|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Madem ki günlerden pazar, bugün eskinin "KronikMedya"sına yakışan bir yazı yayımlamak geldi içimden. İki derginin (Tempo ve Haftalık) kapaktan duyurdukları iki önemli "dosya"dan kısaca söz edeceğim. Ancak daha önce, ancak önceki gün haberdar olduğum bir Basın Konseyi kararına da değinmek isterim: Basın Konseyi, 5 Ekim'de Hürriyet gazetesinin "uyarılmasına" karar vermiş. Konsey'in internet sitesine girip kararı okudum. Mahkeme tutanağı gibi düzenlenmiş karar metninde "Şikayetçi" olarak "Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Kürşat Bumin"in adı yazıyor. "Şikayet Konusu" ise, Hürriyet'in 25 Temmuz tarihli sayısında yayımlanan "Öğretmeniyle Aşkını CD Yapıp Piyasaya Sürdü" başlıklı fotoğraflı haber. "İddia" ise (özetle) şöyle formüle edilmiş: "Hürriyet gazetesinin bu görüntüleri sayfasına taşımasının yanlış olduğunu, bu görüntülerin gazete yayını yoluyla elden ele dolaşmasının da kadın öğretmenin rızasına aykırı olduğunu..." Belki hatırlarsınız; gerçekten de Hürriyet'in bu haberini KronikMedya sayfamızda eleştirmiştim. Eleştirmiştim çünkü, öğretmeniyle yakın ilişkisi olan bir öğrencinin gizli olarak kaydettiği görüntüleri çoğaltarak Artvin gibi küçük bir şehirde dolaşıma sokması ayıbı ve kepazeleği yetmiyormuş gibi, bu görüntülerden bir kareyi de Hürriyet yayımlamıştı. Yani özetle, 50 yaşını geçmiş Hürriyet gazetesi 19 yaşındaki bir gencin densizliğini canı gönülden paylaşıyordu... Âdet olduğu üzere bir "şikayet formu" doldurarak Basın Konseyi'ne başvurmamıştım. "Karar verdik şimdi de bu 'kadın öğretmen' haberini (fotoğrafıyla birlikte) Konsey'e götüreceğiz. Çıkacak sonucu bugünden tahmin etsek de götüreceğiz" şeklinde hafiften ironik bir not düşmüştüm o kadar. Ama itiraf etmeliyim ki, Konsey bu kere -Hürriyet'i "uyararak"- bizi mahçup etti... Ne diyelim, darısı Hürriyet'in daha sonra yayımladığı Gamze Özçelik'e ait fotoğrafın başına... Basın Konseyi kararında en çok ilgimi çeken bölüm, şikayete ilişkin Hürriyet gazetesi avukatından gelen "savunma" oldu. Gazetenin avukatı aynen şöyle demiş: "(haberde) söz konusu öğretmeni veya diğer kişiyi aşağılamak amacı güdülmediğini, olayın haber değeri olduğu için okuyucuya yansıtıldığını, haberin objektif şekilde yayınlandığını, olayı yaşayan tarafların özel yaşantısının kamu çıkarı olduğu için haber yapıldığını, gazetedeki haber yayınlanana kadar olayın söz konusu ilde zaten aleniyet kazandığını, geniş kitlelerin zaten olaydan haberdar olduğunu.."(!) Görüyorsunuz, inanılır gibi değil... (Bu son dönemde "avukatlar"a da bir şeyler olduğu kesin!) Öyle bir "savunma" ki, iki yetişkin insanın çok özeline ilişkin gizli olarak çekilmiş bir görüntü gazetede "kamu çıkarı olduğu için" yayımlanıyor! Ayrıca mesele "aleniyet kazandığına" göre, söz konusu görüntülerin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için Hürriyet de bir omuz vermiş ise bunun neresi kötü! Gelelim iki haftalık dergimizin kapaktan duyurdukları "dosyalar"a: Bu dergilerin birbirine özenerek oluşturdukları "dosyalar"ın başlıkları şöyle: "Türbanlı porno" (Tempo), "Türbanlı ateist" (Haftalık). Bu başlıkların (hem de tam "ay"ında) "tiraj" kaygısıyla atıldığı söyleniyor. Ama ben bu fikirde değilim doğrusu. Tamam, tiraj denilen illetin rolü yoktur demiyorum. Ama bana göre bu "dosyalar"ın hazırlanmasının arkasındaki asıl neden, yazının başlığında ilan ettiğim gibi "Türk medyası"nın "ergenlik" saplantıları. Hürriyet'in biraz önce sözünü ettiğim haberinin arkasındaki neden de farklı değildi zaten. Bu başlıklardan özellikle ilkini atan ekip aslında çok bilinen bir " fantezi"yi ülkeye uyarlıyor. "Porno sektörü"nün dünyada en başta "rahibe" fantezisine başvurarak cebini doldurmaya çalışması gibi, bu sektörün Türkiye'deki "utangaç" temsilcileri de işlerine "türbanlı"yı alet etmek istiyor. Haftalık'ın "dosya"sı diğerine göre daha "masum", dolayısıyla bu gidişle Tempo'nun tirajına ulaşması imkansız! Haftalık, bir "türbanlı" kadının ağzından aktardığı "Dindar kocam ateist olduğumu anladı"(!) şeklindeki ifadelerle işin sanki "daha zihinsel" boyutlarını kurcalar gibi! Belli ki rakibinin edepsizliğiyle yarışacak kadar "olgunlaşmamış" henüz.. Sonucu görüyorsunuz: Ülkenin iki büyük haftalık dergisi, hakkında çok ciddi tartışmaların sürdüğü "türban" konusunu -hem de Ramazan filan dinlemeden- basbayağı "çerez" yapabiliyor. Bu yayınlar adı sanı bilinmeyen birtakım marjinal yayınlar olsa konuşmaya bile değmez. Ama durum öyle değil ki... Birisi (en edepsizi) ülkenin en büyük medya grubunun, diğeri ise yayınına "Önce Vatan!" diyerek başlayan bir kuruluşun yayını. Toparlayacak olursak: Medyamızın Hürriyet'ten Tempo'ya, Haftalık'tan bilmem hangisine uzanan pekçok organında karşılaştığımız "merak"ın büyük ölçüde "ergenlik saplantısı"ndan kaynaklandığını söyleyebiliriz herhalde. Bir an önce "yetişkinlik"e adım atmaları dileğiyle...
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Ramazan | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |