|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İçim kızgınlıkla doluydu. Ne diyeceğimi kestiremiyordum. Olacak şey değil. Ben, kusarak, öğürerek buralara değin geliyorum, bilincim tümüyle yerinde ve açık.. ama zehirlenmişim.. kanım pıtlılaşmaya durmuş.. o haldeyken.. En iyisi başından mı almak? O dağ başında yaptığımız iftara kadar gidelim mi? Her şey orda başladı çünkü. Aşçı dükkanının sahibi, ben namaza kalkmışken acı bal getirmiş ve arkadaşıma, bu baldan günde ancak bir çay kaşığı kadar yenebileceğini söylemiş. Benim bu dozdan haberim yok. Sofraya oturduğumda, bana yalnızca bu baldan benim de isteyip istemediğimi sordu, balın adı bana ilginç geldiğinden (acı bal: ilginç değil mi?) isterim dedim. Yemekten sonra bir çorba kaşığı kadar yedim. Yolculuk sonrası eve geldiğimizde, yatmadan önce bir çorba kaşığı kadar daha yedim. Ertesi gün, akşam yemeğinden sonra ve gece yatmadan önce birer çorba kaşığı kadar daha aldım. Yattıktan ancak yarım saat kadar sonra, belki onbeş dakika sonra, sonsuz saydam bir kara boşluğun içine düşmüş olarak ve ürkünç bir feryatla yatağımdan fırlatıldığımı gördüm. İlk düşündüğüm şey, bu iş buraya kadar, oldu. O anda yarım kalmış şeylerin hiçbiri önem taşımıyor. Yarım kalmışlıkla, yarım bırakılmışlıklar.. bütün bunlar, o saydam saltık boşluğun derinliklerinde yitiyor, anlamından yalıtılıyor.. ve belki en güzeli, umursanmıyor. Hiçbir şeye hak sahibi olmadığını, hiçbir şeyin üzerinde bir hakkın bulunmadığını iliklerinde sezinliyorsun. Meğer her şey emanetmiş. Allah'tan eşim uyanık davrandı. Bana tuzlu ayran içirdi. Midem bir ölçüde bu yoldan temizlendi. Ama bulantı, baş dönmesi, dermansızlık sürüyor.. ve en kötüsü kan basıncı en düşük düzeyde.. Hastanenin yolunu tuttuk. Dostumuz olan bir komşunun yardımıyla gittiğimiz ilk hastanede, iki acemi doktor -acemi, ama nöbete bırakılmış, nöbete ve acil servise..- nabzımı ölçtü ve bana kalp pili takılması gerektiğini söyledi. Ben de: "Ne lazımsa yapın" dedim. Kalp pilini biz takamayız dediler. Kim takacaksa o gelsin, icabına baksın, dedim. "En iyisi biz seni başka bir hastaneye gönderelim" dediler ve arkasından sordular: "Yürüyebilir misin?" Yürümem gerekiyorsa yürüyeceğimi söyledim. Ve yatmakta olduğum sedyeden kalktım. Acilin oradan, hastanenin bahçesindeki otomobile kadar yürümem gerekiyor. Fakat bu ne cehalet, bu ne vurdumduymazlık, nasıl bir sorumsuzluk.. benim, aslında, yattığım yerden hareket ettirilmemem gerekiyormuş.. O iki doktorun kayıtsız bakışları altında yürümeye çalışarak otomobile yöneldim. Bu suretle gittiğimiz ikinci hastanedeki doktor nabzımı tuttu ve benim nerden geldiğimi sordu. Söyledim. "Bu halde seni nasıl bırakırlar?" dedi öfke dolu bir merakla. Koluma serum takıldı. Onbeş dakika sonra odamdayım. Serumun etkisi fark edilmeye başladıkça yüzüme kan geldiğini, vücudumun ısındığını hissetmeye başladım. Uyudum mu, bayıldım mı, bilemiyorum. Ancak gece yarısına doğru hemen yanı başımda oluşan bir vaveyla ile uyandım. Enfarktüs geçirmiş bir kasabı yanımdaki yatağa yatırdılar. Adamın kasap olduğunu sonradan öğrendim doğallıkla. Kasabın yakınları bayağı gürültü şamata yapıyor. Odada başka kimse yokmuşça, varsa bile umursamadan.. Neyse onlar dağıldı. Kasap da yalnız kaldı. Ona, geçmiş olsun demeye fırsat buldum. Yeniden dalmıştım ki, kasabın etrafında gene bir hehey zılgıtla uyandım. Yattığım yerden, nerdeyse sekiz on kişi olduklarını söyleyebileceğim bir kalabalık.. Nöbetçileri, bekçileri nasıl atlatarak oraya ulaştıklarını birbirlerine ve kasaba ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar. Ve.. ve.. en ilginci, ona kavurma getirdiklerini söylüyorlar. "Sen kavurmayı seversin" diyor birisi. Öteki: "Yemene bak, boğazına perişan olma" diye öğüt veriyor. Kasap da: "Elinize sağlık, pek güzel olmuş" diyerek elinden geldiğince atıştırmaya, boğazına perişan olmamaya gayret ediyor. Ben o ara dalıp gitmişim. Sabahleyin gözümü açtığımda kasabın yatağı boştu. Gelen hemşireye sorduğumda: "Ex" dedi mırıltılı bir fısıltıyla ve belki de bu kelimeyi benim anlamayacağımı düşünerek. Meğer kasap sonradan kötüleşmiş; müdahale için başka bir servise kaldırmışlar.. geri dönmemiş.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |