AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
'Devlet operasyonu'

Dün bütün dikkatler Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında yoğunlaşmıştı. Askerlerin sunacağı rapora yansıyacak kurmay değerlendirmelerini MGK'nın sivil üyeleri de merakla bekliyordu. Rapor üzerine açılan tartışmada kimbilir neler konuşulmuştur...

Ancak, beklentiye gölge düşüren bir gelişme oldu şu yakınlarda... İşgal ettiği koltuk sebebiyle bayağı uzun bir süre MGK üyeliği koltuğunda oturmuş emekli Org. Aytaç Yalman, konuyla ilgili kendi kişisel görüşlerini Cumhuriyet'te yayımladı. Bir tespiti bayağı tuhaf. Şöyle diyor Org. Yalman: "Abdullah Öcalan'ın yakalanmasıyla Barzani ve Talabani'ye ciddi bir alternatif olma ihtimali ortadan kaldırılmış ve bölgedeki gücünün pasifize edilmesiyle Kürt liderlere siyasi, askeri alanlarda geniş bir manevra sahası sağlanmış, daha rahat hareket edebilmişler ve Amerika'ya kendilerini daha bağımlı hissetmeye başlamışlardır."

Benim açımdan sorun şu soruda düğümleniyor: Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesine kadar varan süreç Türk Silâhlı Kuvvetlerinin (TSK) de içinde yer aldığı bir 'devlet operasyonu' değil miydi? Org. Yalman TSK'nın başlattığı bir süreç sonunda Türkiye'nin çıkarlarının zedelendiğini, bugün karşımıza çıkan tablonun aleyhimize olduğunu iddia ediyorsa, her şeyden önce, o sürecin sorgulanması gerekir. TSK hiyerarşisi içerisinde yer almış bir emekli orgeneral kendileri tarafından başlatılmış bir süreci bugün eleştiriyorsa, kurmay değerlendirmelerin fazla meraklanılacak bir yönü bulunmuyor demektir...

Bu, çok ciddi bir durum; ciddiliği şuradan: Org. Aytaç Yalman'a göre, Öcalan'ı Suriye'den çıkarıp İmralı'ya kapatan süreç, Türkiye'nin önüne "Sevr'in hortlatılması ihtimalini dayatan" süreçtir... O halde biraz gerilere gidip Org. Aytaç'ın Sevr ile irtibatlandırdığı sürecin bütün kahramanlarını gözden geçirelim...

Süreci Org. Yalman'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığında selefi Org. Atilla Ateş başlatmıştı gayet iyi hatırlanacağı gibi... 16 Eylül 1998 tarihinde, Org. Atilla Ateş Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde şu sözleri sarf etti: "Türk devleti olarak komşularımızla iyi ilişkiler kurmaya çalışıyoruz. Bu iyi niyetimize rağmen bazı komşularımız, özellikle ismini açıkça söylüyorum, Suriye gibi komşular, iyi niyetimizi yanlış tefsir ediyorlar. Apo denen eşkıyayı destekleyerek Türkiye'yi terör belasına bulaştırdılar. Türkiye iyi ilişkiler konusunda gerekli çabayı gösterdi. Türkiye beklediği karşılığı alamazsa, her türlü tedbiri almaya hak kazanacaktır. Artık sabrımız kalmadı."

İki hafta sonra, yeni yasama yılını açış konuşmasında, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de Suriye'yi suçladı: "Suriye, Türkiye'ye karşı açık bir husumet politikası izlemektedir. PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye'ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kez daha tüm dünyaya ilan ediyorum."

Aynı akşam verilen resmî dâvette, Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, TSK'nın kararlılığını pekiştiren açıklamalarda bulundu. Başbakan Mesut Yılmaz da cüppenin altındaki sopayı sonunda gösterdi: "Birleşmiş Milletler yasasının 51. maddesi Suriye'ye karşı bize meşru müdafaa hakkı vermektedir." 6 Ekim 1998'de toplanan Bakanlar Kurulu da, Suriye'ye karşı her türlü caydırıcı tedbirin alınmasına karar verdi.

Şu isimleri yanyana yazabiliriz o halde: Org. Atilla Ateş, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Başbakan Mesut Yılmaz ve hükümetinin bütün bakanları...

Yazının burasında Org. Aytaç Yalman'ın hüküm cümlesini bir daha okuyunuz: "Abdullah Öcalan'ın yakalanmasıyla Barzani ve Talabani'ye ciddi bir alternatif olma ihtimali ortadan kaldırılmış ve bölgedeki gücünün pasifize edilmesiyle Kürt liderlere siyasi, askeri alanlarda geniş bir manevra sahası sağlanmış, daha rahat hareket edebilmişler ve Amerika'ya kendilerini daha bağımlı hissetmeye başlamışlardır."

Konunun bir de Öcalan'ın Kenya'da derdest edilip Türkiye'ye getirildiği Şubat 1999 boyutu var. CIA'nin Ankara'daki temsilcisi 4 Şubat 1999'da muhatabı olan MİT müsteşarı Şenkal Atasagun'a, "Apo'yu size teslime hazırız" diyor... Şart, Öcalan'ın Türkiye'ye sağ-salim getirilmesi, âdil yargılanması ve idam edilmemesi...

Teklifin yapıldığı günün gecesi, bayağı geç bir saatte (kaynaklar "23.10'da" diyor), Çankaya Köşkü'nde, Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu, MİT Müsteşarı Atasagun biraraya geliyor. Oradan, "Tamam, alalım" kararı çıkıyor. Teslim edilme işlemine, Genelkurmay İstihbarat Dairesinin başındaki Org. Fevzi Türkeri de katılıyor...

Demirel, Yılmaz, Kıvrıkoğlu, Ateş'e ek olarak, Ecevit, Atasagun ve Türkeri... Devletin bir dönem bütün üst düzeyi yani... Yalnız Eylül 1998'de Suriye'yi sıkıştırarak Öcalan'ı saklandığı yerden çıkartan devletimiz değil, Öcalan'ın Türkiye'ye teslimini kararlaştıran da bütün organlarıyla devletimiz... Org. Yalman'ın Sevr ile arasında irtibat kurduğu süreç bir 'devlet operasyonu' sizin anlayacağınız...

Bu nasıl iş böyle? Kurmay değerlendirmesi mi bu, yoksa komplo teorisi mi?


24 Ağustos 2005
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED