AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Bayram hediyesi…
Lütfen kabul buyurunuz…

Şiddet hikayeleriyle yorgun gönlünüze, bayram hediyesi niyetine aşağıdaki satırlar.

Şiddeti engellemenin tek yolu güzel insan hikayeleri biriktirmek.

Güzel insan hikayelerinden yol çizmek.Yoksa adını hatırlayamadığım bir yazarın çocuklarına nasihati gibi olur her şey. "Merhametli olunuz. Merhametli olunuz. Yoksa sizi merhametli oluncaya kadar kırbaçlarım."

I-

Birkaç yıl önce çocukluğumun pazarlarında kitap satılırdı diye nostalji yapmıştım.

Korsan kitap furyası ile birlikte kitaplar pazarlardaki yerini aldı. Sevinmeli mi üzülmeli mi?

Semt pazarlarında kitap tezgahları açılmaya başlayalı bendeniz de bu tezgahların müdavimi oldum.

Kitap almak için değil. Hayır! Korsan kitapları satın alarak destek olmam söz konusu olabilir mi? Bunca yıldır kitap yazıp da para kazanamamış, ancak dünyalar güzeli okuyucular kazanmış biri olarak… Korsan kitap satın almaya kalkmak?..

Ama her tezgahın başında uzun uzun eyleniyorum. (Eylenmek Afyon'da oyalanmak manasını kullanılır.) Kitap satın alan ev kadınlarının diyalogları ve kitap seçerkenki tutumları üzerine gözleme dayalı bir tez hazırlamak muhteşem olurdu. ('Biz neye benzeriz?' sorusuna cevap aramak için sokakları tarayan bir doktora tezi mesela… Hakiki malzemeden yola çıkarak tasvir etmek, kimselere cazip gelmeyeceği için siz yine benim satırlarıma muhtaç olacaksınız bu konuda.)

Yakın olduğu için genellikle Bostancı pazarına giderim. Üstelik Bostancı'nın pazarı çok geniş caddeler üzerine kurulu olduğu için, itiş-kakışa maruz kalmak, havasız kalmak gibi bir tehlikesi yoktur. Mesela Maltepe pazarında dolaşabilmem mümkün değil. Aşırı bir yoğunluk. Gürültü.

Ortam gergin, mekan dar olduğunda zihnim fotoğraf çekmiyor. Oysa ben pazarlara zihnim fotoğraf çeksin diye gidiyorum.

İşte size albümden bir paça.

II-

Tezgahın başında zabıtalar bekliyor, ben bekliyorum. Tezgah bir kitap tezgahı. Onlar kitabın sayfalarını karıştırıyor, ben karıştırıyorum. Üç beş kadın, öğrenci gelip gidiyor ama biz tezgaha demir atmış vaziyetteyiz. Satıcı delikanlı durumdan şikayetçi değil. Çünkü tezgahın başındaki müşteriler, her zaman başka müşterileri çeker. Nasıl oldu bilmiyorum birden zabıtaların, benim tezgahtan ayrılmamı beklediklerini farkettim. O kadar süre kitap karıştırdım, hiçbirşey almamak ayıp olacağı için Türk klasiklerinin eski baskılarının olup olmadığını sordum.

Satıcı delikanlı, 'Çalıkuşu var, ama yarısı yırtık' dedi. Yarısı yırtık dediği kitabı aldım. Kitap beni Bekir Sıtkı Erdoğan'ın Hancı şiirine götürüp getirdi: "Ben- de bir resmi var yarısı yırtık/On yıldır evimin kapısı örtük"

Zabıtaların hangi kitabı alacağını o kadar çok merak ediyorum ki, yan tezgahtaki incik boncuklara takıldım. Ellerim incik boncukta kulağım kitap tezgahında.

Son müşteriyi de nihayet göndermiş olmanın rahatlığıyla zabıtalardan uzun boylu olanı, kısık bir sesle sanki uluorta almaktan çekindiği bir kitap ismi sorar gibi, delikanlıya kitapların bandrollerini görmek istediklerini söyledi.

Delikanlı efendi bir şekilde "kitaplar bandrolsüz" dedi.

Ne yalan söylemek yoluna gitti ne kıvırdı.

"Bu tezgah arkadaşın, arkadaş on dakikaya kadar gelir" demedi.

Ya da akla izan ambalajı yeni açılmış bir oyalama taktiği. Hayır.

"Bu kitaplar korsan" dedi çocuk.

Dürüstçe.

Zabıtalar efendiliğini bozmadı.

"Bandrolsüz kitaba izin vermiyoruz" dediler.

Delikanlı yine efendi, yine vakur, yine asil.

"Başka yerlerde izin veriyorlar" dedi.

Zabıtalar "olmaz öyle şey, sen ne diyorsun" gibisinden had bildirmeye kalkmadılar.

Başladıkları gibi efendi ve üstelik biri konuşurken öteki kitap sayfalarını karıştırmaya devam ederek uyardılar delikanlıyı.

"Haftaya gelme" dediler.

Delikanlı "Peki" dedi.

Bir iki dakika daha karıştırdılar kitapları. Sonra gittiler.

Bu an hafızama muhteşem bir resim olarak kaydoldu. Biraz daha oyalandım boncuklarla. Sonra delikanlıya her hafta aynı yere tezgah açıp açmadığını sordum.

"Buraya açıyorduk. Ama haftaya gelmeyeceğim" dedi.

Üşenmedim gittim. Küçükyalı nere… Üsküdar nere…

Kafama krokisini kaydettiğim tezgahı, aradım ve buldum.

Delikanlı yoktu.

Kitap tezgahı yoktu.

Zabıtalar vardı ama, bu zabıtalar o zabıtalar mıydı?

Sayın Bakanım, kitap okuma kampanyasına zabıtaların zarafeti de dahil olmalıdır değil mi?

Ama maalesef pekçok yayınevi bu zarafeti kendi yazarına göstermiyor. Birkaç yıl önce Necati Tosuner'in bir ilanını hatırlıyorum da… Herhangi bir ülkede yazarların en tabiî hakkı olan ilkelere, Türkiye'de ne kadar uzak olunduğunun ilanı idi. Kendine yayınevi arıyordu yazar, telefonlarına çıkacak bir yayınevi.

Bayramımızın bayram olması için daha çok şefkat, daha çok merhamet ve daha çok sabra ihtiyacımız var. Şiddetin dilini konuşmak için bayram gününü seçmiyorum.

Hal ve vaziyet bundan ibaret.

Bayramınız mübarek olsun. İnşallah Allah katında kazananlardan olmuşuzdur. Ramazan'ı kazanmış olanların bayram hakkı elbet.




4 Kasım 2005
Cuma
 
FATMA K. BARBAROSOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon
Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED