AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Özelleştirmeler iç borca yarar mı?

Refahyol iktidarı döneminde, iç borçlar 23 milyar dolardı ve o dönemde yabancı değerlendirme kuruluşlarından J.P. Morgan, kamu iktisadi teşekküllerine 60 milyar dolar değer biçiyordu. Yani bunların üçte biri özelleştirilebilseydi, iç borçlar sekiz yılda o günkü değerin sekiz katına çıkamayacaktı

Özelleştirmede, moda tabirle, yükselen bir trend yakalandı. Gerek kamu şirketleri, gerek Uzan ve benzeri grupların TMSF'ye aktarılmış şirketleri, iki üç yıl öncesinde telaffuz edilen rakamların birkaç misline ulaşan fiyatlarla yerli veya yabancı sermayedarlara satılıyor. Alıcılar çoğunlukla yerli-yabancı ortaklığı biçiminde oluyor. Hatta sermayenin yerliliği veya yabancılığı artık sorgulanır hale geldi. "Yabancı sermaye" kavramı anlamını kaybetti.

Özelleştirme kimilerine göre vatan hainliği, kimilerine göre emsalsiz bir yurtseverlik. Her halükârda, Türkiye'nin bu işte çok geç kaldığı bir gerçek. Batı dünyasında genellikle 1970 ve 1980'lerde bu süreç aşağı yukarı tamamlandı. (Doğu Avrupa'da ise 1989'u izleyen on yıl içinde yapılabilecek her türlü özelleştirme yapıldı.) İtalya 9 yıl içinde 111 milyar dolar, Fransa 8 yıl içinde 72 milyar dolar gelir elde etti. Avustralya'nın özelleştirmeden sağladığı gelir ise 70 milyar dolar oldu.

Özelleştirme Batı dünyasında son çeyrek yüzyılda gündeme gelmiş olsa da, ilk başarılı özelleştirme deneyimi ondan 100 yıl önce, 1880'lerde Japonya'da yaşandı. Meiji Islahatı (1868) ile kurulan modern Japon devleti, ilk aşamada özel birey veya kurumların giremediği çeşitli sanayi alanlarına bir girişimci gibi girmiş ve tekstilden madencilik ve gemi inşa sanayiine kadar birçok sektörde tesisler kurmuştu. Fakat aradan beş on yıl geçtikten sonra, imalatın devlet işi olmadığını kavramış ve tesisleri Mitsui, Mitsubishi gibi özel sektör holdinglerine (zaibatsu) devretmişti. Satış fiyatları ve ödeme şartları son derece elverişliydi.

Japon özelleştirmesinin felsefesi çok önemliydi: Uygun şartlarda bu kamu tesislerine sahip olan özel şirketler, bu 'kıyak' karşılığında, optimum kapasitelere kavuşup, dünya pazarlarına açılacaklardı. Batılı rakipleriyle ciddi rekabete girip ülkeye gerekli dövizi kazandıramayanların vay haline! Böylece Japon şirketleri, Avrupa ve Amerikan şirketlerinin elinde bulunan Japon ihracat ve ithalatını çeyrek yüzyılda kendi ellerine aldılar. Japon sanayileşmesinin temelleri 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'nin yardımıyla değil, 1880'lerdeki bu bilinçli sanayileşme hamlesiyle atıldı. Japonların bu sayede savaş meydanlarında önce Çin'i (1895), sonra Rusya'yı (1905) devirdikleri unutulmamalı.

Şimdi ise, özelleştirme olsa olsa, kamunun borç yükünü azaltıcı bir işlev görebilir. Özelleştirme gelirleri sayesinde, devlet daha az borçlanma ihtiyacı duyar ve böylece 15 yıldır süregelen yüksek reel faiz mel'anetinden biraz olsun kurtulabilirsek, ülke olarak en büyük kazancımız bu olur. Malum, her bir puanlık faiz düşüşünde devletin toplam faiz yükü 3 milyar dolar azalıyor!

On yıl geriye gidiyor ve şu basit hesabı yapıyorum: Refahyol iktidarı döneminde, iç borçlar 23 milyar dolardı. Yabancı değerlendirme kuruluşlarından biri (yanlış hatırlamıyorsam J. P. Morgan) kamu iktisadi teşekküllerine 60 milyar dolar değer biçiyordu. Yani bunların üçte biri özelleştirilebilseydi, iç borçlar kar topu gibi büyüyemeyecek ve sekiz yılda o günkü değerin sekiz katına çıkamayacaktı. Bugünkü özelleştirme karşıtlarının tutumlarını değerlendirirken, onlarla 28 Şubatçıların ortak yönlerini göz ardı etmememiz yerinde olur.


2 Ekim 2005
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon
Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED