|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| S P O R | 14 ARALIK 2005 ÇARŞAMBA | ||
|
|
Süper ligde ilk devrenin sonuna yaklaşıyoruz. Diğer büyüklerin yanar söner bir iki hamlesi dikkate alınmazsa Fenerbahçe ilk perdeyi tek star olarak kapatıyor. Ligdeki futbolu ve gücü sadece Trabzonspor’la 2-2 berabere kaldığı maçta tartışılabilen Fenerbahçe dışında ligi şenlendiren başka bir takım yok. Nobre ve Anelka gibi yıldızları oynamadığı zaman bile bu takım rahatlıkla maç kazanıyor. Zira istikrarlı ve iyi yönetiliyor. İlginçtir yapısı ve gelenekleri itibariyle ülkenin en zor futbol kulübü olmasına rağmen Fenerbahçe birkaç yıldır büyükler arasında en huzurlu takım. Ne var ki huzur bu açıdan Türk futbolunda bir istisna oluşturuyor. Nitekim Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un iç dalaşları, başkanlarının yol açtığı meşruiyet tartışması sadece sportif açıdan değil idari açıdan da bir çöküşün ifadesidir... Ve bu çöküş yıllar süren bir birikimin sonucudur. Özetle kişilere, başkanlara bağlı olmaktan çok sistemlere bağlıdır. Galatasaray, Terim döneminde inşa edilen karizmatik otorite ya da “başbuğ” modelinden kurumsal bir modele geçmekte zorlanıyor ve eski dönemin yarattığı milyon dolarlık borçlarıyla cebelleşiyor. Yönetimi ve taraftarıyla ülkenin en duygusal ve geleneksel takımı Beşiktaş kendi dünyasına kapalı, profesyonellikten uzak olmayı akıl almaz bir şekilde sürdürüyor. Biraz millicilik, biraz da Nouma aşkının simgelediği forma aşkı takıntısı Beşiktaş kökenli vasat teknik direktörler, delikanlı futbolcular, gözü yaşlı yöneticilerle bu takımı savurmaya devam ediyor. Trabzonspor’dan söz etmeye hiç gerek yok. Rekabette her anlamda geri kaldı Karadeniz ekibi. Ogün ve Abdullah ikilisinden sonra Fatih ve Gökdeniz ikilisiyle işi idare eder bir görüntü veriyor. Fenerbahçe’nin durumu mükemmel mi? Elbet değil. Kurumsallaşmasına rağmen ataerkil bir yönetim üslubunu hala aşamadı. Ama diğer takımlarını altüst eden kriz faktörlerini bertaraf etti. Stadıyla, geliriyle, uzun vadeli düşünmeyi öğrenmesiyle... Bu köşe de sıkça “Fenerbahçe sadece sportif anlamda değil, idari anlamda da diğerlerine model olmalıdır” dememiz boşuna değil... Futbolda kaos Futbol dünyası her zaman olduğu gibi karışık. Federasyonun olağanüstü genel kurul kararı İsviçre maçında yaşanan rezaletin faturasının yavaş yavaş çıkmaya başladığını gösteriyor. Ama endişem o ki, bu fatura Türk futbol dünyasındaki keyfiliği ve kaosu biraz daha arttıracak. Levent Bıçakçı ekibi genel kuruldan güvenoyu alarak çıkarsa, Takim Kurulu-Kulüpler-Federasyon dalaşı had safhaya gelecektir. Keyfilik, zor kullanma, otoriterlik üzerine oturan Terim zihniyeti Türk futbolunu teslim alacaktır. Fener’in borcu Fenerbahçe’nin her şeye rağmen Türkiye’ye bir borcu var. 7 takımla katıldığımız Avrupa kupalarına 5 takımla katılır hale gelmemiz, önümüzdeki yıldan sonra lig şampiyonun Avrupa Şampiyonlar Kulüpler Kupası için ön eleme maçı yapacak olması, önemli ölçüde Fenerbahçe’nin ülke puanlarını rahatça harcamasının sonucu. Birileri Daum’a şunu söylemeli: Bu ülkeden olmak, bu ülkeye yararlı olmak “biz Türkler” demekle, İstiklal marşı söylemekle olmuyor... Fener sosyolojisi Camiasıyla, gelenekleriyle, iç yapısıyla Türkiye’nin en farklı takımıdır Fenerbahçe. Gücü de buradan kaynaklanır, sıkıntıları da. Rakiplerini isim olarak ezen vakur imajını, biraz da buna borçludur Yani başkanlardan antrenörlere, efsaneleşmiş oyunculara kadar herkesin üzerinde bir güç, bir kimlik olmasını buna borçludur. Kısacası, ‘Feneri Fener kılan’ şey; tek adam modeline, örneğin ‘Başbuğ Fatih’ modeline müsaade etmeyecek güç dengelerinin takımı olmasıdır. Fenerbahçe’de yönetici, idari menajer, antrenör, başkan ülke çapında bir karizmaya, bir güce, bir kişiliğe sahip olmak zorundadır.
|
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Kültür |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |