|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bir grup aydın diye anılan zevatın "koşulsuz ateşkes" deklerasyonundan sonra Başbakan'ın onlar adına birkaçıyla görüşmüş olması birçok tartışmayı birden gündeme getirdi. Bu tartışma konularından biri de aydın tartışması idi. Kime aydın denilip kime denmeyeceği de tartışma konusu oldu. Kimileri bu grubu terör örgütünün sözcüsü yerine koyduğu için, önyargılı olarak onları hemen aydınlıktan aforoz etti. Kimileri de bu grubu savunarak aydın tartışmasına katkıda bulundu. Hoş bu grubun sözcüsü kendilerine aydın denmesinden rahatsız olduklarını ve aydın olarak anılmak istemediklerini de açıkça söylediler ama ok bir defa yaydan çıkmış ve bir grup aydın olarak anılmaya başlanmışlardı. Ben bu bir grup aydın diye anılan insanları tartışmak istemiyorum. İçlerinde eleştireceklerimiz de sahipleneceklerimiz de vardır. Çenesinde bir tutam sakal ağzında bir pipo ve yabancı kelimelerle konuşup aydın geçinen tipler olduğu gibi, kaliteli eğitim aldığını zanneden ve kimi akademik ünvanlara sahip olduğu için aydın geçinenler de vardır. Çok okuyup çok yazdığı ve kimi radyo ve tv programlarında çok konuştuğu için aydın olduğu vehmine kapılanlara da rastlamak mümkündür. Sakal ve pipoyu bir kenara bırakacak olursak, saydığım diğer özelliklerin hepsi güzel, hepsi takdir edilecek, hepsi insana olumlu katkı sağlayacak özelliklerdir ama aydın olmak için yeterli değildir. Kime aydın denir sorusuna cevap veren Toktamış Ateş'in şu ifadelerine katılıyorum:"Aydın kavramı spekülasyona açık bir kavramdır ve genellikle yanlış kullanılır. Gerçekten eğitimli insanları aydın sayma gibisinden bir eğilim vardır ki, bu yaklaşım yanlıştır. Kendi adıma ben öyle insanlar tanıdım ki, bir ilkokul diplomaları olmamasına karşın, tartışmasız bir biçimde 'Aydın'dırlar. Tam tersine birkaç üniversite diploması olan öyle insanlar tanıdım ki aydın kavramının yanına bile yaklaşamazlardı.. Peki o zaman aydını nasıl tanımlayacağız? Aydın insan, 'kendisi ve çevresiyle ilgili sorunları gören ve bu sorunlara çözüm önerileri üreten ve geliştiren' insandır. Yani aydın kişi, öncelikle 'sorunları' gören ve eski deyimiyle teşhis eden insandır. Fakat 'dert ettiği sorunlar', salt kendi sorunları değil aynı zamanda 'çevresinin' sorunlarıdır. Sorunları görmek, aydın sayılmak için yetmez. Bu sorunların çözümü için kafa yormak ve sırasında eylem yapmak da aydın olmanın bir gereği ve ölçüsüdür. Ah vah çekerek pasif kalmak asla aydın davranışı değildir."(Cumhuriyet, 23.08.2005) Kimliklerini bir kenara bırakarak insanlara insan olarak bakabilmek ve onların sorunuyla dertlenebilmek ve gereğinde eylem yapabilmek. Kendi yandaşlarının sorunu söz konusu olduğunda kıyametler koparan ama başkalarının sorunu söz konusu olduğunda ilgisiz kalan bununla beraber aydın olmayı da kimseye bırakmayanlarla dolu ülkemiz. Biri Yezidi, biri Müslüman biri de Hristiyan üç ahbab köy ağasının bostanına girmiş, bulduklarını yemeye başlamışlar. Tam o sırada ağa çıkagelmiş ve onları yakalamış. Ağa Yezidi'ye dönmüş, "Hadi bunların kitabı var peygamberi var, sen hangi yüzle benim bostanımdan mahsulümü yersin bire densiz"diyerek pat küt adamı yerinden kalkamaz hale getirmiş. Diğer ikisi ağanın gazabından kurtulduklarını zannetmişler. Ağa Yezidi'nin işini bitirdikten sonra dönmüş Hristiyan olana,"Haydi bu adam Müslüman tek Allah'a inanır sen hem Allah'a ortak koşarsın hem de benim bostanıma girersin" diyerek onu da bir bahane ile yerinden kalkamaz hale getirir. Müslüman olan kurtulduğunu zanneder ama ağa bu kez Müslüman olana döner, "Sen nasıl hem müslümanım dersin hem de rızam olmadan benim bostanıma girersin" diyerek onu da bir güzel döver. Hristiyanla Müslüman ayılıp kendilerine gelince söylenmeye başlamışlar: "Yezidi'ye yardım etmeliydik."
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |