|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Cinsel farklılıkların insan hayatının şekillenmesindeki rolü ve etkisi, hiç kuşku yok ki insan hayatının tikel parçacıklarının birer resmi olması bakımından hâtıratlar için de aynen geçerlidir. Bu nedenle erkeklerin yazdıkları hatıralar ile kadınların yazdıkları hatıralar arasında, yazarların sadece sosyal ve siyasal konumlarına değil, cinsel konumlarına özgü farklılıklar da bulunur. Sözgelimi erkekler için hiç de önemli olmayan bazı olaylar, kadınlar için fevkalâde önem taşıdığı gibi, aksi de doğrudur. Olup bitenleri nasıl gördüklerini, nasıl yorumladıklarını, pek tabii ki hatırat sahiplerinin sadece olaylardaki rolleri veya olup bitenlere yakınlıkları değil, aynı zamanda düşünce ve duygu seviyeleri de belirler. Çünkü insan, olayların etkin kahramanı olduğunda dahi edilgin karakterdedir; zira insanoğlu etkilerken bile etkilenir. Etkilenme düzeyi, olayın kendisi kadar kendi mizac ve karakterinin hususiyetlerine de bağlıdır. Bu bakımdan bir düşünürün veya sanatçının anıları ile bir siyasetçinin veya işadamının anıları arasındaki temel farkın, yaşadıkları olaylardan veya bu olaylar hakkında anlattıklarından çok, anlatım tarzlarında, açıkçası dikkat ettikleri, önemsedikleri veya bakmaktan kaçındıkları noktalarda tebarüz ettiğini söylersek, mübalağaya kaçtığımız düşünülmemelidir. Hatırat sahiplerinin, kişisel açıklamalarının başkalarını ne kadar ilgilendirdiğini ve işbu ilginin ne tür sonuçlara yol açabileceğini hesap etmelerinde, bu yüzden, bir tuhaflık yoktur. Hatırat sahibi, haklı olarak kendi söylediklerini önemser, tecrübeli okur ise, hatırat sahibinin söylemediklerini. Aynı konuda veya aynı olaylarla ilgili olarak farklı tanıklıklara başvurmaktan başka çare yoktur. Yorum ise ayrıntıların kıvrımlarından beslenmek zorundadır. Önemli olanı önemsiz ayrıntılarda teşhis etmek, hep söylenilmeyeni, söylenilmeden geçileni, saklananı görebilmek içindir. Şah Rıza Pehlevî'nin hâtıratının, gerek Prenses Süreyya'yla, gerekse Farah Diba'yla alâkalı kısımlarının Türkçe çevirisi, Prenses Süreyya'nın hatıratının sonunda yer alıyor. Şah kendi hatıratında, son evlilik töreniyle ilgili şöyle bir ayrıntıdan söz ediyor: - "Nişandan üç hafta sonra da 21 Aralık 1959'da [Farah Diba'yla] evlendik. İran geleneğine göre, kızın "Bu bayla evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" şeklindeki soruya, ilk ikisinde "Hayır!", ancak üçüncüsünde "Evet!" cevabını vermesi gerekir. Bu geleneğe uyarak Farah da nikâh töreni sırasında, beni iki kere reddettti; ancak aynı soru üçüncü kez sorulduğunda 'Evet!' cevabını verdi." (s. 330) Doğrusu ilk okuduğumda bu ayrıntıya pek bir anlam verememiştim. Niçin bir Şah, evlendiği genç kadın tarafından iki kez reddedildiğini üstüne basa basa söylemeye gerek duysun? "Herhalde" demiştim kendi kendime, "kendisine bir veliahd verememiş olsa da eski eşi Prenses Süreyya hakkında kullanmak zorunda olduğu onca özenli ve saygılı iltifattan sonra, hanedana veliahd vermiş olan yeni eşini de bu vesileyle taltif etmeye çalışıyor olmalı." Ne var ki Farah Diba'nın anıları okununca, bu lüzumsuz gibi görünen ayrıntının, öylesine bir taltif sebebiyle olmayıp, Şah'ın, yeni eşinin, gülüşmelere neden olmuş bir sakarlığını (!) kendince örtmeye matuf olduğu anlaşılıyor. Bakınız Farah Diba, aynı sahneyi kendi hatıratında nasıl anlatıyor: - "Tahran Cuma İmamı evlenecek çiftle ilgili ayetleri okuduktan sonra, bana dönerek, büyük bir ciddiyetle, yanımda duran kişiyi eş olarak kabul edip etmediğimi sordu. Gelenekler, nişanlı kızın nazlanmasını ve ancak sorunun üçüncü kez tekrarlanışından sonra kabul etmesini gerektirir ama bu defa imamın sorusunu tekrarlamasına fırsat bırakmadan, hemen atılarak öyle coşkulu bir 'evet' dedim ki törende hazır bulunanlar gülüşüp fısıldaşmaktan kendilerini alamadılar." ('Anılar', s. 100) Acaba bu iki tanıklıktan hangisi gerçekte doğruyu yansıtıyor? Elbette biz elimizdeki geçerli nedenlere istinaden Farah Diba'nın tanıklığını tercih etmek durumundayız. Zira o böylelikle bir yandan Şah'la evlenmeye nasıl da can attığını vurgularken, diğer yandan gelenekler önünde küçük düşmeyi umursamadığını îma etmektedir. Buna mukabil, Şah ise, yeni eşinin gülüşmelere neden olmuş bir zaafını (!), hiç değilse sonradan, kendince telâfi etmeye çalışmaktadır. Hakikaten biri kadınca, diğeriyse erkekçe... Arasokakların tarihini ihmal etmeyiniz; çünkü o size yalan söylemekten utanmaz!
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Ramazan | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |