T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 14 ARALIK 2005 ÇARŞAMBA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv
Salih TUNA

Derin sorgu

Çoğuna göre değişim, dünyalar güzeli bir kelimedir; benim "nezdimde'', fingirdek, iblisin metresi bir heyulâ. Değişim bu, önüne kimi katsa ağzının suyu akar; karşısında kim durursa mahveder.

Parmenides de değişimi reddeder. Çünkü değişim, "şimdi"nin elveda demesi, olmayanın şappadak sahne almasıdır. Parmenides'in derdi; varlık-yokluk meselesi. O bizi aşar. Bizimkisi nostalji: Mümkün olsa, bütün paramı Affan Dede'nin banka hesabına yatırıp, çocukluğumu satın alırdım. Hiçbir şey yapmasam, topumuzu hacamat eden bakkal Rami amcanın sülalesinin hatırını sorardım yine.

Ne ki, Herakleitos'ten beri her şeyi kuşatan "değişim" kelimesi, aynı zamanda bir hakikat. "Heraklit, Heraklit / suya kabil mi vurmak kilit?'' demiş Nazım Hikmet. Ah, keşke "kabil" olsa da, Orhan abinin şarkısındaki, "Yarabbim sen büyüksün / Durdur geçen zamanı kulların gülsün!" duamız kabul olsa.

Gelgelelim, kimse değişimin elinden kurtulamaz. Kant'ın deyimiyle, "Tarihe yabancı olanın dışındaki her şey" değişime mahkumdur. Madem ki doğuş var, zaman ve mekanda yolculuk başladı demektir. Hayat böyle, ne çare!..

İki yüz yıldır bu ülkede "değişim" sancısı çekiyoruz. Yaşanan; zihinden zihine, gönülden gönüle, "eşya ve hadiselere" akan geleneğin, doğal mecrasında tekamülüne izin vermeyen değişimin gerilimidir. Geleneğini aşağılayarak, kültürünü imha ederek, hafızasını silerek toplumu topyekûn yıkıp yeniden inşa etme hikayesidir bu. Yani; ibda yerine taklit, inkişaf yerine inhirafın hikayesi.

Kestirmeden söylersek; değişim diye, bin yılın yabancısı bir paradigma, bir "logos" dayatıldı bu millete abiler... Lakin, "değişim" kabuktan öteye geçemedi; tartışma, melbusattan.

Millet direndi, direnme nedir bilmeden. Zaten millet direnmese; toprak ve dağ ve nehir ve milletin "ruh kökü"nü soluyan hava, tarihten kaçanların yapışır yakasına.

Uzun lafın kısası; bizdeki değişim sancısı kopuş, kırılma ve çatışmayı doğurdu en sonunda. İşte böyle başladı; topluma, çevreye karşı zorla değişim sağlayamayan merkezin sorgusu!..

Merkezin sorgusu, "iyi polis-kötü polis" misali iki uçtan kıskaca alır çevreyi. Biri sopa, öteki havuç; biri zorba, diğeri haspa. Bir yana dönsen husumet; diğer yana dönsen iğva.

Ve derin sorgu başlar:

"Takıyye mi yapıyorsun?Nasıl değiştin anlat, itiraf et!"

"Bir sabah kalkmışım ki değişmişim, kendimi bile tanıyamadım."

"Kızma amcası, bence de çok değişti inan ki; yani bu kadar olur."

"Doğru söylüyor. Bak, oğlumun küpesi bile var kulağında."

"Gizli ajandanı göster."

"Yok valla abi, olsa dükkan senin!"

"Hadi amcaya değiştiğini bir daha göster yavrum."

"Ama 'çevre' bakınca değişemem, utanıyorum."

"Uzatma, gerçek niyetin ne? Söyle!"

Gel de sabret. Ulan niyet zaten "gerçek" olsa, niyet olmaz; "gerçek niyet" ne demek?

Çevre de kalkıp sormaz ki temsilcisine; "Bu nobran sorulara niye muhatap oluyorsun? Kendilerinde bu hakkı nerden buluyorlar? Yoksa onlara benim bilmediğim bir sözün mü var?" Sormaz, çünkü soruları burada merkez sorar. O iktidara taşır, ağır işçidir sadece. Bilir ki, iktidarın bedenine sahip olabilir ama ruhuna asla. İktidarın ruhu muktedir olmaktır abiler...

Merkezin istediği; değiştiremediği çevreyi hepten devre dışı bırakmak, dahası temsilcisi eliyle değişmeye zorlamak. Hadi, spot çekelim: İki yüz yılın intikamını almak. Temsilciyi de çevreden kopartarak ayaklarını yerden kesmek. İktidarda kalabilmenin yolunun değişmekten, gergedanlaşmaktan geçtiğini kafasına nakşetmek.

"Gergedan" oyununda, Ionesco'nun kahramanı Beranger, değişmeyi başaramadığı için gergedanlaşamaz ve insan kalır.

Bize gergedanlaşmaya, başkalaşmaya karşı Beranger gibi değil, klas duruşuyla yol gösterecek biri gerek.

Gelin burada susalım da, "Arap Saati"nin kırk üçüncü sayfasında büyük usta Nuri Pakdil ne diyor dinleyelim: "Biri, kimseyi iplemeden duruyorsa, o toplum mutlaka sarsılır."


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Dizi | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi