T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D Ü Ş Ü N C E   G Ü N D E M İ 14 ARALIK 2005 ÇARŞAMBA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

YÖNETEN:
Yusuf KAPLAN


SEKÜLER ALGI BİÇİMLERİNİ AŞMAK VE ÖZGÜRLEŞMEK…

Sekülerlik, insanlık tarihinde, sadece Batılıların kutsadıkları bir algı/lama ve varoluş biçimi. Tarihin hiçbir döneminde, her şeyi bu dünyadan ibaret gören ve dünyevîleştiren büyük medeniyet örnekleriyle karşılaşmıyoruz. Yalnızca kökleri Antik Yunan'a kadar uzanan modern Batı uygarlığının sadece Batı toplumlarının değil, bütün dünya toplumlarının insanı, hayatı, dünyayı, tabiatı, kainatı ve Tanrı'yı yeni bir paganizm biçimi olarak seküler algılama biçimine kilitlediğini ve hapsettiğini görüyoruz. Ortaya çıkan şey, her alanda ve her şeyde tek boyutun, dolayısıyla yabancılaşmanın ve yozlaşmanın hükümfermâ olması.

Batı'da sekülerliği haklı, hatta zorunlu kılan temel tarihî gerçeklikler ve gerekçeler var/dı: İnsan, kilise makinası tarafından yok sayılmış, özgür iradesi elinden alınmıştı. Bu duruma müdahale edilmesi gerekiyordu. Edildi de nitekim. Ama önce bir ifratla boğuşan Batı insanı, bu kez de bir tefrit'in ortasında buldu kendini; ama kendini bulamadı, kendini nasıl bulabileceğinin, nasıl kendi olabileceğinin, dolayısıyla nasıl özgürleşebileceğinin yolunu-yordamını bulamadı tam olarak. İnsanın kilise makinasının tasallutundan özgürleşmesi çabası, insanın Tanrılaşması sonucunu doğurdu. Bugün gelinen noktada insanın insan olarak varlığı da tehlikeye girmiş durumda.

Özgürleşmek, kişinin kendini ve sınırlarını fark etmesiyle başlayan bir süreçtir. Kendini ve sınırlarını fark eden kişi, kainatın, insanın ve Yüce Yaratıcı'nın sırlarını keşfedebilecek kapıları aralamaya başlamış demektir. Yüce Yaratıcı'ya teslim olamayan kişi, başka her şeye teslim olmaktan kendini ve yakasını kurtaramayacak; özgürlüğünü yitirecektir.

Bugün düşünce gündemimizde özgün bir dil kurma arayışının öne çıktığı dört romana imza atan genç romancı ve yazarlarımızdan Leyla İpekçi Kaplanoğlu'nun, içimizi aydınlatan, bizi bir ruh ışıması iklimine ulaştıran teslim olma durumunu tasvir, tarif, tahlil, tefrik ve teklif eden nefis bir yazısı var. Leyla İpekçi Kaplanoğlu'nun, zaman zaman düşünce gündemimize konuk olacağını da hatırlatmak isterim.
(YUSUF KAPLAN)


Müslüman kalbi ve siyaset
TESLİM OLMAK

Hakikati kendi yarattığı gerçeklerde aramanın insanı nasıl da yüzeye doğru yaydığını, örneğin suyu, ateşi, havayı sanki bu dünyada bulmamış da kendi yaratmış gibi kibirlenmenin insanı nasıl da ilahi niteliklerinden uzaklaştırdığını duyumsayabilirsiniz

  • LEYLA İPEKÇİ KAPLANOĞLU
    Söz konusu kalp alanı olduğu sürece, herkesin tecrübesi biriciktir. Ve bu biricikliğin idraki çoğul olana yansıdıkça, çoğulluğu kucakladıkça artmaktadır. Bu durumda ister istemez konuşmaktan daha öte bir dili işitme ihtiyacı doğuyor; iç sesimizi… Böylelikle mesela Fransa'da "Müslüman ateistler" olarak tanımlanan bir etnik grubun laik ama batılı olmadığının analizini yaparken kavramların tuzağına düşmekten bir kez daha kurtulabiliriz. Müslüman kelimesinin "teslim olmak" anlamına geldiğini, dolayısıyla hem kendini kul olarak görmenin, hem de kul olmayı reddetmenin bir arada olamayacağını öğrenmiş oluruz en azından. Ve tabii her ne kadar birey olmak, günümüzde kul olmayı reddetse de, kul olmanın çok daha kapsayıcı bir idrake uzandığını ve birey olmayı içerdiğini de öğrenmemiz gerekiyor.

    "VAHYEDİLMİŞ KELAM"

    Müslüman isminin "vahyedilmiş kelam"la bildirilen kelimelerinden biri olduğunu, yalnızca İslâm dinine bu şekilde bir isim verildiğini, bu son dinin tüm önceki dinleri içine alıp kapsadığını ve sadece ona girenler için değil tüm insanlar için bir davet olduğunu bilmekte fayda var. Yani birisi "Ben Müslümanım" diyorsa tüm bu iç seslerden geçerek gelir bu kelime sizin kulağınıza. Dolayısıyla bu tanım onun siyasi duruşunu (eğer bizim ülkemizde yaşıyorsa) ama daha kapsayıcı olarak insan ve kainat tasavvurunu yansıtır.

    Peki teslim olmak ne demek bu dini retorikte? İsyan ederken de itaat ederken de bunun Yaratan'dan olduğunu dilinle ve kalbinle tasdik etmek demek. Çok kabaca. Birkaç katman aşağıda belki yavaş yavaş kelimelerin neden dağa, denize, toprağa değil de insan'a emanet edildiğini, neden yalnızca insan'dan kendini ifade etmesi beklendiğini keşfetmeye başlarsınız. Ve oralarda bir yerde, bir başkasından öğrenmenin mümkün olmayacağı şeyleri fark edersiniz… Artık çağdan çağa, toplumdan topluma göreceli "siyasi simge", "kamusal alan" gibi eksik hakikatlere tam kulluk etmenin anlamsızlığına varmış olabilirsiniz.

    HAKİKATİN FAZLASINI BİLME

    "Hakikatin daha fazlasını ben zaten bilirim" demeye mola verip, hakikatin bıraktığı boşluğun neyi işaret ettiğini duyumsamaya başlarsınız. Mesela "vahyedilmiş kelam"ın hakikatin tamamını kapsadığını, bu yüzden bu katman katman ifade edilmiş sözleri anlamak için derinleşmek gerektiğini söyleyen sufilere kulak vermek, kıyısız bir okyanusa doğru yolculuğa çıkarabilir belki kalbinizi. Hakikati kendi yarattığı gerçeklerde aramanın insanı nasıl da yüzeye doğru yaydığını, örneğin suyu, ateşi, havayı sanki bu dünyada bulmamış da kendi yaratmış gibi kibirlenmenin insanı nasıl da ilahi niteliklerinden uzaklaştırdığını duyumsayabilirsiniz.

    Tüm özelliklerimizi kendimiz yapmış olsaydık, kendimize dilediğimiz gibi hükmedebilirdik. Ama yine içimizden biliriz ki bu mümkün olmuyor hiç. İnsanın yalnız çevresel ve genetik gerçekliğini değil, yalnız istatistiksel ve psikanalitik gerçekliğini değil, tüm bunlarla birlikte ama bunlardan daha fazla bir şey olabileceğini düşünmeye başlarsınız. Neden-sonuç ilişkileriyle insan hakikatini tanımlamanın mümkün olmadığına varırsınız. Kainattaki sonsuz değişimin "bir" olduğu, değişimlerin yanılgıya döndüğü o an, "düz çizgi ilerlemeciliği"nden de kurtulduğunuz andır. Kalp artık sizin için yalnızca kan pompalayan kaslardan ibaret değildir. Orada, kainata sığmayan şeylerin sizin kalbinize sığdırıldığını sezmeye başlarsınız.

    Toplumsal söylemlerin bugünün dünyasında siyasi bir çukura gömdüğü "inanç" kelimesi ile açıklanamıyor artık sanırım bu bilgi. Çünkü inanç zihinden geliyor ve zihin tekrarlarla, görecelikli gerçeklerle oluşuyor. Şüphe ve vehim katıdır; zihin daha çok. Kalp ise güvenir, odur bilen, iman eden. İç içe, kopuk, bir arada, gidip gelen, kesişip ayrışan hakikatlerin zaman ve mekandan bağımsız hâlde "bir" olduğunu ve buradaki yalınlığı fark ettiğinizde hayret ve hayranlığa da varabilirsiniz. İnsan'ın ezel ile ebedi içeren kodlarla kendi yalın hakikatine yaklaştığını içinizden yanıtlarsınız sık sık.

    İşte o vakit her şeyin sizin elinizde olduğunu ama aynı anda da hiçbir şeyin sizin elinizde olmadığını ve bu ikisinin birbirinden bağımsız değil, bir bütün oluşturduğunu keşfedersiniz. Dikey bir formattır bu keşif. Zihinden kalbe olduğu kadar, yukarıdan aşağıyadır, yani güneş ışınları gibi düşey. Rabbin kuluna kelamı gibi düşey. Artık neden sonuç ilişkileriyle, analiz ve sentezlerle tamamlayamaz olursunuz varoluşunuzun size bıraktığı boşluğu... Çünkü sır orada kalacaktır, Yaratan ile yaratılan arasında bir fısıltı olarak. Ve herkesin kendi kulağında.

    ALLAH RIZASI İÇİN ÖRTÜNME

    Teslim olmaya dair daha onlarca sayfa yazılabilir şüphesiz, hatta yüzlerce. Gerçekleşmiş bir özgürlük, en tamamlanmış özgürlük, teslim olmaktır dini retorikte. Allah ile kul arasındaki tüm engellerden, yarı tanrılardan, bilinçaltı ilahlardan, gizli veya açık şirkten kurtulur, korkularınızla arzularınızın ayağınıza dolanarak her daim önünüze birer zaaf olarak gelmesine engel olmaya başlarsınız. Ne günah çıkarmak için Allah ile aranıza bir yetkili kişi ya da kurum alırsınız, ne de tövbe etmek için. Nispi gerçeklerin hakikatinde mutlak olanı sezer, başkasından istediklerinizi de aslında farkında olmadan O'ndan istediğinizi, çünkü verenin aslında yalnız O olduğunu fark edersiniz.

    Susuz bir sevgili gibi yalnız "Allah rızası için" doyar, acıkır, kendinizi ifade eder ya da örtünürsünüz. İlle 'başkalarının rızası' (kocanın veya babanın zoruyla değil, sadece Allah rızası için örtünmenin ne olduğunu anlamayanlar) veya ille 'başkalarının onayı' (Leyla Şahine'e ısrarla arkanızda kim var sorusunu soranlar) gibi kışkırtıcı söylemler sizin için hep birer yarı tanrı olarak kalacaktır. Artık Rab ile kulun kalbi arasındaki bu dikey eksende "kamusal alan" veya "siyasi simge" gibi birtakım "yatay terimler" şüphesiz çok anlamsız duracaktır.

    İslâm'ı biraz olsun anlamak isteyenler, belki bu hakikatten hoşlanmıyorlar. Kendilerine göre haklı da olabilirler. Ama teslim olmuş bir kalbin hakikatini ve ondaki özgürlük mefhumunu kavrayamadan toplumsal çözüm üretmeye kalktıklarında ne kadar trajikomik durumlara düştüklerini fark etmelerinin de başka yolu yok. Örtünmüş bir kadına "teslim olmak metaforik olarak çırılçıplak olmak demek, örtünmek ile arasında bir çelişki yok mu" şeklinde bir soru sorulabiliyorsa, teslim olmayı görsel bir kavrama indirgeyen zihinlere yönelik daha pek çok yazı kaleme almak gerekecektir sanırım.

    "Onlar kapanırsa gelip bizi de kapatacaklar" gibi kendi yarattıkları ilaha tapmak yerine, umulur ki biraz daha az konuşup biraz daha çok dinlemeye başlarlar. Böylelikle kendi vehimleriyle oluşturdukları bu yarı terimleri kesin ve değişmez bir hakikatmiş gibi İslami meseleleri ifade etmek için kullanıp durmak yerine biraz daha saf niyetle, biraz daha çok çalışırlar. Kalpten "olan" ile "olmayan"ı ayırabilmek için önce saf bir niyete sahip olmak gerekmez mi? Toplumsal huzura ulaşmak için, bir arada ama kendi kanatlarımızla uçmamızın da başka yolu yok ne yapalım ki.

    Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi