AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
MGK toplantısı: Bir değerlendirme

Dün toplanan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı, Türk siyasal siteminin mevcut dengeleri çerçevesinde ve Başbakan'ın Kürt sorununa ilişkin yaptığı çıkışlar sonrasında önemli sayılabilecek bir toplantıydı.

Şehir dışındayım ve önümde kimi gazetelerin taşra baskıları var.

Yeni Şafak gazetesi birinci sayfadaki "Asker de sosyal tedbirden yana" başlığıyla toplantı sonucuna en olumlu yaklaşan gazete olmuş. Radikal, Milliyet ve Sabah gazeteleri birinci sayfadan gördükleri toplantı haberini benzer bir şekilde "MGK Hükümete görevini hatırlattı" başlıklarıyla vermişler. Hürriyet gazetesi, "Başbakan MGK'ya güvence verdi" sözleriyle toplantıyı asker-sivil ilişkileri gölgesinden arındırmış. Haberi "Diyarbakır havası değişiyor. MGK'dan sert bildiri" diyerek manşete taşıyan tek gazete Vatan ise, 28 Şubat günlerinden kalma alışkanlığını, her riskli dönemde olduğu gibi sürdürmüş.

Okumalar, niyetlere ve tutumlara göre farklı oluyor.

MGK'dan sonra yayınlanan bildirinin bu yorumlara yol açan bölümü şöyle:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesindeki temel düşünceye uygun olarak, Anayasa'da Cumhuriyetin nitelikleri belirtilmiş, ulusun bölünmezliğini ve tümlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyeti korumak, dil, din, etnik köken, cinsiyet ayırımı gözetmeksizin kişilerin ve toplumun inanç, huzur ve mutluluğunu sağlamak, devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Cumhuriyet hükümetlerinin öncelikli hedefi, Anayasada öngörülen görevleri yerine getirerek bu amaca ulaşmaktır. Ulusun bağımsızlığı ve tümlüğü ile ülkenin bölünmezliğinin korunarak bu hedefe ulaşılacağı da kuşkusuzdur..."

Bu ifadeden bir kriz ya da uyarı sonucu çıkarmak için insanın hayal gücünü oldukça zorlaması lazım.

Türkiye'de yaşayan her aklı selim sahibi, demokrat her insan bu ifadeleri onaylar.

Kaldı ki Başbakan da Kürt sorununa ilişkin gerek Ankara'da gerek Diyarbakır'da yaptığı konuşmalarda tamamen bu çerçevenin altını çizmişti.

Dolayısıyla sorun, bu çerçevede ya da hedefte değil, bu çerçevenin nasıl hayata geçeceğinde, bu hedefe nasıl ulaşılacağındadır...

Nitekim temel görüş ayrılığı ve çatışma yıllardır bu konuda yaşanmaktadır.

Salt asayiş tedbirleri, baskı, teröre karşı topluma yönelen topyekûn şiddet, bölgenin tersten askerileştirilmesi, göçertme hamleleri, özgürlükler alanının sınırlanması, demokrasinin dizginlenmesi politikaları, Türkiye'nin uzun yıllar uyguladığı, bugün birçok açıdan iflas etmiş ve ülkeyi kelimenin gerçek anlamıyla bölünmeye iten politikalardır.

Buna karşılık, terör sorunu ile Kürt sorununu birbirinden ayırmak, Kürt sorununun çözümünün siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal adımlardan, katılımcılıktan geçtiğini söylemek ve bunlar üzerine politika inşa etmeye kalmak Türkiye'nin bütünlüğünü demokrasi içinde ve demokrasi yoluyla koruyabilecek yegane akılcı tutuma işaret eder. Bu tutum demokrasiyi sadece yasal düzenlemeler olarak tanımlamayan, aynı zamanda değerler, siyaset yapma tarzı ve aktörler açısından ön koşul olarak gören bir anlayışı ifade eder.

Nitekim bir süredir hükümetin yeni hamlesinin aralarında kimi askerlerin ve kimi siyasi partilerin de bulunduğu bir grup tarafından bölücülük, Cumhuriyet ilkelerine aykırılık, PKK'yla görüşme yolu olarak yorumlanması fiili açıdan son derece anlamsızdır.

MGK toplantısının en önemli sonucu bu anlamsızlığı o düzeyde bile ortaya koymuş olmasıdır.

Toplantı sonucuna ilişkin iki temel gözlemimiz şu yöndedir:

1. Başkan'ın son dönemlerde en kritik konuda yaptığı en riskli çıkış bile asker-sivil gerginliğine yol açmamış, siyasi iktidar oyunun iplerini elinde tutmuştur. Bu gelişmede Başbakan'ın MGK öncesi ve sırasında aldığı tavrın, kararlı tutumun ve bu konuda seferber etmeyi bildiği sivil desteğin önemli payı vardır.

2. Diğer taraftan 2002 yılından bu yana atılan demokratikleşme adımlarının ve özgürlükler alanının genişletilmesi politikasının ilk önemli sonuçları devletin hemen her kesiminde şu ya da bu düzeyde fark edilmeye başlanmıştır. Hükümetin ve MGK Genel Sekreterliği'nin hazırladığı raporların aynı istikamette olması, 2005 yılında terörün artmasının ana nedeninin "örgütün yaşadığı sıkışıklık ve iç mücadele" olarak tanımlanması önemlidir. En azından sorumluluk demokratikleşme projesine çıkartılmamıştır. Şimdi mesele PKK'nın yaşadığı bu sıkışıklığın en önemli nedenlerinden birisinin demokratikleşme hamleleri olduğunun görülmesidir.

Yaşanılan zor günlere rağmen iyi yoldayız...

Yeter ki kimileri gölge etmesin...


25 Ağustos 2005
Perşembe
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED