sakarya, Meriç, Ergene vb.). Kültür, sanat ve çevre dergisi olan Hayat Ağacı Sivas'ın eski günlerinden bahseden yazılarla dolu. Okuyanları maziye çekiyor, buruk bir tat bırakıyor zihinde. Dergi Sivas Hizmet Vakfı adına Dr. Hasan Canpolat tarafından yayımlanıyor. Genel Yayın Yönetmeni: Kadir Pürlü. Editör: İbrahim Yasak. Yazı İşleri Müdürü: Saffet Beştepe. Yayın Kurulu içinde akademisyenler var. Büyük boy kuşe kâğıda basılmış. Çok kıymetli fotoğraflar ve yazılar dergiyi özellikli kılmış. Tek takıldığım fotoğraf (resim) "Tahir Mirza" hikâyesinde çeşmeden su dolduran karpuz kollu kız oldu. Sarık-şalvar zamanında ne gezer bu elbise. Bu dergiler bize çok değil elli sene içinde şehirlerimizin nereden nereye geldiğini belgeliyor (Bir güzel dergi de Maraşlılar çıkarıyor). Dergi sayfalarını karıştırdıkça her birinin kendine has özellikleri ile ayrı hususiyetler barındırdığı; estetik bütünlük taşıyan; mimarisi, yemeği, suyu, esnafı, insanı ve günlük yaşantısı ile medeniyetimizin vakur ve âsude timsalleri olan şehirlerimizin çok kısa bir zaman içinde nasıl elden çıktığını acıyla görüyoruz. İşin tuhaf tarafı şudur: Nasıl insan sağlıklı iken sağlığının kıymetini bilmez de; hastalığa duçar olduktan sonra "ah benim akılsız başım" diyerek dizini döverse; bizler de o güzelim şehirlerin içine ettikten sonra dönüp, dergiler çıkararak eski günleri yâdediyoruz. Heyhat!... Giden gitti ve bir daha geri dönmeyecek. O zaman şunu yapmak lazım: Geçmişten ders alıp, geleceğe öylece bakmak ve istikbali planlamak. Bu babda şunları söylemek isterim: Ülkemizde eski şehirler elden çıkalıberi hemen her belde geçmişi anmak ve bu toprakların hangi zenginlikleri taşıdığını belgemek üzere dergiler çıkarıyor. Buna diyeceğim yok. Kültür birikimi toplanmalı, tanıtılmalı, hatırlanmalı. Ama dergilerin bir bölümü de mevcut durumu değerlendirmeli, eleştirmeli, istikbale dönük teklifler sunmalı, projeler geliştirmelidir. Sadece "ah, vah" edip dövünmek işe yaramıyor. Dünya değişti, biz de değiştik. Ne o bağlar kaldı, ne o dereler, ne o çeşmeler. Şimdi elde bulunan ile ele geçecek olan konusunda tartışabiliriz. Tartışmanın bir iki kısır konu etrafında (Turizm, sanayi, kalkınma vb.) dolaşması da ayrı bir talihsizlik. Bu elbette ki zihnî kısırlığa delalet ediyor. Şehirlerimizi ne turizm, ne festivaller kurtarabilir. Şehirlerimizi öncelikle şehrin yerli ahalisinin şehre ait kültürü, şuuru ve aksiyonu kurtarabilir. Kaybolan derenin, çöken çeşmenin, yıkılan mescidin, çürüyen konağın, dağılan mahallenin -kısaca şehri asırlarca belli bir hüriyet ve estetik içinde ayakta tutan unsurların- yerine ne koyabiliriz? Bu zor ve büyük bir mesele. Sadece bir şehre ait değil; tüm Türkiye'yi ilgilendiriyor. Dolayısıyla birkaç kişinin hassasiyetine ve gayretine bırakılamaz. Müsbet örneklere raslanıyor. Meselâ: Beypazarı.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |